Fârâbî, İslâm dünyasında genel olarak antik tarzda felsefe geleneğinin, daha özel olarak da siyaset felsefesi veya felsefî siyaset geleneğinin kurucusu ve en önemli temsilcisidir. İbni Sina, İbni Bacce, İbni Tufeyl ve İbni Rüşd gibi ondan sonra gelen Müslüman filozofların her şeyden çok siyaset felsefesi alanında Fârâbî'nin öğrencileri olduklarını söylemekte hiçbir beis yoktur.
...
Fârâbî'nin siyaset felsefesi alanında çeşitli eserleri vardır. Bunlar arsında özellikle İdeal Devlet (El-Medine El-Fazıla), Medenî Siyaset (Siyasa Medeniyye), Fusul (Fusul el-Medeni) zikredilebilir. Ancak bu eserler arasında Mutluluğun kazanılması'nın (Tahsilu's Sa'ade) özel bir yeri olduğu Fârâbî araştırmacıları tarafından kabul edilmektedir. Onun, Fârâbî'nin siyasete ilişkin eserleri arasındaen olgunu, en önemlisi olduğu söylenmektedir.
Al-Farabi (/ˌælfəˈrɑːbi/; Arabic: ابو نصر محمد بن محمد فارابی Abū Naṣr Muḥammad ibn Muḥammad Al Fārābī;, known in the West as Alpharabius (c. 872[2] in Fārāb – between 14 December, 950 and 12 January, 951 in Damascus), Born c. 872 Fārāb on the Jaxartes (Syr Darya) in modern Kazakhstan or Faryāb in Khorāsān (modern day Afghanistan) and Died in Damascus, Syria He was a renowned philosopher and jurist who wrote in the fields of political philosophy, metaphysics, ethics and logic. He was also a scientist, cosmologist, mathematician and music scholar. In Arabic philosophical tradition, he is known with the honorific "the Second Master", after Aristotle. He is credited with preserving the original Greek texts during the Middle Ages because of his commentaries and treatises, and influencing many prominent philosophers, like Avicenna and Maimonides. Through his works, he became well-known in the East as well as the West.
Eserden önce Fârâbî'yi kısaca tanımlamak gerekirse; onu, yüzyıllardır gözden kaçmış olan -Platon ve Aristo- başta olmak üzere Antik Yunan felsefesinin en önemli eserlerini çevirerek bunlara şerhler ekleyen ve böylece bu eserleri tüm dünyada yeniden tanınır hale getiren, Aristo'nun öncülük ettiği, İslam felsefesinde 'meşşâilik' olarak bilinen rasyonalist okulun Aristo'dan sonraki en büyük ikinci büyük öğreticisi olduğu için çağdaşları tarafından 'İkinci Öğretmen' olarak anılan, felsefenin ve dinin bağdaşımını savunan İslam skolastiğinin öncüsü olması dolayısıyla Gazâlî gibi tasavvufçu ve dogmatistlerin eleştirisine maruz kalan fakat yine de hem bunları, hem de Thomas Aquinas gibi batılı filozofları da düşünsel olarak etkileyen Orta Çağ İslam Felsefesi'nin en önde gelen bir figürü olarak görüyoruz.
Mutluluğun Kazanılması ise, Fârâbî'nin akıl yoluyla varlıkların, erdemlerin ve sanatların bilgisinin nasıl elde edildiğini ve bu bilgiler kullanarak mutlu bir toplumun nasıl yaratılması gerektiğini açıkladığı en önemli eserini oluşturuyor. Fârâbî'nin tam bir kuramcı olarak neredeyse sıfır örnekleme başvurarak ortaya attığı bir yığın teori eseri anlaşılması ve kafada şekillenmesi çok güç hale getirse de, çevirmen Ahmet Arslan'ın Fârâbî'ye ve felsefesine dair açıklayıcı önsözü muazzam bir iş görerek esere geçisi daha yumuşak kılıyor.
Kısaca Fârâbî, varlığın kökenini metafiziğe dayandıran, yani Tanrı'dan ve onun koyduğu yasalardan başlayarak yaşamı 'tümdengelim'le anlamladıran Neoplatoncu görüşü temsil ediyor. Bu görüş, aklı ise bu anlamladırmaya ve mutluluğa ulaşma da en önemli araç olarak görüyor. Eserde Fârâbî tıpkı Platon'un Devlet'inde bahsettiği gibi yasa koyucunun bir filozof olması gerekliliğini, ek olaraksa peygamber-filozof-yasa koyucu gibi kavramların hepsinin aslında aynı kimseyi ifade ettiğini savunuyor. Yani Fârâbî'nin mükemmel toplumu, mutluluğa ulaşmayı akıl yöntemiyle (kitabın son bölümüne kadar nasıl yapılacağının açıklandığı kapsamlı teoriyi izleyerek) çözmüş en yüksek erdemlere sahip bir kanun koyucu-filozofdan başlayarak insanların tabiatlarına göre sınıflandırıldığı ve bu yasalar doğrultusunda yukarıdan aşağıya eğitildiği bir yapıyı teşkil ediyor.
"(...) sonra gelen, önce gelenin varlığını gerektirir."
"Felsefenin ispat ettiği her konuda din ikna eder."
"Öğretim millet ve şehirlerde teorik erdemleri varlığa getirmektir. Eğitim ise milletlerde ahlaki erdemleri ve pratik sanatları varlığa getirme yöntemidir."
"İdeal Devlet"de olduğu gibi devlet yönetiminin nasıl mutlak mutluluğa erişebileceğini teorik bir şekilde okuyucuya sunan "Mutluluğun Kazanılması", "İdeal Devlet"e kıyasla anlatmak istediğini daha net bir dille anlatması sebebiyle daha olgun ve başarılı bir felsefe eseri. Farabi’nin Aristoteles’in iyi bir insan olmaya dayanan "Politika"sından çok Platon’un metafizikle iç içe olan katı "Devlet"ini örnek aldığını daha net bir şekilde kavradığınız kitapta Platon’un Devlet öğretisinin neden sağlıklı olmadığını İslam üzerinden görmeniz mümkün. Fikri erdem ve fikri kuvvet tanımlamalarıyla ahlaki erdemin ne kadar önemli olduğuna dikkat çeken Farabi, Platon gibi her insanın eşit olmadığını tekrarlarken, hükümdar sınıfının üstün yapısının altını çiziyor. Okurken zaman zaman Machiavelli’yi hatırlatan "Mutluluğun Kazanılması"nın en güzel yanı insanoğlunun mükemmelliğe ulaşmasında diğer insanlardan yardım alması gerektiğini okuyucuya verebilmesi. Kesinlikle okunması gereken felsefi eserlerden biri olan kitabı okumadan mutlaka Platon’un "Devlet"iyle Aristoteles’in "Politika"sına göz atın.
