Gönül bağlarını, arzuları, gizli sevdaları ve saklı kırgınlıkları anlatma ustası Yalçın Tosun'dan yirmi yeni öykü; "Bir Nedene Sunuldum"
'Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler', 'Peruk Gibi Hüzünlü' ve 'Dokunma Dersleri' ile son dönem öykücülüğümüzün parlayan imzalarından Yalçın Tosun Bir Nedene Sunuldum'da kendine özgü sadelikle yine güçlü bir erotizm yaratmayı başarıyor. Geçen zamanla birlikte yitip giden duyguları bir gümüş ustası gibi savatlıyor, yalnızlığın ve sevgisizliğin saklı kederini inceden inceye duyuruyor.
'Peruk Gibi Hüzünlü' ile 2012'de Sait Faik Hikâye Armağanı'nı alan Yalçın Tosun, dostluğu, sevgiyi ve mutluluk arayışını yalın bir kederle dillendiren, gönül kırıklıklarına ustalıklı bir sevecenlikle yaklaşan bir yazar. Dördüncü kitabı 'Bir Nedene Sunuldum'da sayıları giderek artan okurlarına 20 yeni öykü sunuyor. Yalçın Tosun bu kitabıyla kendi çizgisini iyice derinleştiriyor.
Yalçın Tosun (Ankara, 1977) Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı üniversitede Özel Hukuk Doktorasını tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Öyküleri Adam Öykü, Notos Öykü ve Kitap-lık dergilerinde yayımlandı.
Daha önce Yalçın Tosun’a an’ların shirbazı benzetmesini yakıştırmıştım. Bu kitabıyla da, insan hayatının o kimsenin farkında olmadığı şeffaf ve bir o kadar mahrem anlarının, kısacık bir zaman diliminde asılı kalmış, boğazda düğümlenmiş hallerini duygulara bölerek anlatıyor. Duyguları parça parça yapıyor, her öyküde hepsine uygun birer ruh seçiyor. Utanç, pişmanlık, sevgi, öfke, aşk, nefret, kıskançlık, keder, arzu hepsi narin kahramanlarının kısacık hayat dilimlerinde baş rol oyunuyor. Devamı : https://konserveruhlar.wordpress.com/...
Peruk Gibi Hüzünlü, özellikle de Dokunma Dersleri'nden sonra bu kitap bence büyük bir düşüş olmuş. Yalçın Tosun kendi tekrarlıyor. Duygusallık tonu da biraz seviye kaybediyor sanki. Eski zamanlardan kalan kahramanların ağlaklığı, sapkınlığı artık sıkmaya başlıyor. Eşcinsel duyarlılığının işlenmesiyle bir sorunum yok. Bir yazarın ağırlıkla bu temayı ele alması da kendi bileceği iş, saygı duymak durumundayız. İstemeyen okumaz. Ama okuyanlar da siyaseten doğruluk adına sevmek zorunda değil. Önemli olan bu duyarlılığın nasıl işlendiği...
Bu hikayelerde önceki kitaplarındaki öykülerin tadını bulamadım. Bilmiyorum, beklentimin fazlalığından mı yoksa Tosun'un tarzına alışmış olmam, dolayısıyla şaşırmamamdan mı kaynaklanıyor bu durum. Bir kaç öykü dışında beni benden alan hikaye ile karşılaşmadım o yüzden. Kısacası: Herhangi bir öykücü için 4, Yalçın Tosun için 3 yıldız.
Neden sürekli eşcinsel hikayeleri okuyoruz senden? Hayır bu okuduğum 3. kitabın. Dokunma Dersleri de en sevdiğim kitabın. Anladık. Ama neden? Hiç ilginç değil. Akıcı da değil. Aslında bi köşeye fırlatabilirdim. Son satırları atlayarak bitirdim. Yarım bırakmayı sevmediğim için.
