Hüzünlü kitapları okumak zor gelir, hele içerisinde edebi betimlemeler varsa hiç yüzüne bakamam. Bu nedenledir ki elimde okuyacak türkçe kitap kalmayınca kitaplığın köşesinde beni bekleyen kim var diye bakıp bi şans daha verdim. Paris'e son tren kitabı'nda başta uzun betimlemeler sıkıcı gelebilir ama biyografi adete Dunkirk filmindeki gibi yaşlılıktan gençlğine geçişleriyle okuyucuya "hey uzun betimleme ama güzel oldu değil mi, şimdi uyan bakalım" diyor. Bi gazetecinin hayatı zaten sıkıcı olmasına imkan yok, hayatı trajik gerçeklerle birleşince hem biyografi hem 50lılerin dünyası hakkında oldukça bilgi veriyor. Kitabın başında bir kaç notumda müzik sanatçı kitap ismi var, Gerçekçi kitaptan mutlu son beklemeyin ama kitap bittiğinde sizi ağlatmazda, bu yüzden en sevdiklerim arasına girdi. Kitap hakkında bir detay daha; kayınvalidem Viyana'ya taşınacağım sırada bu kitabı birkaç kitap arasında hediye etmişti. Gözüm korkarda İstanbul'a geri dönerim diye mi umdu acaba diye düşünmeden edemedim. Onun endişelerini anlamakla birlikte yüzümde hafif bir tebessüme neden oldu. Sevilmek, beklenmek güzel şey..