Mutluluğun Kazanılması, belli ki bir mukaddime. Zaten eserin bitişinden de bunu anlamak mümkün, bitirirken "Platon ve Aristo'nun düşüncelerine giriş yapacağız..." denilmiş. Bizde adettir, filozofların uzun eserleri böyle parçalara ayrılıp farklı isimlerle basılır. Mutluluğun Kazanılması da bir istisna değil. Hal böyleyken, eser, tüm gücünü ortaya koyamıyor.
Eser, bu şekliyle, yalnızca felsefeye girişi; hatta girişin girişini tarifliyor. Gerçek anlamda siyaset felsefesi ya da ahlak felsefesinden söz edildiğini değil, siyaset ve ahlak felsefesinin nasıl çalışılacağını anlattığını düşünüyorum. Bu anlamda, kitabı Descartes'ın Metot Üzerine Konuşma'sına daha çok benzettim. Elbette filozof-kral savunusundan ötürü, Farabi'nin de saklamadığı üzere, Platon'un Devlet'i ile de benzerlik kurabilirsiniz.
Bana fazla soyut geldi. Batı filozoflarındaki açıklığı yakalayamadım. Belki biraz erken okumuş olabilirim.
Farabi'nin bu eseri kesinlikle sakin kafayla okunması gereken bir eser. Toplu taşımada yolculuk yaparken okuyan ben için bitirmes gerçekten zor oldu. "Şey" diyerek bir konu üzerinde her "şeyi" nasıl açıklama yapabilrsin ? diyorsanız bu eseri okumanızı tavsiye ederim. Savunduğu tezleri örneklemeye girmeden, doğru kabul ederek direkt olarak verip geçmiş. Maalesef beni hiç açmadı kitap.
Sokrat, Eflatun ve Aristo ile başlayan insanlığın fikirsel serüveninin bir başka çok önemli durağı olan Farabi ve 10.yy Bağdat'ta yazılmış onun zamanına göre çok önde, farklı olan fikirleridir. Nitekim bu fikirleriyle Farabi birkaç yüzyıl sürecek İslam aydınlanmasına ve onun münevverlerine çok büyük katkılar sunmuş, fikirleriyle onların hocalığını yapmıştır. Bkz: İbni Sina, İbni Rüşd
Farabi'nin İslam Felsefesi'ne katkısı hatta Farabi'nin İslam Felsefesi'ni oluşturması, Farabi'nin 10. yy'da bahsettiği ulus devlet ve dünya devleti anlayışı, Eflatun'un büyük ve iddialı tezi, Farabi'nin Eflatun ve Aristoteles'in fikirlerini katılıp onlara katkıları Kitabın en çok beğendiğim yeri ise Farabi'nin Felsefe ve Din'i karşılaştırdığı kısım oldu.
Hasan Ali Yücel serisinden okudum ve Ahmet Arslan'ın önsözü kitaptan daha açıklayıcı geldi, Genel olarak çok havada, fazlasıyla soyut kalmış bir kitap, Yazar eserine başlarken yazdığı genel kurallar ve giriş kısmı gibi kurgulanmış, Önsöz çokça açıklayıcı ve öğretici, Farabi'nin özellikle Platon'u örnek aldığı açık, kendisi de eserin bazı kısımlarında bahsediyor, İslam dinini felsefeyle tanıştırma ve dinin içindeki felsefeyi incelemeye almak gerçekten cesaret gerektiren bir iş, Kısa bir kitap tek oturuşta bitirilebilir
Anlaşılması kesinlikle güç ayrıca okurken yüksek konsantrasyon isteyen bir kitap. Anlatılan şeyler keşke örneklenselerdi daha anlaşılabilir olabilirdi. Kesinlikle bir kişisel gelişim kitabı değil. İyi yönetici nasıl olur ve hangi aşamalardan geçmesi gereklidir sorularının cevabını Farabi 800-900 yılları arasında vermiştir. Din ve felsefenin kıyaslamasının yapıldığı ayrıca bir filozofta bulunması gereken özelliklerin anlatıldığı bölüm anlaşılırdı.
Sessiz bir ortamda, dikkatle okunmasi gereken bir kitap. Ancak şunu da eklemek lazim, basli basina bir kitaptan ziyade Farabi'nin dusunce sistemine giriş mahiyetinde bir bölüm. Yuzyillar oncesinde boyle bir ilime sahip olmak da ayrica Farabi'nin düşünsel anlamda onemini gosteriyor. Kitabin girisindeki Prof. Dr. Ahmet Arslan'ın aciklamalari mutlaka okunmali ve sonra kitaba gecilmeli.
Kitabı bitirince mutluluğu kazanırım diye düşünüyordum, kazanamadım🥲 İki yıldızı bu yüzden kırıyorum. Kitabın ince olmasından anlamalıydım zaten mutluluğun öyle kolay kazanılamayacağını. İşin şakası tabi. Siyaset felsefesi denince Farabi de durur mu? Yazmış bu kitabı; Aristo’dan Platon’dan da harmanlamış fikirleri ve bambaşka bir öz oluşturmuş. Bu kitapla işin renginin başka olduğunu ispatlamış. Filozofun, hükümdarın, imamın aslında günün sonunda aynı kişi olduğunu söylemiş. Tabi bu bahsedilen sıfatlar içi boş olanlardan olmayacak. Hatta bunu da vurguluyor “sahte filozof” diyerek. Ve din ile felsefeye de öyle bir değiniyor ki mukayesesinde zihinde fırtınalar, şimşekler oluşturuyor. Sonuç mu: Felsefe>Din diyor. İncecik kitap ama konuşulacak çok şey var. Özellikle ilk sayfasında bana “Vaaaay!” dedirtti problem çözme konusundaki bakış açısıyla. Sayfa sayısı ile ters orantılı- yüksek yoğunluklu bir kitap.
Büyük ihtimalle indirimden kısa olduğu için aldigim bir kitap. Mutluluk ile ilgili olacağını düşünüyordum mantıken fakat Farabi ters köşe yaptı. Ona göre mutluluk siyasetten geliyormuş kaba tabiri ile. Çok teknik olduğu için anlamakta zorlandım belki gelecekti Bensu daha iyi özümser tekrar okursa.