Yalçın Tosun tarzı ve kalemini tekrar etmek pahasına da olsa ortaya koymuş bu kitabında. Artık onun imzası gibi öykülerin dili, kurgusu ve konu işleyişi. Ben severek okudum ama tanışma kitabı olarak önermem. Bu epey ağır kalır hatta ben daha da bu yazarı okutmam dedirtebilir. Keyifli okumalar!
İlk öyküden epey etkilenerek başladım kitaba, hatta durup da "Bir yazarın dilinin gelişimini izleyebilmek ne güzel," diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sonra bu dilin diğer öykülerde de aynı veya benzer şekilde devam etmesi sebebiyle yani belki alışmışlıktan veya tanıdıklıktan dolayı bu etkilenmem biraz azaldı sanırım.
Böyle sayıca çok öykü barındıran kitapların sonuna geldiğimde baştaki öyküleri tam hatırlayamadığımı fark ediyorum bazen, bunda öyle bir şey olmadı ama. Her öyküyü içime katmış gibi hatırlıyorum. "Kiraz'ın Kokusu"nda neredeyse sayfaları koklayacaktım mesela. "Fesleğenler"de Clarissa Dalloway'i hatırlayıp gülümsedim. "Sığınaksız" sanki "Merhaba, hepimiz böyleyiz işte, görüyor musun," dercesine göz kırpıyordu. Ve dahası... Kitabın neresinde, hangi cümlelere gülümsediğimi bile hatırlıyorum. Kısalığın vuruculuğu bu olsa gerek.
Yazarın "Anne baba ve diğer ölümcül şeyler" kitabındaki hikayelerini daha çok sevmiştim. O hikayeler oldukça çarpıcıydı. Bu hikayeleri de güzeldi. Otoportre, Bir berber Hikayesi, Kırmızı Gemiler Geçer ve Pembe Yuvarlak hikayeleri zihnimde yer etti. Yalçın Tosun, kadınlarla ilgili daha fazla öykü yazarsa ilgiyle okurum.
Öncelikle bu dört yıldızı üsluba ve bölüm başlarındaki anekdotlara veriyorum. Yalçın Tosun kalemi kuvvetli bir yazar ve bundan önce Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler'i okumuştum. Cesur ve iddialiydı. Yine de tüm öykülerde (gerek homo gerek hetero) erotizm son öykülere doğru sıkmaya başlamıştı. Cesaretine ve kendinden emin kalemine güvenerek Bir Nedene Sunuldum'u okudum. İki kitap arasında yıllar var, ve yazarın kendine hiçbir şey katmadığını gördüm. Aynı konular, benzer hikayeler. Her yeni kitapta daha başka bir yönünü görmek isterdim, o bir yıldız da oradan kırıldı.
Yalçın Tosun kitabı okumak başka bir olaydır benim için.
İlk öykü kitabı okuma deneyimine onunla başladım (Martı'ya selam çakmazsam burada, olmaz) ve... bayılmıştım.
Böyle bir içtenlik, böyle renkli bir kalem, böyle bir bütünleşmişlik, bir kesinlik... Nasıl desem "hayat ağrısı" gibi bir şey vardı okuduğum her öyküsünde.
Bu da öyle... Ancak, bu sefer biraz mesafe vardı sanki o ile yazdıkları arasında. Sanki bir yazar ve onun yarattığı karakterlerin ve onların yaşadıklarının ayrı ayrı toplamıydı bu kitap. Öncekiler öykülerdi, anlatılanlar; yüreği yaralayan. Bunlarsa biraz mesafeli gibi geldi bana. Yine de güzel tabi.
