Born in Ramat Gan in 1967, Etgar Keret is a leading voice in Israeli literature and film. His books have been published in over four dozen languages and his writing has appeared in The New York Times, Le Monde and The New Yorker, among others. His awards include the Cannes Film Festival's "Caméra d'Or" (2007), the Charles Bronfman Prize (2016) and the prestigious Sapir Prize (2018). Over a hundred short films and several feature films have been based on his stories. Keret teaches creative writing at Ben-Gurion University of the Negev. Since 2021, he has been publishing the weekly newsletter "Alphabet Soup" on Substack.
Baştan aşağı Etgar Keret kokan öyküler yine. Öyküye tutkun biri olarak, Keret öykülerinin zihin açıcı olduğunu ve yaratma sürecine katkıda bulunduğunu savunuyorum hep. Öylesine sade anlatılmış ve öylesine vurucular ki, bu kontrast Keret'in kerameti bana kalırsa. Acıyı da hoşluğu da, saflığı bozulmasın diye yıllarca uğraşmış ve artık sahiden öyle arafta kalmış, ironik, tatlı, isterse çok acı olabilecek bir yerden yazıyor. Ben yine oldukça sevdim Keret öykülerini.
Ama kitapta öyle güzel bir giriş bölümü var ki, daha en başından böğrüme yumruğu indirdi... Favori bölümüm:
"Domuz kumbarası odamın rafında uzun bir yaşam sürdü. Yıllar zarfında onu eline alıp sallayan herkes içinde sadece tek bir bozukluğun sesini duydu: tanıştığımız gün içine atılan paranın sesini. Ben büyümeye ve gözyaşlarımı yutmaya devam ettim.Bugün bile aradan geçen kırk beş yıla rağmen, nasıl ağlandığını bilmiyorum, fakat biri beni havaya kaldırıp da sallama zahmetine katlancak olsa, tek bir hüzün parasının bile sesinin duyulmayacağını garanti ederim."
-- Yaklaşık 2 yıl sonra gelen yeni yorum--
Arada kitaplıktan bir kitabı çekip biraz karıştırıp, okuyup geri bırakıyorum. Bugün de "Domuzu Kırmak" çıktı şansıma. Not düşmeden edemeyeceğim; kitabın ikinci öyküsü Plüton'un Transit Geçişi'nden bir bölüm:
Bu işler böyledir. Bazen bir nesneye verilen ad o şeyin esas varlığı kadar önemli hale gelir. Birkaç yıl önce Avustralya'dayken cana yakın bir ayyaş bana nesli tükenmiş türlerden biri olan Tazmanya Kaplanı'ndan bahsetmişti. Neslinin tükenmesinin asıl nedeni ayyaşa göre canlının adının "kaplan" olmasıydı. "Herkes bir kaplan yakalamak ister," diye izah etmişti. "Bu yüzden o kadar da korkunç olmayan bu hayvan, özgeçmişine bir kaplan öldürdüklerini yazmak isteyen insanlarca avlanırken buldu kendini. Bir an içinin Tazmanya Kedisi olduğunu düşün, ki zoolojik açıdan aynı sayılır, bahse girerim ki bugün burada, bizimle yaşıyor olurdu.
Bu da beni son birkaç ayda tanımı önemli sonuçlar doğurabilecek bir başka şeye getiriyor. Haziran ayına dek İsrail ordusu dünyanın en güçlü ordusu olarak bilinirken, birden bu ünvanı hiç mi hiç haketmiyormuş gibi görünmeye başladı. Ünvan gözlerimizin önünde geçerliliğini yitirdi ve bu Tazmanya Kaplanı örneğinde olduğu gibi hayatta kalma bakımından fevkalade önemli. Böyle güçlü bir statü değişikliği -güçlü ve yenilmez bir ordudan istihbarat ve örgütlenme zaafları olan bir orduya- saldırgan bir Suriye ya da İran ordusuyla sabit duran bir Suriye ya da İran ordusu arasındaki farkla aynı kapıya çıkıyor. Gel gelelim bu değişim sadece düşmanlar değil İsrail'in kendi halkı için daha büyük önem taşıyor olabilir. İsrail'in gelecekte karşılaşacağı bütün ihtilafları kaba kuvvetle çözebileceği inancını ortadan kaldırabilir ve belki, her şey tartılıp biçildikten sonra, bölgede kendimizi güvende hissetmenin tek yolunun "müzakere" olduğu fikrinin yerleşmesine vesile olur.