Başlığa bakınca anlaşılması görece kolay bir kitap okuyacaklarını düşünenleri şaşırtacak bir kitap. Farabî insanın bu hayattaki hedefinin mutluluk olduğunu yazmış ve bu mutluluğa ulaşmanın da doğru bir ülke yönetiminden geçtiğini açıklıyor. Prof. Dr. Ahmet Arslan 23 sayfalık bir giriş yazmış ki konuyu anlamada, Farabî’yi tanımada oldukça faydalı. Ona göre bu eser “Farabî’nin en felsefi, en orijinal ve en olgun fikirlerini” içeriyormuş. Metnin kendisi 50 sayfa. Farabî bir konuda nasıl uzman olunur, uzmanlık neden gereklidir, iyi yöneticiler nasıl olmalıdır, yardımcıları nasıl olmalıdır, uzmanlık herkese mi lazımdır, seçkin-avam farkı nedir, felsefe-din ilişkisi nasıldır gibi sorulara cevap veriyor. Kitabı tamamen anlamak kolay olmasa da bundan neredeyse bin yüz sene önce yazılmış bir eseri o zamanın düşüncelerini anlamak ve İslam felsefesi, Ortaçağ İslam siyaset felsefesinin başı olduğu kabul edilen bir filozofu tanımak adına yararlı olabilir.
Arslan bir yerde Farabî’nin önünü açtığı düşüncelerin İslam dünyasının bugününü şekillendirdiğini, farklı tercihlerde bulunsaydı daha farklı olur muydu, diyor: “… Farabî’nin siyaset felsefesi Platon yerine Aristoteles’e dayansaydı, ilerinde Tommaso d’Aquino’nun Hristiyanlık için yapmaya teşebbüs ettiği gibi, İslam’la Aristoteles’i uzlaştırır mıydı, dolayısıyla İslam dünyasının bugün de içinde bulunduğu kültürel, özellikle siyasal sorunların bir kısmını daha arzu edilebilir bir çözüme kavuşturma imkânı doğar mıydı…” (xx). Bu kitaptan anladığım yöneticinin özel seçildiği ve hatta Yaratıcı tarafından gönderildiği fikrinin tohumları mı atılmış? Yöneticinize sorgusuz sualsiz itaat edin çünkü o özel eğitilmiş, tecrübe kazandırılmış biri fikri. Yönetimin seçkin bir ailenin üyeleri arasında devam ettirilmesi fikri. Fazla idealist olup pratik çözüm olmasını zorlaştırması? İnsan için “hayvan” tabiri kullanması da dikkat çekici; toplumsal hayvan, siyasal hayvan (13).
Ahmet Arslan anlaşılır, iyi bir Türkçeyle son yıllarda okuduğum en az yazım ve noktalama hatalarının olduğu kitaplardan birini yazmış.
Giriş’ten alıntılar
“Acaba içinde yetişilen toplumun üzerine inşa edildiği dinin tanrısal yasasının talepleri ile filozof denen bu insanların geliştirdiği siyaset öğretileri arasındaki ilişkiler nelerdir?” (vi)
“Arzu edilen bu uyum ve uzlaşma fikrinin en hararetli taraftarları olarak, Hristiyan dünyasında Tommaso d’Aquino, Yahudi dünyasında İbn Meymun, İslam dünyasında ise Farabî’yi gösterebiliriz.” (vi)
“… Tanrı tarafımda gönderilmiş yasa, ilahi yasa veya şeriat; akıl, sağduyu, tecrübe ve sezgi sahibi insanların koyduğu yasalar, insani, beşerî yasalar, yani nomos.” (vii)
“Yasanın kaynağı ve niteliği kadar önemli bu soruya antik siyaset felsefesinin cevabı, yasanın genel olarak, insanın doğal mükemmelliğine ulaşmasını sağlayacak araç olduğu yönündedir. Platoncu-Aristotelesçi siyaset felsefesi geleneğine göre, her varlık gibi insanın da bir doğası vardır ve bu doğanın gereğini yerine getirmek, onu tam anlamıyla gerçekleştirmek insanı aynı zamanda mutlu eder. Yasanın amacı da işte insanın, kendisini diğer doğal varlıklardan ayıran kendi özel doğasını gerçekleştirmesi ve böylece mutlu olmasıdır. Ortaçağ Hristiyan, Yahudi ve Müslüman siyaset filozoflarının, antik siyaset felsefesinin öğretisine katkısı, bu doğayı Tanrı’ya bağlaması ve bu doğanın gerektirdiği şeyi isteyen ve ona uygun yasalar vazedenin Tanrı olduğunu söylemesidir.” (vii)
“Farabî, her şeyden önce İslam dünyasına genel olarak Yunan felsefesini tanıtan ve “öğreten” insandır. Farabî’nin İslam dünyasındaki adının “İkinci Öğretmen” olduğu bilinmektedir. Bu ad göründüğünden daha derin bir anlam ifade etmektedir. Gerçekten Farabî, İslam dünyasına genel olarak felsefeyi, özel olarak ise siyaset felsefesini öğreten adamdır.” (ix)
“… Farabî’nin sistem kurucu filozof özelliğine temas… Bir teoloji, metafizik, psikoloji, ahlâk, siyaset kuramı geliştirir.” (x)
“Farabî’nin siyaset felsefesi, esasen metafizik ve kuramsaldır. Farabî yönetim sanatıyla pratik açıdan ilgilenen biri olmadığı gibi, zamanının politikasını eleştiren veya onu ıslah etmek etmek, düzeltmek isteyen bir reformcu da değildir.” (xii)
“İnsanın asıl amacı ise ona göre mutluluktur. Mutluluk bir başka şeyin gerçekleştirilmesi için bir araç olarak istenmeyen, bizzat peşimden koşuşan en üstün iyidir. O halde Farabî’nin siyaset felsefesi esasen insanın bu (ve öteki dünyada) nasıl mutlu olacağını bilme ve gerçekleştirme amacına yoğunlaşmıştır; insanın mutluluğu, en üstün iyinin gerçekleştirilmesi, bilindiği gibi esas itibarıyla ahlâkın alanına girer. Buradan Farabî’nin siyasetle ahlâkı iç içe geçmiş konular olarak gördüğü, hatta bir bakıma siyasetle ahlâkı bir ve aynı sorunun iki yatı görüntüsü olarak gördüğü ortaya çıkar. Yine bundan onun siyasete ilişkin eserlerinden bazılarının neden Mutluluk Yoluna Yöneltme, Mutluluğun Kazanılması gibi isimler taşıdığını anlamak mümkün olur.” (xiii)
“Eksik veya kusurlu siyasal rejimler ise tam tersine ahlâki açıdan eksik ve kusurlu hayatlara yol açar.” (xiii)
