« Toute femme devrait être accablée de honte à la pensée qu'elle est femme. » (Clément d'Alexandrie). Déjà chez Aristote, et bien avant les Pères de l'Église, la femme est matière sans qualité aucune, la qualité restant à l'évidence le propre de l'homme. Tel est le paradoxe du « beau sexe » : source du péché, sa plaisante apparence ne peut que dissimuler un être répugnant. Plus tard, sa beauté enfin reconnue, la femme se voit sommée de s'épanouir dans le mariage et dans la maternité. Haro donc sur les célibataires, les bas-bleus, les féministes, les inverties et autres déviantes de la société, qui ne sont que disgrâce et souvent même monstruosité ! De nos jours, enfin, disposant d'un vaste attirail cosmétique, la voici inexorablement soumise à la tyrannie de la séduction permanente. Inexcusable, insupportable, véritable aberration sociale, la laideur féminine révèle crûment négligence, manque de volonté, pire, secrète pathologie. S'appuyant tout à la fois sur l'histoire, l'anthropologie, la littérature et la peinture, Claudine Sagaert, par cette contribution essentielle à l'histoire des genres, nous permet de mieux comprendre dans quel carcan le corps de la femme a été enfermé durant des siècles, carcan dont elle doit, aujourd'hui comme hier, toujours se libérer...
bu kitabı geçen sene bana maya kitap hediye etmişti. zaten merak ediyordum, hediye de gelince ara ara kurcaladım ama bir türlü denk getirip okuyamamıştım. bu sene bizim büyük challenge'ımız'ın "içeriği kurgu olmayan bir kitap" maddesi için başka bir kitap düşünmedim bu yüzden, iyi ki de düşünmemişim.
aslında bir kadın olarak bilmediğiniz pek bir şey yok bu kitapta. hiç "ortadoğu'da yaşayan" diye daraltmayacağım kümeyi, çünkü doğusundan batısına, aydınından cahiline, gelmişini geçmişini sevdiğim bu dünyamızda bütün doğrular, yanlışlar, sevaplar, günahlar kadınlar üzerinden tanımlanmış. bu tanımların büyük bir kısmı da değiştirmesi kadınların elinde olmayan özelliklerinden -ya da değiştirmesi hem maddi hem sağlıksal açılardan kadınlar üzerine hayli külfet bindiren özelliklerinden yapılmış. ah ne kadar şaşırdık değil mi sevgili kadın arkadaşlarım... *pretends to be shocked.gif*
peki o zaman bu kitabı niye okuyalım? şu yüzden: bizim farkına varsak da üzerine derli toplu düşünmediğimiz, ya da gündelik hayatımızda farkına varmayacağımız kadar normalleştirdiğimiz, eril düzenin bizim üzerimizden tanımladığı her şeyin derli toplu bir tarihini öğrenmek için. okurken insanı sinir sahibi yapsa da bence hayli kıymetli bir bilgi birikimi ve çalışma var bu kitapta.
maya kitap'a nazik hediyeleri için tekrar teşekkür ediyorum.
Güzellik üzerine çok şey yazılmış; bu kitap antropoloji siyaset kültür tarih estetik bağlamında, çirkinliğin en çok da kadınları sınıflamak üzerine nasıl kullanıldığını, değerlerin hızlı değişimini, çok detaylı dip notlarla çok iyi bir araştırma İle anlatmış, takdir ederek okudum,
Bu kitapta ne bulabiliriz ? Le Bretonun önsözü ile başlıyor kitap. Çirkinliğin neden kadın cinsiyeti ile özdeşleştirildiğine dair kısa bir bilgi veriyor. Çok uzak olduğumuz şeyler değil bunlar. Esasen kitabın tamamı bu şekilde desek abartmış olmayız. Fizyolojik, ontolojik ve ahlaki çirkinlik... Tarihdeki fizyolojik çirkinlik belirtileri; ten , yüz, beden, saçlar vs. Kız kurusu, entelektüel ve isyankar kadınların çirkinlikle tanımlanmaları vs. Rahatsız olduğum şey şu oldu (Direkt o kısma geçilecek :)) Yazar çok fazla örnek veriyor, bir sürü alıntılar var ama okudukça görüyorsunuz ki verdiği örnekler hipotezi kanıtlar nitelikten uzakta. Bu bana oldukça ilginç geldi. Akademik bilgiden uzaklaşıyoruz yani ya da yönümüzü şamar oğlanına yani çevirmene dönüyoruz ve len yoksa diye bi bakış atıyoruz. Bilemiyorum. Yıllar önce profesyonel fotoğraf çeken birinin konuk olduğu bir