Yalıda Sabah, Küçük Harfli Mutluluklar, Karşılıklı, Şeytan Tüyü, Sonsuza Kalmak, Neden Sonra, Yaprak Ne Canlı Yeşil adlı öykülerden oluşan Haldun Taner'in son kitabı Yalıda Sabah 1983'te Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'ne değer görüldü. Taner'in öyküleri MEB 100 Temel Eser kapsamında genç okurlarla buluşuyor.
"1945'ten bu yana bütün yaşadıklarımızı, yanlışıyla, doğrusuyla, bütün davranışlarımızın ince alaylı bir dille hikayesini okumak isteyenlere verilecek tek ad Haldun Taner'dir." -Doğan Hızlan-
"Derinlik incelik ve kurgu işçiliği kadar, gözlem ve ayrıntı çeşitliliği yönünden de zengindir Taner öyküsü. Dili ve biçimi klasik sayılabilir, dünyaya bakışı ve yorumları hep çağcıldır." -Füsun Akatlı-
Haldun Taner, a well-known Turkish playwright and short story writer.He was born on March 16, 1915 in Istanbul. After graduating from the Galatasaray High School in 1935, he studied politics and economy at the University of Heidelberg in Germany, until a serious health problem forced him to return to Turkey, where he graduated from the Faculty of German Literature and Linguistics in 1950. He also studied theatre and philosophy at the University of Vienna between 1955 and 1957 under the direction of Heinz Kindermann (1894–1985), an Austrian theater and literary scholar.
As a well-disciplined writer accumulating a rich blend of culture, Taner wrote a great number of stories, generally humorous; essays, newspaper columns, travel writings and theatre plays, in particular, brought him several important awards including the New York Herald Tribune Story Contest First Prize (1954), the Sait Faik Story Award (1954), the International Festival of the Humor of Bordighera Award (1969), and so on. Among his plays, the most popular is Keşanlı Ali Destanı (Epopee of Ali of Keshan). His stories have been translated into German, French, English, Russian, Greek, Slovanian, Swedish, and Hebrew.
Taner affected Turkish theater with the so-called Haldun Taner Theater named after his school of cabaret theater style. In 1967, together with Metin Akpınar, Zeki Alasya and Ahmet Gülhan, he founded the Devekuşu Kabere (“Ostrich Cabaret Theater”).
Haldun Taner died of a sudden heart attack on May 7, 1986, in Istanbul. He was laid ro rest at the Küplüce Cemetery following the religious funeral service at the Teşvikiye Mosque on May 9.
Works:
Stories: Yaşasın Demokrasi (1949),Tuş (1951), Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (1953), Ayışığında Çalışkur (1954), Onikiye Bir Var (1954), Konçinalar (1967), Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969), Kızıl Saçlı Amazon (1970), Yalıda Sabah (1983), Plays: Günün adamı-Dışardakiler (1957), Ve Değirmen Dönerdi (1958),Fazilet Eczanesi (1960), Lütfen Dokunmayın (1961),Huzur Çıkmazı (1962), Keşanlı Ali Destanı (1964),Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964), Zilli Zarife (1966), Vatan Kurtaran Şaban (1967), Bu Şehr-i Stanbul Ki (1968), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971), Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar (1971), Dün Bugün (1971), Aşk-u Sevda (19739, Dev Aynası (1973), Yâr Bana Bir, Anectode-Travel Writing-Interview:Devekuşuna Mektuplar (1960),Hak dostum Diye başlayalım Söze (1978), Düşsem Yollara Yollara (1979),Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979), Yaz Boz Tahtası (1982), Çok Güzelsin Gitme Dur (1983), Berlin Mektupları (1984), Koyma Akıl Oyma Akıl (1985), Önce İnsan Olmak (1987)
Gökyüzünü, kayıkçıları, martıları, kadınları, işçileri Haldun Taner'in sözünden okumak oldukça keyifli. İncelik onda, sadelik onda, sabahın sessizliğine övgü onda. Ve altını çizdiğim birkaç alıntı:
"Sabahın ilk saatlerinin suskunluğunu müzikle bile bozmaya kıymamalı. Susmalı, sadece susmalı ve dinlemelidir. Sabah saatlerinin suskunluğu sadece içilmek içindir. İçe sindirilmek için."
"Günü yaşamak, küçük harfli mutlulukların bir tespihi gibi."
Oyku okumayi sevmem ben tadi hep damagimda kalir cunku roman gibi doyurmaz ancak Haldun Taner'i gec kesfetmeme ragmen pek bir begendim 'yalida sabah' sabahin erken saatlerindeki o bambaska hayata bir guzelleme. Pesini birakmiyacagim Haldun Taner! Belki oykulerle barismama vesile olursun?