“… kuramcı bir kişilik yapısına sahip olduğunu biliyoruz. Bunun yanında, felsefesinin mistik eğilimlere sahip olduğu, insan ruhunun mükemmelliğinin Faal Akıl ile mistik birleşmesinde yattığını düşündüğü bilinmektedir.” (xv)
“İslam’ın nihai amacı ise bütün dünyanın İslam’a itaat edeceği ve içinde İslam yasasının hüküm süreceği evrensel bir dünya devleti idi. İslam bu özelliği ile Farabî’ye bütün insanların aynı yasalara itaat edeceği bir dünya devleti, evrensel bir devlet fikrini telkin etmiş görünmektedir.” (xxi)
“Farabî, yöneticinin siyasal iktidarının ve kanun koyma gücünün sınırlanması gerektiğini savunan çağdaş liberal siyaset felsefesinin aksine yöneticinin sınırsız özgürlüğe sahip olması gerektiğini düşünür. Platon gibi, Farabî için de yönetim, kanun koyma bir bilgi, bilgelik ve uzmanlık işidir ve yöneticilerin bilgi ve uzmanlık sahibi olarak yönetmeleri, kanun koymaları hem hakları hem de ödevleridir; hele ki yönetimin ilkelerinin ve yasaların son tahlilde tanrısal olduğu ve olması gerektiği göz önüne alınırsa.” (xxii)
“Kısaca yönetim, doğru yönetim, kanun koyma, mutlu olma, iyi yaşama her şeyden önce ve özellikle bir bilgi meselesidir. Bu bilgiye ise ancak bazı özel insanlar sahiptir veya sahip olabilir. Çünkü Farabî de Platon gibi, hatta ondan daha da kararlı şekilde, insanların tabiatlarının farklı olduğuna inanmakta ve onları esasen iki gruba ayırmaktadır: Seçkinler (hassa, havass) ve sıradan insanlar (amme, avam). … En seçkin filozof, peygamber, kanun koyucu bilge kişilerdir. Bu insanlar doğru yönetimin, mükemmel toplumsal-siyasal düzenin kanunlarının bilgisini, en üstün iyi, en büyük mutluluğun bilgisini bir tür aydınlanma (illumination) yoluyla Faal Akıl’dan, bu akıl aracılığıyla dolaylı olarak da bizzat Tanrı’nın kendisinden alırlar. Bütün bunlardan bir toplumda seçkinlerin yönetmesi, diğerlerinin onlara uymaları gerektiğinin doğru ve adil olduğu ortaya çıkar.” (xxii-xxiii)
Mutluluğun Kazanılması
“Milletlerin ve şehir halkının bu hayatta dünya mutluluğunu, öteki hayatta da en yüksek mutluluğu elde etmesini sağlayan insani şeyler dört çeşittir: Teorik erdemler, fikrî erdemler, ahlâki erdemler ve pratik sanatlar.” (1)
“Varoluş ilkeleri dört tanedir: (1) Şeyin ne olduğu, neyle var olduğu, nasıl var olduğu; bu ilkelerin hepsi aynı anlama gelir. (2-3) Şeyin varlığının neden meydana geldiğini belirten ilke, (4) şeyin varlığının ne için var olduğu.” (4)
“İnsan, kendisinde ve âlemde bulunan tabii ilkelerin, insanın kendisini elde etmek için var edildiği tabii mükemmelliğe ulaşmasında yeterli olmadığını anlar. Onun böyle kemale doğru gitmesine yardımcı olacak bazı akılsal, zihinsel ilkelere ihtiyacı olduğu ortaya çıkar.” (12)
“Ve o, bunların tamamı bilinir oluncaya, akılla kavranıncaya ve birbirlerinden ayırt edilinceye kadar, her birinin ne olduğu, nasıl olduğu, neden olduğu ve ne için olduğunu açıklamalıdır. İşte bu, siyaset ilmidir ve bu ilimle, şehir insanlarından her birinin, siyasi toplum vasıtasıyla, yaradılışının mümkün kıldığı ölçüde mutlu olmasını sağlayan şeylerin ilmidir. Araştırmacı için, siyasi toplumun ve şehirlerde şehir halkının bir araya gelmesinden doğan her şeyin, âlemin bütününü meydana getiren cisimlerin bir araya gelmelerine benzediği ortaya çıkar … nasıl ki âlemde bir ilk ilke, sonra bir düzen içinde onu takip eden başka ilkeler, bu ilkelerden çıkan varlıklar ve bir düzen içinde bu varlıkları takip eden başka varlıklar varsa ve bu, varlık bakımından en alt derecede bulunan varlıklara ulaşıncaya kadar böyle devam ediyorsa, aynı şekilde toplum ve şehrin içerdiği her şeyde de bir ilk önder, sonra onu takip eden diğer önderler, bu önderleri takip eden şehirliler ve şehirli ve insani varlıklar olarak en alt derecede bulunan insanlara varıncaya kadar bu şehirlileri takip eden diğer şehirliler vardır.” (15)
“… azim sözle ve eylemle aşılanabilir.” (33)
“İnsanın iktisap etmek üzere yaratıldığı o mutluluğu kazanmak istemeyen milletler ve şehirleri yenmek için ordular kurup yönetme:…” (36)
“… her milleti düzeltebilecek ve mutluluğa taşıyabilecek fiil ve melekelerin yaklaşık da olsa güncel bir listesini çıkarmalı ve onlarla ilgili olarak kullanılması gereken gerek teorik, gerekse pratik erdemlere ilişkin ikna edici kanıt türlerini özel olarak belirlemelidir.” (38)
“… eğitilmeyi kabul eden milletlerin karakterinin şekillendirilmesinde…” (40)
“Avam, sınanmamış genel kanılara uygun düşen şeylerle yetinen veya bunlarla sınırlandırılması gereken gruptur. Seçkinler ise, hiçbir teorik bilgide kendisini sınanmamış genel kanılarla sınırlandırmayan, inandığı ve bildiği şeylere ayrıntılı inceleme ve araştırmanın sonucu olan öncüllere dayanarak inanan ve onları (bu yolla) bilen gruptur.” (41)
“… bu ilim, eski Irak halkı olan Kaidelilerde mevcuttu. Onlardan Mısır halkına geçmiş, oradan Yunanlara intikal etmiş, Süryaniler ve daha sonra Araplara geçinceye kadar da onlarda kalmıştır. … Bu ilme sahip Yunanlar, onu hakiki hikmet ve en üstün hikmet diye adlandırırlar ve onun elde edilmesine ilim, onunla ilgili zihin durumuna ise felsefe derlerdi. Bununla en üstün hikmeti arama ve sevmeyi kastederlerdi. Onu elde edene filozof derler ve bununla da en üstün hikmeti seven ve onu arayan kişiyi kastederlerdi.” (42)