programa gitmiştim. Programda konuk bir fotoğraf açtı; afrikalı bir kadının fotoğrafı. Rengarenk giyinmiş boynuna bir sürü renkli takı asmış bir kadının fotoğrafı. Dedi ki: Ben bu fotoğrafı çektikten bir hafta sonra bu kadının açlıktan vefat ettiği haberini aldım. Kadındaki, açlıktan ölmek üzereyken dahi olan bu güzellik isteği beni çok şaşırtmıştı, dedi. Bir kaç ay önce bir hastanın evine gitmiştim. Hastam morbid obez, felç geçirdiği için yatağa bağımlı ve kolunu dahi kıpırdatamayan ellili yaşlarda bir kadın hasta. Bakımını kızı ve bakıcısı yapıyor. Kulağından altın küpe, tırnaklarından kırmızı oje eksik olmayan bir hasta. Bu hastam beni hep benzer düşüncelere sevk etmiştir. Kitabın sonuç cümlesi şöyle başlıyor " Kadın güzel olmuş olsaydı eğer onun güzelliğe meyletmesine ihtiyaç kalmazdı..." Çirkinlikle özdeşleşmiş kadının tarihinden çıkan bu sonuç ( ki ben okurken hep böyle bir zemin hissettim yani kadın çirkinliğinin tarihi değil de, çirkin olarak kadının tarihi gibi) Afrikalı kadın ve benim hastam söz konusu olunca beni tatmin etmedi. Belki de benim beklentim daha çok modern kadın ve bedeni üzerine olduğu içindi bilemiyorum. Mesela makyaj konusu çok merak ettiğim bir konu. Şuna benzer bir tema vardı bir yerde; kadın varoluştan güzel olmadığı için onun makyajla, takılarla, elbiselerle süslenmesi gerekir. Makyaj diye ayrı bir başlık var mesela keşke orada daha derin ele alınsaydı dediğim çok yer oldu. Cımbızla çektiğim güzel şeyler de var elbette. Mesela Çirkinliğin Paradokslarında çirkin kimliğinin oluşumuna dair Aristo, Sartre ve Lacan'ın fikirlerinin harmanlanması gibi ya da Fatima Mernissi'den örnek vermesi gibi (Gerçi bir Fransız olduğunu düşününce neden olmasın)... Sonsöz Georges Vigarello'nun bahsettiği 3 paradoksu da ciddi anlamda anlamaya gayret gösterdim. Hatta keşke o kısmı daha derin daha açık anlatsaydı ya da bilemiyorum çevirmen :) Elbette okumaya değerdi. İlgilenenler için son bölüme bir de masallarda geçen çirkin kadınların olduğu bir bölüm koymuş yazar. Çocuk edebiyatçıları için temel bilgilerdir gerçi ama benim de algılarımı bir miktar genişletti.
Ce livre court, mais extrêmement bien documenté, est une histoire édifiante de la manière dont on a considéré les femmes de l'Antiquité à nos jours, et permets de mieux se rendre compte des difficultés et des carcans qui s'imposent à nous encore aujourd'hui. Pas toujours évident à lire, tant les passage des descriptions, des citations et parfois même l'énumération des tortures physique subies par les femmes sont nombreux, il reste une lecture intéressante, et sûrement nécessaire à une certaine déconstruction des normes. Le seul bémol est le nombre de citations, de passage copiés en exemple qui sont nombreux et rendent parfois la lecture un peu fastidieuse.
Kitabı okuyup, bitirdikten sonra yorum yazmayı unuttuğumu farkettim. Çok keyifle okudum, üzerinde zaman içerisinde bir çok şey okuduğum, kadına yapılan güzellik dayatmasının aslında tamamen, “kadının çirkin atfedilmesinin” yüzyıllar boyu aramızda dolaşan hayaletinden kaynaklı olduğunu çok net anlatan bir kitap. Beklediğimden çok daha güzel bir okuma oldu. Konuyu edebiyattan, sosyolojiye hatta tarihe disiplinlerarası çok detaylı araştırmalarla açıklayan harika bir kaynak olmuş.
Çarpıcı bir kitap olmuş. Kadınlardan çok erkeklerin okuması toplum yaşamında gelişme sağlamak adına daha önemli olabilir. Çeviri biraz zorlasa da felsefi bir kitap için oldukça akıcı bir yapısı var.
Yüzyıllara yayılan bir süreçte ortaya konmuş yazılı eserlerde kadınların çirkinliğine dair tüm cümleleri getirip, önümüze koymul Sagaert ve üstüne de biraz düşünmüş, taşınmış, iki üç şey de ben söyleyeyim demiş. Ama 30 yılın üzerinde bu dünyada kadın olmaya dayanan bir insan olarak, bana bilmediğim bir şey söylemiyor da hani.