Ana babasız, aile büyükleriyle kalmış bir çocuk… Mahallenin Arap Hatçam Teyze, Bakkal Nihat, Berber Kâzım gibi hayli garip, pek müstesna karakterleri… Toplumsal tarihimizin acı tatlı anılarına takılan bir kişisel tarihin izinde öykü öykü saat kaç!..
Çağdaş edebiyatımızın öykü anlatıcısı Ahmet Büke, ON8 Blog’daki “Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi”nde bir yıl boyunca her hafta öykü yazdı. Karakterlerin öyküden öyküye atladığı bir seçki, yeni öykülerle bir araya geldi. Ödüllü öykücü Ahmet Büke, Mevzumuz Derin’in ardından ON8’deki ikinci kitabı İnsan Kendine De İyi Gelir’de, yatay zamanların derinlikli ayrıntılarıyla hem acıtıyor, hem de kırılgan ruhlara şifa oluyor.
1997 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünden mezun oldu. Ölümsüz Öyküler Yayınevi'nin düzenlediği 'Xasiork 2002 Kısa Öykü Yarışması'nda Kayıp Dua Kitabı isimli hikâyesi birincilik ödülüne layık görüldü. 2008'de Alnı Mavide ile Oğuz Atay Öykü Ödülü'nü, 2011'de Kumrunun Gördüğü adlı kitabı ile Sait Faik Hikâye Armağanı'nı aldı. Öyküleri, e edebiyat, AdamÖykü, Özgür Edebiyat ve Patika dergilerinde yayımlandı. Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi ve Derkenar isimli internet dergilerinde kısa öyküler yazmaya devam ediyor.
Kitapta otuz sekiz öykü yer alıyor. Bu öykülerin ilk 26 tanesi yazarın ON8 Blog’daki Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi adlı köşesinde, 2014 Mayıs ve 2015 Haziran ayları arasında yayınlanan, birbiriyle bağlantılı öykülerinden derlenmiş. Sosyal Bilgiler Ansiklopedisi üst başlığıyla yayınlanan bu ilk kitap, 2015 yılında, Dünya Kitap Yılın Telif Kitabı Ödülü’ne değer görüldü.
Eğlenceli, naif, sıcacık öyküler. Bir gençlik kitabı. Güzel zaman geçirdim.
Bir mahalle! Tutulan hesap kitaplar şaşar burada. Kurulan kumpaslar hep bozulur. Tek bir mecburiyet vardır, yaşamak! Hayatta kalmanın ezber bozan samimiyeti stratejilerini yedirir insana. Okurun zihni okudukça doyar; kendine iyi gelir. Okudukça doydum ben de! Misss....! .... Ağır Romanın çocukluğu!
raymond carver'ı seviyorum, bazen çok amerikalı olduğunda anlayamıyorum ifade ettiği duyguları sanırım. ama bazen ahmet büke müstear ismiyle türkiye'deki deneyimleri üzerine de yazıyor. işte o zaman belki daha da fazla seviyorum. amerika'ya göre, türkiye üzerine yazarken tabi toplumsal belleğinde acılar, mücadeleler ve gözlemler daha fazla yer tutuyor. ya da ben yakından tanık olduğum için böyle kavrıyor olabilirim.
eskiden biraz daha boşluklu, içine girmesi daha zor, okurken daha tökezleten bir öykücülüğü vardı, bu kitabı ise daha akışkan ve gündelik. iyi ya da kötü değil, farklı. bir sebebi de kitabın öykü ve roman arasında olması, öykülerin karakterlerinin aynı dünyayı paylaşması. ya da romanın karakterlerinin her parçada bir paralel evrende farklı hikayeleri yaşaması. güldürürken düşündüren değil, hatırlatırken hissettiren sahici edebiyatına devam etsin ahmet abi.
karakterleri de mahallenin görmüş geçirmiş teyzeleriyle birlikte bakkalları soymaya, kaçacak yeri arayan hayvanları evinde saklamaya, emekliliklerinde uzun soluklu yeni hayat planları kurmaya, intihar etmiş gençlerin yazdıklarını toplayıp öykü yarışmalarına yollamaya devam etsin...
kendi sosyal ayrıntılarınızı hatırlamaya ve kayda geçmeye teşvik ediyor, okurken kendi ayrıntılarınızda yüzüyorsunuz. bana şifalı da geldi, sadece dilinin güzelliğiyle yetinmedim Büke'nin. kitapların bir 'zamanı' olduğunu düşünürüm, bu kitap 'adı üstünde' zamanını bağıra çağıra ilan ediyor, kendine iyi gelmek isteyenler, şimdi tam zamanı.
"İşte insan böyledir, bile bile aldanmayı iyi bilir. Ama insan kendine de iyi gelir." Bazı yazarlar ve bazı kitaplar ne zaman karşınıza çıkması gerektiğini biliyor ve sanki hep o en doğru zamanlarda karşınıza çıkıyor ya da sadece o an elinizde tuttuğunuz o kitap olduğu için o an en doğru an oluyor. Kim bilir...
