Ne benim sözüm geçer bu iklimde Ne de senin Böyle gelmiş böyle gider Son söz TÖRE’nin!
Birbirlerine delicesine düşkün iki kardeşin, Pembe ile Yusuf’un sızılı ve çarpıcı öyküsü. Ezenler ve ezilenlerin amansız savaşımı. Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın değişmez kaderi...
Törenin kara gölgesi renklerin üzerine çökerken, içlerinde en gariban gördüğü “pembe”ye vermişti önceliği. Soluğu kesildi “pembe”nin, beti benzi attı. Güzelim rengini yitiriverdi. Varlığını sürdürmekle yok olmak arasındaki ince çizgide asılı kaldı. Tıpkı yaşamın içindeki gerçek PEMBE’ler gibi...
Canan Tan Ankara’da doğdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunudur. Kendisi değişik edebiyat türlerindeki yarışmalarda birçok derece ve ödül aldı.
-Kelebek (Hürriyet) Gazetesi’nin Senaryo Yarışması’nda Birincilik Ödülü /1979 (Oğlum adlı eser, fotoroman olarak çekildi.)
- İnkılâp Kitabevi’nin Aziz Nesin Gülmece Öykü Yarışması’nda basılmaya değer görülen İster Mor, İster Mavi adlı kitabıyla, Türkiye’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanı /1996
- BU Yayınevi’nin Çocuk Öyküleri Yarışması’nda 1. Mansiyon / 1997
Kitaba galiba dün geceye doğru başlamıştım ve bugün bitti. Canan Tan'dan okuduğum ilk kitaptı ve o kadar etkilendim ki. Öyle bir elimden bırakamadım, sormayın. Devamını okumak istedim, ama bitmesin istedim. Bir paragrafta beş farklı duyguyu aynı anda hissettim. Biliyorum herkesin derdi kendine göre en büyüğü ama bu kitabı okuyunca kendime öyle kızdım ki. Saçma denebilecek şeylere üzülmüşüm insanlar neler yaşıyor dedim. Ciddi anlamda içim sızladı. Bazen öyle üzüldüm, hislerimi öyle yoğun yaşadım ki kitabı kenara koyup kafamı dağıtmaya çalıştım. Ama böyle şeyler oluyor. Küçücük kızlar evlendiriliyor. Dayak yiyorlar. Küçücük yaşlarında çocuk doğuruyorlar, küçücük bedenleriyle.
Kitabı konusu yüzünden büyük bir hevesle aldım. Olayların kitabın ismiyle ilgili olan yerine gelmesi 100. sayfadan çok sonraydı ve arada çok gereksiz, olmasa da olur denecek bölümler vardı. Pembe ve Yusuf'a geldikten sonra da her şey çok kısa sürdü gibi geldi bana. Sonra üçüncü bölüme geldi ve o üçüncü bölüm işkenceydi bana. Üçüncü bölüm daha farklı olsaydı kesinlikle 4 puan alacak bir kitaptı ama olmadı. Çok daha güzel bir şekilde işlenebilirdi "töre" kavramı.
Açıkçası iç karartıcı bir hikaye. Arkadaşım iki kardeşin duygusal hikayesini anlatan güzel bir kitap yorumu üzerine alıp okudum ama alakası yok. Açıkçası bir kitabı yarım bırakmayı sevmediğimden bitirdim ama okuyacak daha bir sür kitap varken bununla zaman kaybetmemenizi öneririm
3/5 Yazardan okuduğum ikinci kitap.İlki "En Son Yürekler Ölür" kitabıydı.Uzun zaman önce okumuştum.Bu kitaba da teyzemin tavsiyesi ile başladım.Güzel akan bir dili vardı.Hem akıcı dili hem de Keder'in hikayesi kitabı elimden bıraktırmadı.Merakla okudum acaba İsmail'in yüreğini yumuşatmaya yetecek mi Keder'in her daim neşeli halleri diye.Maalesef ki İsmail'in gözünü hırs bürümüştü,paradan başka bir şey düşünmüyordu.Kaba,aksi ve kendinden nefret ettiren bir adamdı.Keder'e de oldukça kötü davranıyordu.Kitabın genelinde de zaten-kitabın isminin aksine-Keder ve onun yaşadığı büyük acılar anlatılıyordu.Bana eksik gelen kısım tam da buydu.Kitaba ismini veren Pembe ve Yusuf'un hikayesi yeterli değildi.Aralarındaki bağın kuvveti bana pek geçmedi.Üstelik ne Pembe'nin ne de Yusuf'un iç dünyası,karakter özellikleri yeterli değildi.Benim okumaktan en keyif aldığım kısımlar ise Fidan ve Keder'in bir arada olduğu yerlerdi.Baştan beri sürükleyici olan kitabın son otuz sayfasını ise gerçekten çok sıkılarak okudum.Bunlara rağmen töre,şiddet,çocuk gelin gibi bir çok yaraya parmak basılmış güzel bir kitaptı.