Böylece acılarla dolu Ortadoğu gerçekliğimizde tanımı tartışmaya açık olan bir başka kavrama geliriz: barış kavramına. Bu kavramın da anlamı değişebilir mi? Romantik, coşkun bir uyum ve kardeşlik arayışı, yerini karşılıklı sevgiden yoksun olsa da pragmatik, hele de savaştan kaçınma söz konusu olduğunda fevkalade pratik bir uzlaşıya bırakabilir mi? Kağıt üzerinde çok düşük bir olasılık, fakat güneş sisteminde milyonlarca yıldır gezinmekte olan bir gezegenin gezegenliğini bir gecede yitirme olasılığından daha yüksek. O halde, kim bilir?
“Böylece acılarla dolu Ortadoğu gerçekliğimizde tanımı tartışmaya açık olan bir başka kavrama geliriz: barış kavramına. Bu kavramın da anlamı değiştirebilir mi? Romantik, coşkun bir uyum ve kardeşlik arayışı, yerini, karşılıklı sevgiden yoksun olsa da pragmatik, hele de savaştan kaçınma söz konusu olduğunda fevkalade pratik bir uzlaşıya bırakabilir mi? Kağıt üzerinde çok düşük bir olasılık, fakat güneş sisteminde milyonlarca yıldır gezinmekte olan bir gezegenin gezegenliğini bir gecede yitirme olasılığından daha yüksek. O halde kim bilir?
Belki, her şeye rağmen, hala umut vardır.”
Etgar Keret’in diğer öykülerinden çok daha farklı ama yine de bir çocuğun gözünden görülen dünyayı fevkalade anlatıyor. Çok basit bir dil ile çok gerçekçi ve sarsıcı. Etgar Keret ile tanışma kitabınız olmasın ama okumadan da atlamayın.
bu kadar az ve iyi inşa edilmemiş hikaye için kitap basmak baya ticari geldi bana. domuzu kırmak zaten tanrı olmak isteyen otobüs şoförü kitabında vardı buraya tekrar çizimle eklemişler, öncesine de 7-8 tane daha önce Türkçeye çevrilmemiş öykülerini eklemişler. porselen domuz kumbarası ile kendi karakteri ve hayatı arasında kurduğu analoji güzel olmuş. çizim desteğiyle hikayeyi tekrar basmak kabul edilebilir bir şey ama keşke daha fazla ve daha önceki kitaplarındaki güzel öykülere benzeyen öykülerden olsaydı. bir iki saatte kitabı bitirdim ama aklımda hiçbir şey kalmadı o kadar uçucu hikayeler yazmış. üzücü.
Etgar Keret yine bildiğiniz gibi, eğer daha önce bir kitabını okuduysanız. Kendine has üslubu ve konu seçimleri devam ediyor. Bu farklılık benim hoşuma gidiyor. Öykülerinin bende yarattığı minik ilham kıvılcımlarını seviyorum. O yüzden birçok kişinin rahatlıkla iki veya üç yıldız verebileceği bu öyküler toplamını da zevkle okudum.
Miłość od pierwszej do ostatniej literki + niesamowite ilustracje. Mocne, mroczne. Mam wrażenie, że Keret napisał tę książkę dla mojego wewnętrznego dziecka, a nie tego, które wydałam na świat :). Całościowo: dzieło sztuki.
Jedyny minus to druk, który śmierdzi rzygiem, no ale to jakby nie wina Kereta.
Hayal kırıklığına uğradım. Daha önce okuduğum Keret kitapları öyle keyifli okumalardı ki kitabı elime sabırsızlıkla aldım. Ama maalesef o incelikli, nüktedan kara mizah tadını bunda hiç mi hiç bulamadım.
Tipik Keret hikayeleri; kısa ve ilginç, garip, hüzünlü. Kitabın en sevdiğim kısmı ise Keret’in domuz oyuncağı ile ilgili önsözü oldu. Gerçekten de yazı en güzel terapi.
Öykülerin atmosferi, gerçeküstü öğeleri, kısa ve vuruculuğu, sade dili bakımından klasik bir Keret kitabı bana kalırsa. Diğer kitaplarını ne kadar sevdiysem bu kitabı da o kadar sevdim, ne eksik ne fazla. Ama kitabı gözümde daha değerli bir yere taşıyan unsur var ki, o da baştaki Sunuş kısmı. Ne güzel anlatmış Keret:
.....Alıntı.....
