Mahmud ile Yezida (1980) Taziye (1982) ve Geyikler Lanetler (1992) ilk yayımlanışlarından bugüne yurtiçi ve yurtdışında pek çok amatör ve profesyonel tiyatro grupları tarafından sahnelendi. Oyunun da edebi bir tür olarak geniş bir okura sahip olduğunu kanıtlayan bu kitapları topluca el altında bulundurmak isteyenler için bu özel tek cilt basımı hazırladık.
21 Nisan 1955 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Mardinli bir ailenin çocuğudur. Babası avukat İsmail Mungan, annesi Habibe Mungan'dır. İlk, orta ve lise yılları Mardin'de geçti; Mardin Lisesi'nden mezun oldu. Mardin eserlerinde sıkça kullandığı mekanlardan birisi oldu. Bu çevrenin taşıdığı farklı kültürel yapıyı, insan olgusunu eserlerine başarılı bir şekilde yansıttı. Yazar, 1972'de Ankara'ya yerleşti. Lisans ve yüksek lisansını Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde tamamladıktan sonra başladığı doktora çalışmasını yarım bıraktı, Ankara Devlet Tiyatroları’nda altı yıl, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda üç yıl dramaturg olarak çalıştı. Gazete ve dergilerdeki ilk yazılarını 1975’te yayımlayan Mungan; yazı hayatı boyunca şiir, öykü, roman, deneme, tiyatro oyunu, sinema yazısı, senaryo, masal, şarkı sözü gibi farklı türlere ait eserler verdi.
Mezopotamya Üçlemesi, "oyun okumak keyifli olmaz" önyargımı kırdı. Sahnelerin ve ışıklandırmanın da nasıl olması gerektiğini anlatan bölümleriyle okurken sahne canlanıyor gözünüzde. Mahmud ile Yezida'da imkansız aşkı, Taziye'de acıyı, yası hissediyor, Geyikler Lanetler'de fantastik bir kurgu ile bir aileyi, aşireti tanıyıp, aşkları, arzuları, imkansızları, ihtirasları yaşıyorsunuz. Mezopotamya töreleri de her üç oyunun ortak zemini olarak çıkıyor karşınıza. Keyifli bir okumaydı. Oyun hallerini de izleyebilmek isterim. Ve "Geyikler Lanetler"den alıntılarım;
"Altıncı Cin - İnsanoğlunun coşkusunda, ani kararlarında anlamadığım bir şey var Yedinci Cin - Çok çabuk heyecanlanıyorlar. Birinci Cin - Ani kararlar veriyorlar. Yedinci Cin - Biz Cinler için hiçbir heyecanının kalmamış olması ne kötü! İkinci Cin - Çok gördük geçirdik, içimiz eskidi duygularımız kağşadı. Üçüncü Cin - Bazen, ölümlü olmanın kendine göre ne güzel bir yana olduğunu düşünmüyor değilim. Dördüncü Cin - Ölümlü olmaları değil ama, bir zamanları olması çekici geliyor bana da. Yaşadıkları, yaşlandıkları ve öldükleri bir zamanları." (220)
"HAZER BEY - Öyle deme oğul, biliyorum, insan en çok kendi ölümünü bilir. Acılar, ağrılar, sancılar içindeyim Kısa yaşadım, lakin uzun ölüyorum. Usul usul ölüyorum Kesin yaşayıp kesin ölmeli insan Bizlerse bulanık yaşadık bulanık ölüyoruz." (243)
"İnsanlar ve olaylar hep aynıdır. Her şey zaman asılı kalır. İnsan bunu öldüğünde anlar. İlkin zevkleri, sonra tutkuları, sonra umutları ve en son korkuları ölür insanın. O zaman biz de ölürüz. Öldüğümüzü anlamadan ölürüz. Yaşadığımızı da anlamamışızdır zaten. Usul usul ölürüz; azar azar yaşar, usul usul ölürüz." (s.184)