1960’ların ortalarından itibaren dünyanın birçok yerinde, eş zamanlı olarak, şiddete, yani silahlı mücadeleye yönelen toplumsal hareketler ortaya çıktı. Bu hareketler genellikle, mevcut siyasi, ekonomik ya da kültürel düzene bir itiraz olarak, çoğunlukla öğrenci ve işçi grupları içinden doğdu ve zaman içinde silahlı mücadeleye dönüştü.
Şiddet ve toplumsal hareketler uzmanı Isabelle Sommier burada özel olarak sanayileşmiş, kapitalist ve demokratik ülkeleri ve bu ülkelerdeki silahlı örgütleri ele alıyor: İtalya’da Kızıl Tugaylar (BR), Almanya’da Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF), Japonya’da Japon Kızıl Ordusu (ARJ), Fransa’da Doğrudan Eylem (AD), ABD’de Weather Underground Organization (WUO). Devrimci Şiddet böylece, demokrasi kültürünün en gelişmiş biçimde yaşandığı bu ülkelerdeki siyasi durumla, bugün var olan iletişim kanallarının sözünün bile edilemeyeceği o günlerde özellikle üniversite öğrencisi gençlerin, Japonya’dan ABD’ye, aynı anda ve hayatları pahasına toplumu kurtarmak için eyleme geçmeleri arasında da bir bağlantı kurmuş oluyor.
68 Mayısı’ndan sonra yeniden ortaya çıkan solun devrimci şiddetinin istikametine ışık tutan bu önemli eseri Ömer Laçiner’in önsözüyle sunuyoruz.
Isabelle Sommier is Full Professor of Political Sociology at Paris I Panthéon-Sorbonne University, former director of the CRPS (Centre de recherches politiques de la Sorbonne) and currently Deputy Director of the CESSP (Centre européen de sociologie et de science politique, a fusion between CRPS and CSE Bourdieu institute). She has published on the theory of social movements, political violence, radicalization and terrorism.
İlk bölümde "şiddet" "politik şiddet" "devrimci şiddet" kavramlarının literatürdeki farklı yorumlanışlarını aktarıp bunların bir eleştirisini yapıyor. Yine aynı bölümde 68 Hareketi'ni bunlar hep tererö/barışçıl gençler gone bad ikileminden çıkarıyor, 68 ile 70'ler ve sonrasındaki silahlı örgütler arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Oldukça yararlı buldum.
Tam verim alabilmek için söz konusu örgütlerin çoğunun tarihine hakim olmak lazım çünkü sonraki bölümler biraz dağınık, oradan oraya zıplıyor sürekli. Kuruluş-radikalleşme-şiddet stratejileri-çözülüş gibi bir şeması var ama her şemada her ülkeyi ve farklı örgütleri başlık başlık ele aldığı için bir örgütün/ülkenin kendi akışındaki bütünlüğü görmesi çok zor hale gelmiş.
Devrimci bir perspektiften değil de "akademik" bir yerden yazılmış olması sebebiyle ara ara isabetsiz tahliller yapıyor örgütlere ve eylemlerine dair (örneğin, RAF'ın 72'de toplumsal destekten yoksun olduğundan, bir şerh koysa da, 77'de militanların "intiharından" bahsediyor, genel olarak yuvarlak konuşuyor). Bu akademi hep böyle zaten diyip geçmek lazım sanırım.
Kitabın yazarı bir sosyologmuş. Epeyce hümanist bir perspektiften güncel akademik bakış açısıyla ele alıyor konuyu. 1968 isyanlarından sonra 70'lerde oluşan gerilla stratejileri ve silahlı örgütlerin şiddetleri üzerinden İtalya, Japonya, ABD, Fransa ve Almanya özelindeki örneklerden yola çıkarak baştan sonra bir anlatı sunuyor. Örgütlerin doğuşundan bitişine kadar ki bir süreci oldukça geniş aktarıyor ancak pek bir yorum kapmadan sadece bilgilendirmek amacıyla yapılmış gibi. Şiddetin "devrimci" emeller için oluşu şiddetin iyi bir şey olmadığına tekabül ediyor peki devletlerin şiddetinin yanında devrimcilerin şiddeti ne kadar hafif kalıyor? Bu örgütlerin birçoğunun ağzında "terörizm" kelimesi mevcut. Yani yaptıkları oldukça terör eylemi var peki devlet terörizmine karşı "devrimci" terörizmi mi savunmak durumundayız? Yazar burada bir sürü soru işareti bırakıyor ancak şiddeti kötülemekten hem devlet eliyle gelen şiddeti hem de devrimci şiddeti kötülemek ve bunun birey ve toplum üzerindeki psiko-sosyal etkilerine odaklanıyor, değiniyor ancak bize devrimci bir çözüm sunmuyor. Böyle iddialı bir kitaptan özellikle sonuç kısmında bir alternatif mücadele yöntemi önergesi beklerdim. Keza Che'den ve Ho Chi Minh'den esinlenen silahlı gerilla mücadelesinin devrimci mücadeleye pek bir katkısının olmadığı ve bu örgütlerin hepsinin sonunun geldiği aşikâr. Yazar bunu da kanıtlıyor ancak hiçbir farklı önergesi yok, burada eksiklik buluyorum. Yine de fena olmayan bir perspektiften iyi bir tarihi okuma veçhesi sunuyor.
Türkiye'de sosyalist hareketlerde şiddeti meşrulaştıran teorilerin geliştiği 1969-1971 ve şiddetin yaygınlaştığı 1977-1980 yıllarını anlamak için muhakkak okunması gereken bir eser. Çalışma İtalya, ABD, Fransa ve Japonya'daki aşırı sol grupların hikayelerini başlangıcından sönümlenmesine kadar ele alıyor. Kitabı okurken Mihri Belli vasıtasıyla Türkiye'de sosyalist harekete aşılanan şiddet övgüsünün ve şiddetin neden kısır bir döngü olduğunu küresel eğilimleri takip ederek daha iyi anlıyorsunuz.
Silahlı devrimci mücadelenin küresel kapitalizmin farklı merkez ülkelerinde 1960’lardan itibaren doğuş, büyüyüş ve çözünüşünü anlamak ve örgütlerin eylemlerine ve tarihlerine bir giriş yapmak için faydalı