Bir de beni yaralayan şu gibi sözler yok mu, her bölümün başına kondurulmuş özenle:
"Yıllar geçti. Bilirsiniz, yıllar geçer." Murathan Mungan
"Kimsenin yerinde olmak istemezdim, kendimin bile." Murat Yalçın
diger 2 yalcin tosun kitabini okumus fazlaca etkilenmistim.onlarda beni etkileyen kaleminden ziyade oykulerindeki karakterler ve yasadiklariydi.bir nedene sunuldumda da aybi beklenti icerisindeydim acikcasi fakat bu defa on planda olan kisiler,olaylar vb. ziyade tosunun kalemi olmus bana gore.edebi bir ziyafetti ama yine de onceki iki kitabin yeri bende daha bir baska olacak saniyorum
Kronolojik olarak okuyorum yalçın tosun'u ve benim için çıta o kadar yükseldi ki, o yükseklikten aşağı inmek istemiyorum. Yine çok güzel, bazıları fazla güzel öyküler. Ancak bu kez okurken biraz fazla "çalışılmış" hissettirdi kimi hikâyeler bana.
Öykünün çabasızlığını, (kolaylığını ya da basitliğini değil) kendiliğindenliğini arıyorum galiba satırların arasında. Öylece oluvermiş, ordan geçivermiş bir hikaye ama yine de tüm heybetiyle orada öylece oluveriyor gibi hissetmek istiyorum. Tosun'u okurken öyle güzel karşılık buldu ki bu arzum daha önce, hep onu arıyorum. Belki bu yüzden işte, bu kitapta biraz oldurulmuş hikâyeler ve cümleler var gibi hissedince... Bilemedim...
Öncekileri okumasaydım daha çok sevebilirdim. Yine de başa dönüp yeniden okuyabilirim...
Kitabın benim için mühim olabilecek yanı şu ki, kitap, heteroseksüel ve eşcinsel temalı öyküleri bir arada sunuyor. Bu haliyle de sadece eşcinsellerden ya da sadece heteroseksüellerden bahseden kitaplardan ayrılıyor. Eşcinselliği de, insan denen canlının bir gerçekliği olarak okuyucuya sunuyor. Bir yazara, bir defa daha "Neden hep heteroseksüellerin hikayelerini yazıyorsunuz?" diye sormak zorunda kalmadım. Senelerdir okuduğum kitaplarla birlikte, artık edindiğim bir yaklaşım var. "Neden hep heteroseksüellerin aşklarını, yaslarını, düşlerini, birbirleri aralarındaki şefkatli ve gaddar ilişkileri ve takındıkları pozları yazmak zorunda hissediyorlar? Eşcinseller neden birkaç taciz-tecavüz kitabına sıkıştırılmış durumda? Bu yazarların sorunu ne? Nasıl bir rüyada yaşıyorlar?" diye garipserim. Bu kitapta, bu sorunla karşılaşmadım. Kitap, dünyayı yalnızca heteroseksüellerin oluşturduğu yanılsamasına sahip değil. Heteroseksüellerin hikayelerini anlatmayı yeterli bulan zihinlerin kurdukları kurgusal dünyalardan biri de değil. Bir kez daha, eşcinseller yokmuş, hiç var olmamış ya da bir sonraki taciz veya tecavüz için sıraları gelene kadar, görünmezlik ülkesinde bekliyorlarmış gibi davranan bir anlatı değildi.
Kitabın ana temalarından biri çocukluk. Saflığı, kötülüğü, yalancılığı, fantezileri, korkuları ve cinselliği ile bir dizi çocuk karakter okumuş oldum. Çocuğun "öteki"ye duyduğu aşk, kutsama, arzu. En önemlisi ise, Yalçın Tosun, çeşitli yazarların aksine, tacize ve tecavüze uğramadığı halde eşcinsel olan çocukların varlığından haberdar. Bu nedenle, kitabı, 21. yüz yılda yazılmış bir cehalet vesikası şeklinde okumak zorunda kalmıyoruz.
Yalçın Tosun'un ilgi çekici, duygusuz olmayan ama soğuk servis ettiği bir perspektifi var. İrkiltip bıraktığı öyküler de oldu ama ajitatif hale getirmiyor ve bu iyi. Dilini sevdim. Çeviri dilinde değil de, anadilde okuduğumu hatırlattığını iddia edebilirim.
