"İnsanla ilgili hükümlerimiz söz konusu olduğunda en büyük kusurlardan biri, insanı akıllı, aptal, iyi, kötü, güçlü, zayıf diye niteliyor olmamızdır, oysa insan her şeydir, akan bir nehirdir."
Tolstoy
Tipi
"...bu beyaz çölde, tipinin soğuk, berrak ve titreyen ışığında, hiç durmadan, uzun süre devam ettik.
...sağımızda-solumuzda her şey göz alıcı beyazdı. Gözler boş yere farklı bir şey arıyordu; ne bir kilometre taşı, ne iz, ne de çit vardı, hiçbir şey görünmüyordu. Her yer bembeyaz ve hareketsizdi; ufuk, kâh erişilmez uzaklıklarda, kâh her yönden sanki iki adım ötedeymiş gibi görünüyordu, kâh beyaz, yüksek bir duvar yükseliyordu sağımızda ve kızak ilerlerken onu takip ediyordu, kâh kayboluyordu aniden ve gitgide daha ötelere çekilip sonra gene kaybolacağı önümüzde dikiliveriyordu bu duvar.
Yukarı bakıyordum: İlk anda aydınlık görünüyordu, pusun içinde yıldızları seçiyordum, ama yıldızlar yükseklere, daha yükseklere kayıyordu sanki ve sadece gözlerimin çevresinde dönüp yüzüme ve kürküme düşen kar taneleri görünüyordu sonra, gökyüzü her yönde aynı şekilde aydınlık, aynı şekilde beyaz, renksiz, tekdüze ve tamamen hareketsizdi."
Tenzil-i Rütbe
"Mantıklı bir şekilde düşündüğümde ölümü arzu ediyorum, dünyadaki bütün iyi şeyleri kaybetmiş olan ben, bu hor görüyle dolu hayatı neden seveyim ki? Ama en küçük bir tehlike karşısında bile bu aşağılık hayatın karşısında boyun eğiyorum, hayatım için endişe etmeye başlıyorum, sanki çok değerli bir şeymiş gibi; kendimi aşamıyorum, yapamıyorum."
Toprak Ağasının Sabahı
"... en büyük kötülüğün mujiklerin (köylü) acınası, sefil durumlarında yattığını keşfettim; bu, sadece emek ve sabırla düzeltilebilecek bir kötülük."
...köleliğin unsurları mevcut olduğu sürece, efendi ile kölenin yakınlaşması için en menfaatsiz ve onurlu bir şekilde hazır olunsa bile, iki tarafın birbirini anlamasının olanağı yoktur, bu izlenim iyi ve doğrudur."
(üniversite sonrası köylüleri eğitmek ve kalkındırmak idealiyle toprakların efendisi olarak köye döndüğünde)
"...geldiğinden beri mujikleri geri çevirmiş değildi ve ihtiyaçları olup doğruca beylerine giden herkes bunları almıştı; bu mujiğe karşı hınç hissediyordu şimdi, köylünün etrafını saran sefalet ve onun bu sefaletin ortasındaki sakin ve kendinden hoşnut hali, can sıkıntısını bir çeşit kasvetli, umutsuz bir duyguya çevirmişti."