Bir günde bitti. Bitirdiğimde yüzümde öylece bir gülümseme kaldı, içim ısındığından olsa gerek... Büyülü gerçeklik mi desem Güney Gotiği mi desem, yok yok düpedüz yeni bir şey yaratmış Ahmet Büke. Var olsun.
Vaktiyle Ahmet Büke'nin bir başka öykü kitabını okumuş, beğenmiştim, fakat bittiğinde damağımda net bir tat kalmamış, bunu da üslubunun tam olarak yatağını bulmamış olmasına yormuştum o zamanki aklımla. Bu kitabında ise öykü evreni kurmakta, o evrenle icap ettiğinde yapboz gibi oynamakta çok maharetli bir yazar gördüm, çok sevdim. Sosyal Ayrıntılar Ansiklopedisi'nin ikinci kitabı olan Gizli Sevenler Cemiyeti'ni de tez vakitte okumayı umuyorum.
Yazar İzmirli diye almıştım. Zaten öykü yazmak çok zordur, pek güzel çıkmazlar genelde. O yüzden pek bi beklentim yoktu. Şaşırtacak kadar iyi çıktı. Eğlenceli, yaratıcı, özgün. Cok beğendim, özellikle Dev-Sol Suzi hikayesini.
Öykülerin ilk yarısı zamanında yazdığı bir blogdan derlenmiş . Dedesi, ninesi , Arap hatçam teyzesi yine bolca macera, bolca kurmaca, bolca kahkahanın icindeler. "Mahallenin düşsel varlıkları" serisine ve takip eden hikayelere bayıldım.
Aslında kitabın ilk yarısı oldukça keyifli ilerlemişti; ama nedense ikinci yarısında böyle daha bir hayalvari olaylar, saçma tiplemeler ve anlamını oturtamadığınız olay örgülü öykülere geçişe rastlıyorsunuz. Öykülerde karakterler aynı, olaylar Ahmet adında genç bir delikanlının etrafında şekilleniyor. Öykülerin çoğunda kullanılan dil genellikle tiye alış şeklinde, komik unsurlar da oldukça yer alıyor ama işte sorun; amaç ne? Yazarın bize ne anlatmak istediğini şahsen ben pek anlamadım. Bu bir hikaye kitabıysa, her hikayesinden bir sonuç çıkmalı, peki çıkıyor mu? Bence hayır. İyi okumalar...
Annesi babası öldüğü için hayatı İzmir'in eksantrik bir mahallesinde dedesi ve ninesi ile geçiren, kitap boyunca tek bir yaşıtıyla ilgili yaşantısı aktarılmayan naif başlayan ve sonu hep olağan dışı, sanki hayal ürünü olan absürd bir kapanışla biten bölümlerinden oluşmuş bir kitap. Ne öykü ne roman bence. Zaten kitapta da belirtiliyor blogdan alınarak hazırlanmış bir kitap olduğu. Kitabın kahramanı dışında öne çıkan karakter Arap Hatçam Teyze gerçekten de yazarın hayal gücünün ne kadar sınırları zorladığının bir kanıtı.
Benim bir kitabı sevip sevmeme kriterim altını çizdiğim satırlarla doğru orantılıdır. Bu kitapda ya 3 ya beş satırın altını çizmişimdir. Kitabın naifliğini sevmiş olsamda bölümlerin bitimindeki yok artık dedirten absürtlükler yüzünden zaman zaman kitabın içinden uzaklaştım. Kitabın fonunun İzmir olması, İzmirli olmama rağmen benim için kitabın artılarından biriydi.
toplumsal olaylara bir mahallenin sıradışı karakterleri üzerinden değiniyor. kısacık öyküler gercekustu öğeleriyle okurken sizi içine çekiyor.
* büyükler böyledir. bazen çıkıp giderler. hatta donmedikleri de olur. böyle böyle buyuyoruz iste..
* eksi zaman: bir çeşit eski zaman aslında. doğar doğmaz eskide kalıyor çünkü. olmasaydik olacagimiz hikaye.
* insan kendini ikna etmekte meşhurdur
* işte insan böyledir. bile bile aldanmayi iyi bilir. ama insan kendine de iyi gelir
* fakat hayat da bir yandan sürüyor. o büyük mecburiyetimiz çünkü.
* karnı doyunca böyle oluyor insan. ya yeniden ve daha çok acıkıyor ya da olmaz aşka dusuyor.
* çok mutsuzdu. öyle böyle değil, artık parçalarından akıyordu mutsuzluğu. kaç defa o gittikten sonra halıları sildim, döşemeleri fircaladim bilemezsin. üstelik tam da temizlenmiyor. oradan oraya bulasiyor
keşke ortaokul ve lise öğretmenleri ahmet büke'nin on8'de basılan kitaplarını okuyup öğrencilerine de önerseler. okumayı sevdirecek bir dil ve anlatım.
Karakterler o kadar güzel o kadar gerçekçiydi ki çok sevdim her birini. Olağanüstü unsurlar çok güzel işlenmiş. Kötü değildi üç yıldızda kalmamın sebebi daha çok beklentim olmasıydı.