Domuz kumbarası odamın rafında uzun bir yaşam sürdü. Yıllar zarfında onu eline alıp sallayan herkes içinde sadece tek bir bozukluğun sesini duydu: tanıştığımız gün içine atılan paranın sesini. Ben büyümeye ve gözyaşlarımı yutmaya devam ettim.Bugün bile aradan geçen kırk beş yıla rağmen, nasıl ağlandığını bilmiyorum, fakat biri beni havaya kaldırıp da sallama zahmetine katlancak olsa, tek bir hüzün parasının bile sesinin duyulmayacağını garanti ederim.
Güzel. Hatta güzelden daha fazlası. Giriş bölümünü okumak bile zevkli kitabın. Bazı yerler o kadar saçma ki, sık sık güldüm okurken -ki kitap okurken gülmek benim için nadirdir-. Gazze Blues ve Domuzu Kırmak'tan sonra diğer tüm kitaplarını okumaya istekli ve kararlıyım.
Bir de bu kitaptan uyarlama bi animasyon film var ki o da çok çok güzel; $9.99 filmin adı.
En sevdiğim kısım bir çok kişide olduğu gibi sunuş kısmıydı, çok çok etkileyiciydi. Kitabı okumasanız da o kısmı okuyun. Diğer öyküler kısa kısa neredeyse 1-2 sayfalıktı. Bazıları güzeldi bazıları anlamsız. Ama sonuçta elinize alıp 1 saatte bitireceğiniz bir kitap.
Domuz kırmak, Tanrı olmak isteyen otobüs şoförü kitabındaki bir öykü aslında. Bu kitapta öykü resimlendirilmiş ve daha önce yayımlanmamış öyküler ile birlikte takrar basılmış. O zaman da içimi burkmuştu, tam manası ile bir çocuğun gönlü ile yazılmış . . Her biri birbirinden güzel olan öyküler elbette içinize işleyecek. Ama bir önsöz var ki...sırf onun için bile okunur bu kitap. Kesinlikle tavsiyemdir, mutlaka okuyun . “Belki, her şeye rağmen, hala umut vardır.”
Etgar Keret znakomicie potrafi się wczuć w dziecięcą perspektywę i fantastycznie opisuje świat widziany oczami dziecka. Siłą książki jest prosty język i nieco niepokojące, bardzo realistyczne i wypełnione emocjami ilustracje Davida Polonsky’ego. Wystarczy spojrzeć na rysunek, na którym ojciec chłopca bierze młotek, by stłuc świnkę. Mówi sama za siebie.
".... İçimdeki hüzün, aynı domuz kumbarasında olduğu gibi, sonsuza dek birikip çoğalmaya devam edecekti ve ben, paramparça olduğum güne değin bunu kimseyle paylaşamayacaktım.."
"... Genç yaşta birikip çoğalan hayal kırıklıklarını ve korkuları içimdeki kumbarayı parçalamak zorunda kalmadan çıkarmanın bir yolunu keşfettim : Buna, yazmak deniyor. "
Keret'in tarzını sevdiğim için hikayeleri su gibi akıp gidiyor. Ancak kitabın en güzel kısmının önsözü olması biraz düşündürücü. Bazı öyküler özensiz gibi. Tuhaf dergisindeki öyküleri bile daha etkileyiciydi. Yine de hayran olduğum bir beyin Keret. Çizimlerse çok güzel.
İçinde kısa kısa öykülerin bulunduğu küçük bir oturuşta bitecek kadar akıcı uzun düşüncelere salacak kadar da derin cümlelerin olduğu yazarla tanışma metnim. Kitabına göre cinayet, Plüton'un transit geçişi, sunuş ile birlikte düşünülünce Domuzu kırmak okurken beni mest etti . Domuzu kırmak öyküsünde yakaladığı çocuksu bakışı keske bırakmasaydı ve ordan devam edip bu kurgunun sonu bir romana evrilseydi ve merak duygum bir sonuca varsaydı dedim .
Öğlen yemeğime eşlik etsin diye aldığım bu 80 sayfalık, kısa öykü kitabı Etgar Keret'ten okuduğum ilk kitap oldu. Etgar Keret'i elbette biliyordum ama bu kadar çarpıcı bir şeyle karşılaşacağımı hiç zannetmezdim. Bu kadar kısa olup da duygusunu bu kadar geçiren şeyler okumak bir okur olarak sıklıkla karşılaştığım bir şey değil. Yaşa Etgar var ol, ne diyeyim...
Fui a una librería que está rematando todos los libros ya que está próxima a cerrar y me encontré con “Romper el cerdito” el primer libro que compré en esa librería es de este autor y al parecer también el último.
Me encanta la manera en que escribe Etgar Keret, lo sigo en Instagram y no entiendo nada de sus publicaciones.