Yıllardır bir Hâldun Taner okuyayım der dururum, bakın dilekler gerçek oluyormuş, Şahika ödünç verdi. Ben 70'leriin, 60'ların İstanbul'unu merak ettiğim için ilgi duydum. İlk öyküde yamaca atılan çöpler var, neresiydi burası? Moda'nın Kalamış koyuna bakan yamaçları mı? Saatle ilgili öykü de ilginçti, Pelit pastanesinde varlıklı Türk ailelerinin Alman norsları hakkında olanı da. Uzun bir zamanın ardından bir Türk yazarı okumuş oldum.
“Yalıda Sabah” ile Taner’in öykü yolculuğunun tüm duraklarına uğramış oldum. İlk kitabından beri yatağını bulmuş bir dünya... Gözlem gücüyle, “dürbün”ünü nereye çevirirse çevirsin ironiyi eksik etmemesiyle, iyi kurgularıyla... Tabii her yazara nasip olmayan okurunda bıraktığı tadıyla... Sırada düzyazıları ve oyunlarını okumak var.
Uzun zaman olmuştu Haldun Taner öyküsü okumayalı. İnsan özlüyor bu denli tasasız, olduğu gibi hayatı anlatan öyküleri. Kitaba adını veren ‘yalıda sabah’ ve son öyküsü ‘yaprak ne canlı yeşil’ başta olmak üzere hepsini keyifle okudum. Kendi dilimde okumayı en sevdiğim yazardır Haldun Taner. İyi ki varmış, iyi ki yazmış. Tavsiyedir, iyi okumalar.
Haldun Taner’in son öykü kitabı. Ferhan Şensoy’un aktardığına göre Haldun Taner her sabah gün doğarken uyanır, Moda’daki evinin balkonuna çıkar, 20 sayfa yazı yazarmış. Bu yazılar, deniz kuşları, vapurlar, okul servisleri, işlerine giden insanlara ilişkin izlenimlerden oluşurmuş. İşte bu yazılar, kitaba da ismini veren ‘Yalıda Sabah’ hikayesini oluşturmuş. Yazarın bütün yazdıkları gibi bu kitaptaki hikayeler de samimi, içten ve dürüst yazılmış. ‘Karşılıklı’ hikayesinde yazdığı üzere, inandırıcı olmaktansa samimi olmayı, gülünç olmak pahasına açık olmaktan, mertçe yazmaktan vazgeçmeyen bu büyük yazarın, kendini en çok açık ettiği eseri bence bu kitap. Hele ‘Yeşil Ne Kadar Parlak’ hikayesinde, o hep üzerinde durduğu insanın kendisi olabilmesi, cakadan, süsten arınıp içinden geldiği gibi yaşaması meselesini çok güzel anlatıyor. Neden bunu bu kadar dert ettiğini, rol yapanları neden sürekli yerdiğini çok iyi anlıyorsunuz. Bu güzel kitabı herkese öneririm.
Haldun Taner'in son yazdığı, benimse okuduğum en iyi öykü kitabı.
Sait Faik okurken düşünmeye başladım, iki onyılı aşkın zamandır neden hikaye okumuyormuşum, Haldun Taner okumaya başladıktan sonra iyice bir sorguluyorum.
Sevemediğim tek yazı yok; martılar, Nizamettin Bolayır, Rus kol saati, Almanya gurbetçileri, re-used and abused rölyefler, toksik sinema aşıkları ve Tepebaşı Tiyatrosu karşısındaki Pelit. Bu kadar güzel anlatılabilirdi (Geçen 40 yılın hatırına kitabın gender kalıpları bir kenara).
Yalıda Sabah kitabını yıl içinde iki defa okumaya çalışıp yarım bıraktım. Haldun Taner yetenekli bir yazar, bu kitap içindeki okuduğum hikayeleri iyi fakat metinde yer alan cinsiyetçi ifadelerin bolluğu beni çok rahatsız etti. Flört meselesinde mesela kızlar küçükken şöyle, büyüyünce böyle, bu halleri doğuştan vs. bir sürü genelleme yapmış. Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu kitabı için de benzer bir yorum yazmışım. Keşanlı Ali Destanı'nı beğenmiştim diye hatırlıyorum. Yazarın elimde başka kitapları var, onlara bakacağım. Aynı şekilde rahatsız olursam okumam bir daha.
