Taşra tanımlaması, işaret ettiği sosyal ve kültürel sınıflamayla ne kadar köşeli bir gerçeklik taşıyorsa, kasaba kavramı da o basit aritmetiği içinde el değmemiş, işlenmemiş bir insan duyarlığı barındırır: Ağaçları bekleyen bir insan soyu, doğaya sonuna kadar bağlı inançlı bir soyluluk. Doğanın karşılık beklemeden sunduğu dingin atmosfer, zamanın kıvamlı akışı, fertlerin ölçülü hülyaları bir uçtadır, kasvet, durağanlık, kaçıp gitme arzusu en ‘uzak’ diğer uçta huzursuzca kımıldanır durur. Kent oradadır, parıltıları, olanakları, belirsizlikleriyle… Doğa hemen buracıkta, dost, güvenilir, değişmez… N. B. Ceylan’ın daha yolun başında en uzağa eriştirdiği bir sinema güzelliği, iri taneli bir sinema cesareti olarak Türk Sineması’na göktaşı gibi düşen Kasaba, bu karşıtlıklı dünyayı eşine az rastlanır bir sahicilikte aktarmıştır perdeye. Gece ateşin başında coğrafyalar geçilir, savaşlar kazanılıp kaybedilir, Saffet çekip gider… Kasaba’nın senaryosunu çekimden önceki biçimiyle sunuyoruz okurlara. Şiirsel gerçekliğin son başyapıtlarından birinin ilkgençliği olarak okunsun diye…
Born in Bakırköy, Istanbul on 26 January 1959, Nuri Bilge Ceylan spent his childhood in Yenice, his father's hometown in the North Aegean province of Çanakkale. His father, an agricultural engineer, had been working at the Agricultural Research Institute in Yeşilköy, Istanbul. But when, with idealistic aspirations, he requested a transfer to Çanakkale, the family uprooted and moved to Yenice. Nuri Bilge was just two at the time.
For Nuri Bilge and his older sister Emine the move meant a childhood of freedom roaming the Yenice countryside. It was only to last, however, until his sister finished middle school. Since there was no high school in Yenice in those years, the family was forced to return to Istanbul in 1969, as a result of which Nuri Bilge spent the fifth grade of primary school, as well as his middle and high school years at state schools in Bakırköy. All the same, he generally chose to go back to Yenice for at least some of the summer holidays.
In 1976, having graduated from high school, he began studying chemical engineering at Istanbul Technical University. These, however, were turbulent times; and lectures were constantly interrupted by boycotts, clashes and political polarization. His course was based at the university's Maçka campus, where incidents were at their most intense, and two years slipped by with little opportunity for study: circumstances simply didn't allow. In 1978, he re-sat the university entrance exams and switched courses to electrical engineering at Boğaziçi University, where there was relatively little trouble at the time.
His interest in the art of photography, kindled during his time at high school, blossomed at the Boğaziçi University photography club, where he also took passport-style photos to earn some pocket money. As well as photography, he also became involved with the mountaineering and chess clubs. The university's extensive library and music archive played a significant role in fuelling his passion for the visual arts and classical music in particular. Meanwhile, the elective film studies course he took with Üstün Barışta and the film club's special screenings did much to reinforce his love of cinema, which had taken root earlier during showings at the Cinémathèque in Istanbul's Taksim. These were the years before DVD and video when films had to be watched at the cinema.
اغلب اسم «سینمای ترکیه» که میآمد خندهام میگرفت،چی؟ سینمای ترکیه؟! و میزدم زیر خنده… چرا که از سینمای ترکیه فقط aşk memnun و akasya durağı و kuzey ve Güney ها و arka sokaklarها رو دیده بودم .
۱۷ /۱۸ ساله بودم که ندا رفت… من با حماقتم فرستاده بودمش… زیباترین دختر دنیا دیگر از زندگی من رفته بود،همه چیز برایم به پایان رسیده بود. شبیه آلیس در سرزمین عجایب دل زده بودم به گریه حتی کم مانده بود در گریههای خودم غرق شوم… خدا ، یا هرچیز دیگری باید غریق نجات میشد و دستم را میگرفت وگرنه غرق میشدم.نوری بیلگه جیلان آمد … نمیخواهم دروغ بگویم شاید داشتم دنبال فیلم پورن میگشتم! که به نوری برخوردم. فیلمی دیدم به اسم « درخت گلابی وحشی» با خودم گفتم حتما این فیلم خارجکی صحنه اروتیک دارد اگر نداشت هم ج..ق را که بعدها «فردا شب»هم میشود زد… درخت گلابی وحشی را لود کردم و نشستم به پای فیلم،حتی نمیدانستم فیلم ترکیست.شاید هم چون نمیدانستم چه فیلمیست به آن نگاه کردم! بعد از دیدن این فیلم باز هم خندهام گرفته بود اما اینبار نه به سینمای ترکیه،بلکه به خودمی که از این سینما هیچ ندیده بودم…
درخت گلابی وحشی نه تنها مرا از اشکها نجات داد بلکه حتی مرا سوار قایق کرده و به ساحل هم رساند.تقریبا هشتاد درصد از کارهای نوری را دیدهام بیشتر این هشتاد درصد هم برمیگردد به زمانی که ندا رفته بود… این بهترین لطفی بود که کسی در زندگی به من کرده بود.بقول بوکوفسکی: یکی از خوشاقبالیهایم، داشتن پدری ظالم و سادیستیک بود. پس از او هرچه تقدیر پیشِ پایم قرار داد به آن دهشتناکی نبودند هرچه دیگران را خشمگین ناامید و منزجر میکند یا دیوانهشان میسازد و به فکر خودکشی میاندازد به خاطر شرایطی که در آن بزرگ شدم بر من اثر چندانی نداشت پس از پدرم تقریبا همهچیز خوب به نظر میآمد من باید بسیار از آن عوضی پیر که سالها پیش مُرد متشکر باشم زیرا او در سالهایی که گذرشان اجتنابناپذیر بود به موقع و زود من را برای جهنمهای مختلفی آماده کرد.
ندا با رفتنش مرا از آغوش خودش به آغوش سینما پرتاب کرد و چه زیباست گریه کردن در«روزی روزگاری در آناتولی »راستی فیلم «روزی روزگاری در آناتولی »را دیدهای؟! قول میدهم آنور نکیر و منکر اینسوال را از تو خواهند پرسید. بعد از دیدن این فیلم با چشمان دریاچه مانند به خودم گفتم خدایا شکر ،اگر ندا نمیرفت شاید من به این فیلم نمیرسیدم و هنوز درگیر این بودم که پروفایلش را برای چه کسی گذاشته.! اما kasaba فیلمنامهی قصبه را که در کتابفروشی دیدم تمام این خاطرات به یادم آمد قصبه فیلمیست شاهکار،فیلمنامهای است شاهکار،با کارگردانی شاهکار. *مگر اینکه خلافش ثابت شود…
nuri bilge ceylan'ın ilk uzun metraj filmi olan kasaba benim de senaryosunu baştan sona okuduğum ilk film oldu. başta ses olmak üzere birçok kusuruna rağmen çok sevdiğim bu filmin senaryosunu okumak da çok keyifliydi. film yayınlandıktan sonra yapılan eleştirilerin, nuri bilge ceylan'ın film hakkındaki röportajlarının derli toplu bir şekilde yer alması da çok güzel. özellikle nuri bilge ceylan'ın röportajlarını büyük bir keyifle okudum.
"İşte böyle... Ağrılarla, sızılarla yaşayıp gidecez kocakarı. Ne yapacaksın. Hayat böle işte... Ağrılarla, sızılarla..."