Keşke biraz ziyafet olsaydı!
Bu kitabın ana dilinde çok keyif verdiğine eminim. Tabii daha ilk Batılı “sorumluluk reddi” ile başlayan bir kitap okuyucuya ne kadar keyif verebilir tartışmalı.
-Halen bacon’a “pastırma” diyip geçiyoruz. Tat ve doku olarak bambaşka şeyler. Bir yemekte doğrudan birbirlerinin tam ikamesi değiller. Bu da reçetelerin birebir uygulanamayacağı sorununu getiriyor ki çeviri yemek kitaplarında en dikkat edilmesi gereken hususların bence başında geliyor.
-Geyik etleri, istiridyeler havada uçuşuyor ama Worchestershire sosu için tanım konuyor, akçaağaç şuruplu tarifler var ama ülkede üç kaşık şuruba ulaşmak için yüzlerce lira harcamanız gerek , İskoçların meşhur sakatat dolması haggisi anlatmak ve tarif etmek zor. Ne yapmalı? İyi bir yayınevi ve şikemperver bir çevirmen ya olmayan yiyecekleri kitaptan çıkaracak ve “KISALTILMIŞ/ Adapte edilmiş edisyon” yazacak ya da biraz uğraşıp ülkedeki ikâme ürünler için kafa patlatacak. Asırlardır Karsambaç yapılan ülkede “Akçaağaç şuruplu kar” tarifi biraz kolaya kaçmak olmuyor mu?
- Yine mizanpaj hataları ve atlanan küçük hatalar. Sizce Don Kişot tortilla mı yer yoksa Frittata mı? Ne ara İtalyan oldu bizim La Manchalı?
Tariflerin hazırlanış sayfalarında kopukluklar var.
-Çoğu eserin Türkçe çevirisi var , bazıları yazılmış bazıları yazılmamış. Neden? Yayınevleri arası küslük mü var?
Tabii ben yine denecek tarifler çıkardım, bazı çalışmalar için ilham da aldım. Ama yok, kitabın başında “ … yazar ve yayıncı , her bir tarifin doğruluğunu veya başarısını garanti etmez” yazınca ziyafet zoraki bir doyma hissine dönüyor, e bu da zevk vermiyor.