“Hakiki filozof üzerine düşünülürse, en yüksek yöneticiyle arasında hiçbir fark olmadığı görülecektir.” (43)
“Her öğretim iki şeyden meydana gelir: (a) Öğretilen şeyi tasavvur ettirme ve onun kavramını ruhta meydana getirme ve (b) tasavvur edilen ve ruhta kavramı meydana getirilen şeyi başkalarına tasdik ettirme. Bir şeyi tasavvur ettirmenin iki yolu vardır: Birincisi (o şeyin) özünün akılla algılanmasını sağlamak, ikincisi (o şeye) benzer bir misalle tahayyül ettirmektir. Tasdik de iki yöntemden biriyle meydana getirilir: Kesin kanıtlar sunma veya ikna etme.” (44)
“Felsefenin ispat ettiği her konuda din ikna eder;…” (44)
“… imam, filozof ve kanun koyucu ifadeleri aynı anlama gelir.” (46)
“Arap dilindeki imam kavramına gelince, o sadece örnek alınan ve kabul gören kişidir.” (47)
“Sakatlanmış felsefeye gelince, sahte filozof, boş filozof veya yalancı filozof, ilimlerle ilgili bir hazırlığı olmadan onları incelemeye girişen insandır. Çünkü incelemeye girişecek kimsenin teorik ilimlere doğuştan istidadının olması, yani Platon’un Devlet’te zikrettiği şartları taşıması gerekir. Bu şartlar şunlardır: Esas teşkil eden şeyi anlama ve tasarlamada üstün olmalıdır. Ayrıca iyi bir hafızaya sahip olmalı ve incelemenin getireceği zahmetlere katlanmalıdır. Doğruluğu ve doğru insanları, adaleti ve adil insanları sevmeli, arzu ettiği şeylerle ilgili olarak dikkafalı, kavgacı olmamalıdır. Yeme içme konusunda açgözlü olmamalı, şehvet, altın, gümüş ve benzeri şeyleri küçümsemeye dönük tabii bir eğilime sahip olmalıdır. Yüce ruhlu olmalı, halkın gözünde çirkin olan şeylerden kaçınmalıdır. Dindar olmalı, doğruluk ve adalete kolayca boyun eğmeli, kötülük ve adaletsizliğe karşı ise dirençli olmalıdır. Doğru olan şeyleri yapma konusunda kuvvetli bir azme sahip olmalıdır. Ayrıca tabii eğilimine uygun olan kanun ve âdetlere göre yetiştirilmeli, içinde yetiştiği dinin görüşleri ile ilgili doğru kanaatlere sahip olmalı, dinindeki erdemleri ve fiilleri sıkıca uygulamalı, hiçbirini veya en azından çoğunu ihlâl etmemelidir. Ayrıca toplumda yaygın ve genel kabul gören erdemleri benimsemeli, genel kabul gören güzel fiillere aykırı davranmamalıdır. Çünkü eğer bir genç bu tür özelliklere sahipse ve felsefe öğrenmeye koyulur, onu öğrenirse, onun sahte, boş veya yalancı bir filozof olmaması mümkündür.” (48)
“Yalancı filozof bildiği şeyi başkalarına kabiliyetlerinin izin verdiği ölçüde öğretebileceği en üstün kemale sahip olmaksızın teorik ilimleri elde etmiş kimsedir.” (48)
“Hakiki filozof, … Eğer bu mertebeye ulaştıktan sonra kendisinden yararlanılmazsa, faydalı olmaması onun hatası değildir; bu onu dinlemeyen veya dinlemesi gerektiğini düşünmeyenlerin hatasıdır. … maharet ve sanatından ötürü hükümdar veya imamdır. … ne imamın imamlığı, ne de hükümdarın hükümdarlığı, fiillerinde kullanacağı aletlere veya amacına erişmede yararlanacağı insanlara sahip olmadığı için ortadan kalkmaz.” (49-50)
Kitabı değerlendirmemde, çevirmenin önsözünden etkilendiğimi söylemeliyim. Çok kısa olmasına rağmen hızlıca anlaşılabilecek bir kitap değil Mutluluğun Kazanılması. Ciddi manada antik yunan felsefesi, Sokrates ve Platon'un öğretilerini, tözleri, imgeleri, akılsalları anlamak ve algılamak gerektiriyor Farabi'nin akıl yürütmelerini içselleştirebilmek için. Bir de kitap adından bağımsız olarak, kişinin kişisel kendi mutluluğuna en son aşamada değiniyor. Farabi bu eserde sürekli olarak yasa koyucunun, güç sahibinin, hükümdarın kısacası siyasi elitin gücünü nerden alması gerektiği üzerinde duruyor. İnsanların, durumları sorgulayıp kabullenmelerine ya da derinine kadar incelemelerine göre avam ya da normal olarak tabir edilmesi gibi durumlar da var.
İslam dünyasının bugünkü durumunu düşündüğümde, Farabi'nin akıl ve mantığı kudret sahibine bahşedip, avam tabakasını devre dışı bırakacak yorumlarda bulunmasının rolünü merak etmiyor değilim.
Herkese tavsiye edebileceğim bir kitap değil maalesef. 50 sayfa olmasına rağmen ciddi bir odaklanma gerektiriyor ve ciddi bir felsefe-mantık terminolojisine vakıf olmadan kitap hem akıp gitmiyor hem de fayda sağlamıyor..
Si tratta di un libro di grande importanza storica ma non è un manuale sulla ricerca della felicità.
La lettura può interessare i cultori di filosofia medioevale o di filosofia araba. Si tratta infatti di un'introduzione a due successivi trattati che rispettivamente illustrano la filosofia di Platone e quella di Aristotele.
La felicità di cui si parla è quella che può raggiungere uno stato bene amministrato, il cui principe o imam, o amministratore, è un filosofo nel senso della Repubblica di Platone. Viene descritto dunque come costui debba essere istruito per governare e come egli debba a sua volta regolarsi nell'istruzione dei sottoposti.
È singolare (per l'ambiente) che la filosofia sia posta su un piano superiore alla religione. Ambedue portano a conoscere le stesse cose ma solo la filosofia le raggiunge in modo pieno, attraverso i concetti. La religione offre solo immagini.