Çok eğlenceli bir kitaptı. Samimi ve akıcı bir dili vardı yaklaşık 2 saatte bitirdim. Haldun Taner'le sohbet ediyor onun anılarını dinliyor gibi hissettim.Ilk öykünün başlarında biraz sıkıldım betimleme yoğunluğundan ötürü ama sonra akıcı gelmeye başladı. Bir şey özellikle dikkatimi çekti. Yazar Türkçe kelimeler seçmeye ve kullanmaya özen göstermiş. Yabanci kelimelerin ise türkçeleşmiş kalıplarını kullanmış. "mood" "design" gibi dilimizde kalıbı olmayan kelimeleri ise tırnak içinde belirtmiş. eğlenceli bir kitap tavsiye ederim.
Küçük Harfli Mutluluklar hikâyesine ve Nizamettin Bolayır karakterine bayıldım. Hikayenin tonunu, ritmini ve karakteri gerçekten çok sevdim, okurken bile mutlu oldum.
Sonraki hikâyeler ise bana kalırsa “küçük”insanların hikayesiydi ve onları okurken bunaldım. Küçük insan derken fırsatçı, menfaatçi, uyanık geçinen, hesapçı insanları kastediyorum. Yazar, bu karakterlerin zihnini, dünya görüşlerini, yaşayışlarını, gündelik dertlerini çok başarılı bir şekilde aktarmış olsa da -belki de tam da bu nedenle- ben onların arasında vakit geçirmeyi pek sevmedim.
Yaş yaşadım, tepeden görüyorum. Hep giydiririz biz insanlara bir şeyler, işimize geldiği gibi. Bu pembe günler bir gün geçer. Sonra alışma, tanışma, doyuşma ve... bıkışma gelir arkasından. Kaba, bencil gerçek çıkıverir o giydirilmişliklerin altında. O zaman da böyle sokulacak mısınız birbirinize çocuklar? Becerirseniz aferim derim. Başka çaresi yoktur çünkü bu işin. Beceremezseniz kısa kesmek gerekir. Sen yoluna, o yoluna...
Kitap kısa hikayelerden oluşuyor. Haldun Taner bence üstat olduğunu bu kısacık kitapta bile detayların aktarımı ve yazılarının akıcılığıyla okuyucuya hissettiriyor diyebilirim. Ben beğendim, zaten kısacık bir kitap olması sebebi ile birkaç güne bitebilecek olması da kitabı elinize alma motivasyonunuzu artırıyor. Tavsiye ederim.
Nasıl desem, sanki hemen şuracıkta oturup sohbet ediyormuşum gibiydi her öykü. O kelimeleri nasıl o kadar kıvrak, sade görünümlü ama çok manalı kullanabildin Haldun Taner? Özellikle son öykü beni kesinlikle çok etkiledi, yoksa bende de mi vükelalık çok diyorum... Cevabı belki ben de bulurum.
Sade , olduğu gibi öyküler. Bununla birlikte güzel betimlemeler, keyifli ve ustaca bir dil kullanımı. Neredeyse anlatılanın yanındaymışcasına hissettiren bir tarz. Özellikle ilk öykü “Yalıda Sabah” bir İstanbul sabahını yaşamak için .
"Haldun Taner, döneminde öykücülüğü ile ön plana çıkmış olsa da, günümüzde daha çok oyun yazarı kimliğiyle biliniyor oluşu, özellikle yeni nesil okur için bir nevi kayıp olarak addedilebilir çünkü Taner de tıpkı Sait Faik gibi öykü severlerin ve genç öykü yazarlarının mutlaka tanıyıp okuması gereken yazarlardan bana göre. Yalıda Sabah, öykülerinde kullanılan dil, kurgu ve bunlardaki çeşitlilikle dikkat çeken bir kitap. Özellikle doğa tasvirlerinde, şairaneliğin ötesinde ruhani olarak tanımlayabileceğim bir niteliğe haiz öyküler. Haldun Taner'in bir nevi alamet-i farikası olan alaycı yaklaşımdan, zamanın deyimiyle humordan da bolca nasibini almış elbette hikayeler. Anlattığı ister toplumsal bir mesele olsun, ister birey nezdinde bir değerlendirme yapsın, incecik de olsa bir dokundurmada bulunmadan geçmiyor hiç yazar. Öte yandan okuduğum bir önceki Taner kitabı, Onikiye Bir Var'daki öyküler kadar altı dolu öyküler değil Yalıda Sabah'ın öyküleri: Biraz daha havai, biraz daha yüzeysel ancak aynı derecede lezzetli."
Haldun Taner'in hikaye derlemelerinde 4. ve sonuncu kitap ve bence en güzeli. İçinde erotik bir hikaye var ki -Yaprak Ne Canlı Yeşil- 60'larda, bir Türk yazarından beklenmeyecek estetikte. Bu kitaptaki tüm hikayeler ayrı lezzette, "işte hikaye böyle yazılır" dedirtiyor.