At first, it tells the story of Keder, who was married off at a young age, and her difficult relationship with her husband, as well as her struggle with the difficulties of being a mother of two children at a young age. Later, they settled in Istanbul. Keder had two more children, Pembe and Yusuf. When Pembe grew up, she was forced to marry someone older than her, and she ran away from home for Mustafa, whom she loved, but when she was subjected to violence there too, she returned to her father's house with her child. Her father and two older brothers tried to convince Yusuf to take his sister's life. Finally, when Pembe took her own life, Keder could not bear the pain of her child and sent Yusuf away, while she returned to her father's One of the works where women are looked down upon, humiliated, expected to only give birth to children, their ideas or thoughts are not important, violence against women, traditions and child marriages are told...
️ ~Women are free, Women are children. Women are mothers And Women are the greatest wealth of society. with her grandson.
Yazarın bir çok kitabını severek okudum. Bu kitabında inanılmaz bir kopukluk vardı. Olaylar Pembe ve Yusuf a geldiğinde oh be sonunda derken pat diye bitiverdi. Kitabın ismini taşıyan karakterlerle ilgili ayrıntı olmaması şaşırtıcıydı. Son bölüme gelirsek tamamen gereksiz ve bağlantısız bir bölümdü. 4 yıldızı son bölümü hiç düşünmemeye çalışarak verdim. Yine de Canan Tan’ın bir sürü kitabını o kadar severek okudum ki, bir tane kitap için yazarın bendeki yerini değiştirmeyeceğim..
Okumaya baslamadan klasik bir ask hikayesi olacagini dusunmustum ama kitap ilerledikce oyle olmadigini anladim. Cok uzucu bir hikaye, gercekten dogdugun cografya kaderindir dedirten bir kitapti benim icin. Nasil sinir oldum, elimden gelse bazi karakterleri elimle bogabilecek kadar ofkelendim.. benim icin cok akici ve keyifle okudugum bir kitap oldu…
Sonu sanki eksik kalmış gibiydi. Töre geleneği işlenmiş bir roman. Dili oldukça sade, bir çırpıda bitiyor, lakin beni içeriği fazla etkilemediği için beğenemedim.
çok sürükleyici çok çabuk bitirilebilecek bir kitap. Çok acıklı ve muhtemelen malesef yaşanma ihtimalinolan hayatlardan bir tanesi. Okumayn canınızı sıkacak bir kitap
-Töre daha güzel işlenebilirdi. -Bazı kısımlar gereksiz detaylı. -Kitabın başı çok güzel başlıyor ortalara doğru artık akmıyor. Sona geldiğinde tıkanıyor. Okurken artık bitsin dedim. -Ayrıca kitabın adını Pembe ve Yusuf olmamalıydı bence. Kitabın sonlarına doğru adının nereden geldiği anlaşılıyor ama çok hızlı geçiyor. 6/10
Güzel bir kitap ama.... Ama deyip duruyorum çünkü eleştiri hususunda değinilecek birçok nokta var. Edebi anlamda çok güçlü değil, şahısların ruhsal tasvirleri zayıf kalmış, Diyarbakır'dan geldiklerini anladığımız kahramanlarımızın memleketleri ve geleneksel özelliklerine değinilmeden, onu yansıtamadan töre cinayetine karar vermiş gelenekleri çiğneyen tipler var... Son bölüm de biraz iğreti durmuş... Sanki 'İsmi geçen kitabımı okumayanlar, bunu da okuyun.' tarzında olmuş
Keder'in duygu yüklü hikayesini okurken çok etkilendim. Yazar yine ustalığını konuşturmuş.Okurken yürek burkan, akıcı bir dili ve güzel konusuyla ezilenleri anlatan elimden bırakamadığım harika bir kitap.
Hikaye başlarda iyi gitti fakat sona doğru konuyla alakası olmadığını düşündüğüm fasıllara geçtik.Yine de bize kadın olmanın zorluklarını anlatma konusunda başarılı.
Kitaba adını veren karakterlerin sonlara doğru göründüğü ve Keder'e göre arka planda olduğu bir kitap. Son sahneler Türk Sanat Müziği severler için eğlenceli olabilir, beni sıktı. Akıcı. Okunabilir.
This entire review has been hidden because of spoilers.
sanki annem teyzem anlatiyormus gibi okudum.. cok basit bi dil. töreler ve acimasizliklar.. yine de kahramanlarina cok yakin hissetiginiz ve sicak hissettiren bi kitap.
toplumun kanayan bir yarası olan konusu sebebiyle çok büyük bir merakla başlasam da çok yüzeysel kalan bir eser oldu benim için.. dili ve olay kurgusu ise kolaydı ve kendini okutmayı başardı.