Come non tutti possono ottenere lo stesso livello di conoscenza, per al-Farabi non tutti possono ottenere lo stesso tipo di felicità (anche se ognuno ha il diritto di ottenere la "sua" felicità attraverso il buon governo.
Platon ve Aristoteles okullarından hem şartlar hem de tercihlerden dolayı Platon'dan yana olan Farabi, siyaset felsefesinin önde gelen isimlerinden biridir. Mutlak güçten yana olması günümüze biraz abes geliyor olabilir ama döneme göre değerlendirme yapmak lazım tabii. Hükümdar ile aile reisi arasındaki benzerlikten çokça faydalanır düşünür.
06.06.2023 Farabi, tüm odağını nihai amaç olan mutluluğa yoğunlaştırırken siyasetle ahlakı birbirine geçmiş olarak değerlendirir ve bu noktada Aristo’dan ayrışır. Ona göre yönetimin kaynağı yasa değildir ve yasanın kaynağı olan yöneticinin gücü mutlaktır. Özetle kanun koyucu Allah’tır ve Farabi’nin devleti mutlak bir teokrasidir. Son olarak Farabi’ye gerçek filozofun teorik olarak mükemmel bir bilgi seviyesine sahip olması yetmez, onu halkın faydasına olacak şekilde sunması gerekir.
…bir insan tek başına ve diğer birçok insanın yardımı olmaksızın mükemmelliğe ulaşamaz. 13 Hükümdarın durumu, ev halkını idare eden, çocuk ve gençlere bakan kişilerin durumuyla aynıdır. 35
📖Hikâyede, Farabi, öğrencisine mutluluğun ne olduğunu ve nasıl elde edileceğini öğretir. Farabi, mutluluğun insanın en yüksek amacı olduğunu ve bunun ancak insan aklının en yüksek potansiyeline ulaşmasıyla mümkün olduğunu vurgular. Farabi, mutluluğun önündeki engelleri de tartışır. Bu engeller arasında, insan doğasının zayıflıkları, dış dünyanın cazibeleri ve yanlış bilgi yer alır. Farabi'ye göre, mutluluğun temeli, insanın varlık amacına ulaşmasıdır. İnsanın varlık amacı, aklın mükemmelliğine ulaşmaktır. Bu amaca ulaşmak için, insan, aklın ilkelerini bilmeli ve bu ilkeleri yaşamında uygulamalıdır. Farabi, mutluluğun elde edilmesinde temel unsurları belirtir. Bunlar: Aklın mükemmelliğine ulaşmak: İnsan, aklın ilkelerini bilmeli ve bu ilkeleri yaşamında uygulamalıdır. Erdemli bir hayat yaşamak: İnsan, erdemli bir hayat yaşamayı amaçlamalıdır. Dünyanın güzelliklerini takdir etmek: İnsan, dünyanın güzelliklerini takdir edebilmelidir. Bilgi: Mutluluğun temeli, doğru bilgidir. İnsan, doğru bilgi edinerek, dünyanın ve kendisinin gerçek doğasını kavrayabilir. Ahlak: Mutluluğun bir diğer unsuru, erdemli bir yaşam sürmektir. İnsan, erdemli bir yaşam sürerek, kendi doğasına uygun bir yaşam sürebilir. İş: Mutluluğun son unsuru, üretken bir yaşam sürmektir. İnsan, üretken bir yaşam sürerek, kendini gerçekleştirebilir. "Mutluluğun Kazanılması", Farabi'nin en önemli eserlerinden biridir. Kitap, mutluluğun ne olduğunu ve nasıl elde edileceğini ele alarak, İslam düşüncesinde önemli bir yere sahiptir. Kitap, mutluluğun elde edilmesinde aklın ve erdemli bir hayatın önemini vurgulamaktadır. Farabi'ye göre, insan, aklın ilkelerini bilmeli ve bu ilkeleri yaşamında uygulayarak mutluluğu elde edebilir. Ayrıca, insan, erdemli bir hayat yaşamayı amaçlamalıdır. Erdemli bir hayat, insanın mutluluğunun temelini oluşturur. Kitap, aynı zamanda, dünyanın güzelliklerini takdir etmenin de mutluluk için önemli olduğunu vurgulamaktadır. İnsan, dünyanın güzelliklerini takdir edebildiğinde, mutluluğunu artırır. Kitap, mutluluğun, bilgi, ahlak ve iş gibi temel unsurların bir arada gerçekleşmesiyle mümkün olabileceğini vurgular. Farabi, bu üç unsuru bir arada gerçekleştirilmesini söylüyor. Kitap, insanın mutluluğuna ulaşmak için izlenmesi gereken yolu ele alarak, İslam felsefesinin önemli bir örneğini oluşturur. Farabi, mutluluğun ne olduğunu, mutluluğun nasıl elde edileceğini ve mutluluğun önündeki engelleri tartışarak, insanın mutluluğuna ulaşmak için izlenmesi gereken yolu açıklar. Kitap, etkileyici ve sürükleyici bir eserdir. Kitap, mutluluğun ne olduğunu ve nasıl elde edileceğini ele alarak, İslam düşüncesinde önemli bir yere sahiptir. Kitap, mutluluğun elde edilmesinde aklın ve erdemli bir hayatın önemini vurgulamaktadır. Kitap, aynı zamanda, dünyanın güzelliklerini takdir etmenin de mutluluk için önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Aşağıda kitaptan yaptığım önemli alıntıları paylaşıyorum:
"İnsan denen bu hayvanda doğuştan gelen bir sığınak arama ve türdeşleriyle bir arada yaşama özelliği vardır; bu yüzden de ona toplumsal hayvan ve siyasal hayvan denir."
"Araştırmacının tabiat ötesi varlıkları incelemeye başlaması ve onları ele alırken, tabii varlıkları ele alırken kullandığı yöntemleri kullanması gerekir, ayrıca, onların öğretim ilkeleri olarak bu varlık cinsinde bulunan ve onlara uygun düşen ilk öncülleri, bu ilk öncüllere ilaveten bu varlık cinsinde öğretim ilkeleri olmaya uygun düşen tabiat ilminin kanıtlarını da kullanmalıdır."
"...şehirlerdeki hakim zenginlik sanatı, zenginlik hedefine ancak mal mülk kazanmayı sağlayan özel sanatların işlevlerinden istifade edilmesiyle erişebilen bir sanattır."
