Robert Kolej'den 1958 yılında mezun oldu. Yayıncılık, oyunculuk ve çevirmenlik yaptı ve 1950'li yıllarda ortaya çıkan İkinci Yeni şiir akımının önde gelen temsilcilerinden biri oldu. İkinci Yeni'ye, bu akımın ana karakteristikleri oluştuktan sonra dahil olduğu halde, kendine özgü imge dünyası ve süssüz, sade söyleyişiyle dikkati çekti. Çoğunlukla keskin bir ironiyle örülmüş derin acıların ve beşeri trajedilerin dile geldiği şiirlerinde 1970'lerden sonra toplumsal duyarlıklar da öne çıktı.
İlk şiiri 1954 yılında Avni Dökmeci'nin yönetimindeki Kaynak Dergisi'nde yayınlandı: "Dünyanın Bir Köşesinden Lucia".
Şiirleri 1954'den itibaren Kaynak, Pazar Postası, Yeditepe, Yeni Dergi, Papirus, Sanat Olayı gibi dergilerde yayımladı. 1967'de Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.
"İkinci Yeni'nin, çağdaş İngiliz şiirini yakından izleyen, çevirileryapan, Batı etkilerine açık bir şairiydi. Özellikle 1960'ların ikinciyarısında yazdıklariyla kapalı şiir anlayışının kusursuz örneklerini verdi. Toplumsal sorunlara yönelirken de şiirin düzeyini düşürmedi." (Memet Fuat, 1985)
Ayrıca Ahmet Kaya 'nın An Gelir ve Başkaldırıyorum albümlerinde seslendirdiği "Üşür Ölüm Bile" ve "Gül Dikeni" şarkılarının sözleri Ülkü Tamer'e ait şiirlerden oluşmaktadır. Zülfü Livaneli´nin seslendirdiği "Memik Oğlan", "Güneş Topla Benim İçin" ve Grup Yorum'un "Düşenlere" isimli eserlerinin de söz yazarıdır.
Şiirleri
Ağıt Ben Sana Teşekkür Ederim Bruegel Düello Geceleyin Hançer Kışta Üşüyen Virgül Konuşma Uyku Üşür Ölüm Bile Yazın Bittiği Yazmasında
Şiir kitapları
Soğuk Otların Altında (1959) Gök Onları Yanıltmaz (1960) Ezra ile Gary (1962) Virgülün Başından Geçenler (1965) İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür (1966) Sıragöller (1974) Seçme Şiirler (1981) Yanardağın Üstündeki Kuş (1986, toplu şiirler)
Ona olan sevgim, ta çocukluğumdan başlıyor, anayurdumdan... Milliyet Yayınları'nın mavi kaplı, küçümen çocuk kitaplarından. Sadece onu değil, kendimi dahi henüz bilmezken, tanımazken.
Yirmi iki yaşında, henüz çocuk yaşta bir şairin, "Soğuk Otların Altında" gizlenerek yazdığı usta işi şiirlere inanmaz gözlerle bakıyorum, hayranlıkla okuyorum.
"Gök Onları Yanıltmaz", Ülkü Tamer de beni yanıltmıyor, ikinci şiir kitabında artık Türk Şiiri'nin, Türkçenin en değerli şairlerinden biridir.
"Ezra ile Gary"de tutkunu olduğu sinema salonlarına girer çıkarız birlikte, "Virgülün Başından Geçenler"de sadece çocukların ve Ülkü Tamer'in bilebileceği bir dilden konuşuruz, virgülün hakkını teslim ederiz, her şiirin sonunda.
"İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür" artık. Daha adından başlar şiir. Oysa daha 1966 yılındayızdır ve Ülkü Tamer hâlâ daha çocuk yaşta bir şairdir, henüz yirmi dokuz yaşında.
Hızını alır, uzunca bir ara verir şiire. 1974'te "Sıragöller" gelir. "Antep Neresi" diye sorar kendine, ta 1986'da. Sonra çok, çok uzun bir ara; ancak 2014 yılında döner şiirine, "Bir Adın Yolculuktu"yla.
En bilinen şiirlerinden bazıları "Sıragöller" ve "Antep Neresi" kitaplarında yer alsa da, farklı bir anlayışıyla yazılmıştır bu şiirler. Belki de ilk beş şiir kitabı o kadar harikuladedir ki, hep onlarla kıyasladığım için çok da sevememişimdir bu kitaplarını.
Ülkü Tamer'e hiç kızamayız, şiirinden çaldığı zamanı yararsız şeylere harcadı diyemeyiz. Onca çevirisi, yayıma hazırladığı kitaplar, öyküler, anılar... saklandıkları yerlerden çıkar, yakamıza yapışır sonra.
İnternette herkes Ülkü Tamer'in aynı üç beş dizesini paylaşıp dururken, şiirlerini neredeyse kimsenin okumamış olması ne tuhaf, değil mi?
Ülkü Tamer'i Türk şiirinde yaratıcılık hususunda Melih Cevdet Anday'ın arkasına yazabilirim. Çok ilginç deneyler var şiirinde. "Virgülün Başından Geçenler" başlı başına bir vaka! İsminden de anlaşıldığı üzere, virgülün başına gelen çeşitli olayları konu edinen bir sürü şiir ve koca bir kitap düşünün... Düşünebildiniz mi? Ben okuduğum halde hala düşünemiyorum. Öyle tuhaf bir şey.
Gariptir ama çok yaratıcı deneyleri olsa da imgelemi çok sınırlı geldi bana Ülkü Tamer'in. Kitabın adı "Güneş Topla Benim İçin" yerine "Ülkü Tamer ile Coğrafya Öğreniyorum" da olabilirdi. Çünkü aynı yer şekillerinin cümle içinde farklı biçimlerde kullanılması ile geçiyor 500 sayfalık yolculuğumuz. Yolun ortasında birden bire "Senin yüzün her savaşta beklenir." dizesiyle karşılaşıp kafanızı tavana çarpıyorsunuz. Gerçekten çok tuhaf. Yaratıcılığın ve sıradanlığın bu kadar birbirine karıştığı başka bir şair tanımadım.