"Söylendiğine göre bu ilim, eski Irak halkı olan Kaidelilerde mevcuttu. Onlardan Mısır halkına geçmiş, oradan Yunanlara intikal etmiş, Süryaniler ve daha sonra Araplara geçinceye kadar da onlarda kalmıştır. Bu ilmin içerdiği her şey Yunan dilinde, daha sonra Süryanicede, nihayet Arapçada ifade edilmiştir. Bu ilme sahip Yunanlar, onu hakiki hikmet ve en üstün hikmet diye adlandırırlar ve onun elde edilmesine ilim, onunla ilgili zihin durumuna ise felsefe derlerdi. Bununla en üstün hikmeti arama ve sevmeyi kastederlerdi. Onu elde edene filozof derler ve bununla da en üstün hikmeti seven ve onu arayan kişiyi kastederlerdi."
"Dolayısıyla eskilere göre din, felsefenin bir taklididir."
"Felsefenin bütün bunlarla ilgili olarak akla ve tasavvura dayanarak bilgi verdiği her konuda, din hayalgücüne dayanan bilgiler verir. Felsefenin ispat ettiği her konuda din ikna eder; çünkü felsefe akıl tarafından kavrandıkları biçimde nihai ilkeler, yani ilk ilkenin özü ve ikincil cismani olmayan ilkelerin özleri hakkında bilgi verir."
"O halde felsefenin hakkında kesin kanıtlar sunduğu her konuda din, ikna etmeyi amaçlayan açıklamalar yapar. Sonuç olarak felsefe, zaman bakımından dinden önce gelir."
"İmam, filozof ve kanun koyucu ifadeleri aynı anlama gelir."
"Filozof, en yüksek yönetici, hükümdar, kanun koyucu ve imam ifadelerinin aynı anlama geldiği ortadadır."
"Şimdi bu şeyler, kanun koyucunun ruhunda bulunduğu zaman felsefe, çoğunluğun ruhunda bulunduğu zaman din olur."
Oldukça kısa bir kitap olmasına rağmen çok esaslı, etkileyici bir kitap. Sadece teorik -neredeyse hiç örnekleme kullanılmadan- yazılmış olması sebebiyle okuması da anlaması da kolay olmasa da çevirmen Ahmet Arslan'ın kitaba oranla uzunca önsözü ile özümsenmesi ve dönemi içinde değerlendirilmesi kolaylaşmış. Çevirinin aslında aslına sadık kalmak pahasına, anlaşılırlığı ikinci plana atmış olduğunu düşünüyorum. Bu da kitabı okumayı ayrıca zorlaştırıyor. Farabi kitapta, nihai hedefi, milletlerin ve şehir halkının bu dünyada ve öteki hayatta mutluluğu olarak tanımlıyor. Platonun Devlet kitabında diyalektik ile yaptığını siyaset felsefesinin içeriğinin benzerini -muhtemelen Aristo'dan esinlendiği- metodik bir yolla tekrar yorumluyor. Yorumlama derken aslında, Platon'un anlatısını takipten ziyade aynı konuda, kendi felsefe kuramını sıfırdan kuruyor demek herhalde daha doğru olacaktır. Bunu yaparken uzaktan da olsa dine (islama) küçük göndermeler yapıyor. Genel kanı, Farabi'nin islam ile felsefeyi sentezlemeyi hedeflediği yönünde olsa da kanımca, en azından bu kitabında, Farabi, islam tesiri altındakilere, felsefenin daha üstün olduğunu ikna edebilmek adına bunu yapıyor. Bu, kitap boyunca Tanrı, peygamber ve ondan sonra gelecek yöneticiler dışında hiç islama değinmemesiyle sezinlenebileceği gibi, kitabın sonunda felsefeyi dinin üstünde konumlandırması, felsefenin seçkinler (bilgisi geniş ve anlayışı yüksek olanlar) için, dinin ise felsefeyle aynı kavramları ele alsa da, avamlar için olduğunu yazmasından anlaşılabilir. Bu bakımlardan Farabi'nin döneminden ve çevresinden ne kadar farklı düşündüğünü, kendinden sonra gelen -doğulu veya batılı- birçok felsefeciyi etkilemesinden ve zamanımıza kadar gelmesinden görebiliriz.
Çevirmenin giriş yazısı yine beni çok aydınlattı. Kitap bence oldukça ağır, iyi konsantre olunması gereken bi kitap ve tabii ilginin de olması gerekiyor. Kendi açımdan anlaşılabilirliğini artırmak için hala birçok inceleme okumaya çalışıyorum.Ama ana mesajları konusunda şöyle bahsedebilirim: Farabî de Platon gibi insanları 2 gruba ayırıyor. Seçkinler ve Sıradan insanlar.. En seçkinler filozof,peygamber,kanun koyucu bilge kişiler; bu insanlar doğru yönetimin mükemmel toplumsal-siyasal düzenin kanunlarının bilgisini,en üstün iyi,en büyük mutluluğun bilgisini bir tür aydınlanma yoluyla Faal Akıl’dan dolaylı olarak da bizzat Tanrı’nın kendisinden alırlar diyor. Filozofun da en yüksek yönetici olabileceğini öne sürüyor.Genel olarak da kitapta yönetici niteliklerinden, gerçek ve sahte filozoftan, gerçek ve sakatlanmış felsefe konularından,kanun koyucu kavramından söz ediyor.
Farabi İslam tarihinin en büyük filozofu olarak görülür. Felsefeciler Aristo'ya başöğretmen, Farabi'ye ikinci öğretmen sıfatını vermişler. Farabi'nin serçe parmağı kalınlığındaki bu eserini hazmetmek için efor sarf etmek gerekiyor.
Filozofa göre mutluluğun kaynağı kanun koyan kişidir. Her canlının bir doğası vardır. Insanın da kendisine özgü doğası vardır ve tabiatı gereği kanun koymak ister. Her şeyi bir yasa çerçevesinde halletmek ister. Yasalar olmaz ise insanlar sürekli belirsizlik içinde yaşar. Belirsizlik ise mutluluğun baş düşmandır. Nomos yani namus olmazsa olmazdır.
Öyleyse kanun koyucu veya yöneticinin kim olacağı mühimdir. Farabi ye göre yönetim mutlak monarşi olmalı ve yönetici ise filozof olmalıdır. Gerçek bir filozof nefsani arzulardan uzak olduğu için ömür boyunca toplumun faydasına hizmet eder!
Tanımlardan oluşan, soyut, sayfalarca anlatılacak konuları 50 sayfada anlatan, muhtemelen bir giriş mahiyetinde yazılmış bir kitap.
Antik Yunan felsefesinin tavrını devam ettirmesi açısından etkilendim, ama bu etkilenme hikaye başlarken sonda öleceğini bildiğiniz bir karakteri sevmek gibi buruk bir etkilenme oldu.
Doğrudan bunu okuyarak kimsenin bir şey anlayabileceğini sanmıyorum. Mesela varlığın 4 nedenini Aristoteles sayfalarca anlatırken, Farabi 3-5 satırda geçmiş. Okurun Platon ve Aristoteles temelinin olduğu varsayımıyla yazılmış diyebilirim.
Çeviri süper, Ahmet Arslan zaten, Türkçesi hiç sıkıntı yaşatmıyor. Girişi de güzel, nasıl okunması ve anlaşılması gerektiğini mis gibi anlatmış.
Sıkıcı ve anlaması zor bir kitap. Gayret edip anlatılanı anladığımda ise mesajın buna değmediğini düşünüyorum. Anlatılar soyut ve bir iki istisna dışında örnek verilmiyor.
Aristoteles'in felsefesini orta derecede bilmiyorsanız bu kitabın yanından bile geçmeyin. Kesinlikle günlük hayatta uygulanacak , pratik bir felsefe anlatılmıyor. Hele ki epistemoloji'nin ne demek olduğunu bilmiyorsanız sizin ilgi alanınıza girecek bir kitap değil.
İlginç bir şekilde kitap ilerledikçe daha anlaşılır ve ilginç bir hal alıyor. Özellikle son iki bölüm kitabın en ilginç ve anlaması kolay olan kısmı. Eğer bırakmayı düşünüyorsanız 5. Bölümden devam etmenizi tavsiye ederim.
Ahmet Arslan ise her zamanki gibi konuya hakim olsa da kullandığı eski kelimeler anlamayı güçleştiriyor.
“Bu son maharet, savaş sanatıdır. İnsanın iktisap etmek üzere yaratıldığı o mutluluğu kazanmak istemeyen milletler ve şehirleri yenmek için ordular kurup yönetme: Savaş aletleri ve savaşkan insanları kullanma konusunda ustalaşmasını mümkün kılan maharet budur. Çünkü her varlık, varlık düzenindeki özel konumuna uygun olarak gerçekleştirme imkânına sahip olduğu en yüksek kemale erişmek için meydana getirilmiştir. İnsana has kemale en üstün mutluluk denir ve insanlık düzenindeki konumuna göre her insan, ait olduğu insan türüne mahsus olan en üstün mutluluğa sahiptir. İşte bu amacın peşinden koşan savaşçı adil savaşçı, doğru savaşçı, bu amacın peşinde koşan savaş sanatı da doğru ve erdemli savaş sanatıdır.”
Farabi bu kitabı ile birlikte İslam dünyasına İslami Felsefe(Kelam) dışında başka bir felsefi bakış açısı katmıştır. Bu kitap beraberinde islam dünyasında başkaca filozofların çıkmasına ön ayak olmuştur. Buda aslında bize İslam aleminin o dönem içerisinde bulunduğu durumlara farklı çözümler getirme ihtiyacının ne kadar da ortada olduğunu gösteriyor. Kitapta gerçekte aranan mutluluğun ve mutlu olmanın gerçekte ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor. Tabi Farabi kitapta daha çok inanç sistemi üzerine felsefi bir bakış açısı inşaa ediyor. Bu yer yer olayları görece dini bir bakış açısı çerçevesinde mutluluk nedir sorusunu doğurmuyor değil. Yine de okuması güzel derin bir kitaptı.
Kısacık kitap içerisinde konudan konuya atlıyor. Aslında son derece basit önermeler yapsa da dili kullanım sebebiyle anlam canlanmıyor. Türkçe-İngilizce karşılaştırmalı okudum durum ikisinde de aynı. Ahmet Arslan'ın Giriş kısmında yazdığı (uzunluğu kitabın uzunluğu kadar) anekdotlar olmasa muhtemelen hiçbir şey anlamazdım. Aynı önermeyi 2-3 kez tekrarlıyor. Tekrarladığı konular da ilk defa duyduğumuz konular değil. Kitabın neredeyse tamamı Antik Yunan'a en ufak bir cevap veya ekleme özelliği taşımıyor (Ahmet Arslan aksini iddia ediyor, filozof olan o. Belki aklım belki yaşım yetmemiştir bilemiyorum.).
Farabi'ye göre mutluluk, insanın en yüksek amacı ve nihai hedefine ulaşma arzusudur.
Kitap okumak, Farabi'nin düşüncesine göre, insanın kendini geliştirmesi ve erdemlere ulaşması için gerekli bir araçtır.
Neden okumalı : Zihinsel ve ruhsal derinlik için.
Farabi’ye göre, din ve felsefenin nihai amacı aynıdır: hakikate ulaşmak. Ancak felsefe bu hakikate akıl ve mantık yoluyla, yani soyut düşünceyle ulaşırken, din semboller ve metaforlar aracılığıyla hakikati halka sunar. Felsefe daha çok seçkin bir zümreye hitap ederken, din geniş kitlelere yöneliktir.
İdeal Devlet'ten çok daha kafa açıcı buldum. Yine bir platon tekrar anlatısı ve yorumu olsa da, çok daha derinlikli bir eser olmuş. Özellikle din ve felsefe ilişkisi kısmı enteresandı.
Ahmet Arslan'ın sunuşu muazzam. Önceden bir kaç İslam Felsefesi tarihi kitabı okumuştum ama onlar bile Farabi'yi ve onun siyaset felsefesini bu kadar güzel özetlememiş ve analize edememişlerdi. Gerçekten hayran kaldım.
"Her varlık, varlık düzenindeki özel konumuna uygun olarak gerçekleştirme imkanına sahip olduğu en yüksek kemale erişmek için meydana getirilmiştir. İnsana has cemale en üstün mutluluk denir."
"Felsefe, ilimler içerisinde en üstün olanı ve en fazla hükmetme hakkına sahip olanıdır. Geri kalan hakim ilimler, felsefenin amacının gerçekleşmesi için kullanılırlar. Bu amaç ise en üstün mutluluk ve insanın elde edebileceği en üstün mükemmelliktir."
Bu bir kisisel gelişim kitabı değil. Benim gibi yolda giderken okumaya kalkmayın 😅 Bence sakin bir kafa ile derin anlamları çıkarmaya çalışarak okunmalı. Kesinlikle felsefe, sosyoloji, siyaset bilimleri seven ve akademik çalışan kişilerin okumaktan keyif alacağı bir kitap. Eğer severseniz şayet okumanizi tavsiye ederim.