Fakat, arka kapak yazısına çok kötü takıldım, çünkü berberde tacize uğrayan bir çocuğun hikayesinin de bulunduğu bir öykü kitabını "sadeliğiyle dili sicim gibi işleyen ama erotizminden ödün vermeyen yazarın erotikası" şeklinde sunmak, bence bir tür skandal. Daha ılımlı bir reaksiyon verseydim "özensizlik" derdim. Bu gibi kavram kargaşaları, politikaya hatta tıbba bile bulaşabilir; ama edebiyata en son bulaşmalı. Kitap, çok çeşitli duygularımı harekete geçirdi; arka kapakta iddia edilenin aksine, cinsel uyarım bunlardan biri değildi. Anlatıcılar, olayları, erotizmden ziyade Cinsiyet Belası denilen hadiseye yaklaşan bir gerilim içinden aktarıyor genelde. ve bunda da bir samimiyet var.
Eskisi kadar etkilemiyor artık. Okuduğum üçüncü Yalçın Tosun kitabı.
Önceki kitaplarındaki öykülerine benzer temalarla ve benzer üslupla bezenmiş öyküler okudum bu kitapta da. Beni rahatsız eden cinselliği yerli yersiz kullanması. Birçok öykünün tutunacak başka dalı yok. Doğal da gelmiyor, asıl sorun da bu galiba. (Cinsellik, arzular Anayurt Oteli'ndeki kadar doğal durmuyor yani mesela.) Bir iki öykü dışındakileri pek başarılı bulmadım.
Yine LGBT+ bireylere öykülerinde yer vermesi gibi sebeplerden yazarı takdir ediyorum. Yer yer ifade gücü de yüksek.
Diğer Yalçın Tosun öykülerinden aldığım tadı bu kitaptan alamadım nedense. Bence bunun nedeni yazarın bütün öykülerindeki temanın aşağı yukarı aynı olması ve önceki kitaplardaki vurucu öykülerin bu kitapta yer almaması. Ama bunlara rağmen Yalçın Tosun'un çok iyi bir öykü yazarı olduğunu düşünüyorum.
Mükemmeldi. Bir Yalçın Tosun hayranı olarak en sevdiğim kitabı oldu diyebilirim. Dilini zaten çok beğeniyordum fakat önceki kitaplarında henüz tam olarak oturmadığı belli olan hikaye stillerinin de oturduğunu hissettim. Ayrıca kitabı bölümleri de hoşuma gitti. Alıntılar da cabası. Hikaye okumayı seven herkese öneririm.
Bir Yalçın Tosun okuru olmadığım kesin. Öykülerinde bir tür aynılık ve içe kapanmışlık hissi ile hep bir tekrarı okuduğumu düşündüm. Belki de, söz gelimi, Haneke tarzı, özellikle -rahatsızlık verme- amacı ile yazılmış şeylerdi; Okuru, bu aynılıklar içinde, elde avuçta kalan o rahatsızlık dışında bir resti olmayan yazarın peşi sıra nereye kadar götürebiliriz, belki de bunun bir denemesidir Yalçın Tosun Öyküsü...
Yazarın okuduğum ikinci öykü kitabı. Keyifli bir okuma olduğunu söyleyemeyeceğim. Hayatın gerçekleri, insanoğlunun diğer yüzü, ihanetler, kendini keşfetme, istismar ne ararsan var. Çarpıcı bir dille aktarılmış evet ancak okurken rahatsız hissettiğim detaylar yüzünden çokta eğlenerek okuduğumu söyleyemeyeceğim. Normalde öykü okumayı seven biriyim ama 2025'in ilk öykü kitabı benden geçer not alamadı.
Okuduğum ilk Yalçın Tosun kitabı. Tanıştığıma çok memnun oldum, çok etkilendim. Öyle ki, her gün sadece bir öyküyü okuyabildim. Aşkın, cinselliğin bildiğimiz cinsiyet ve toplumsal onay kalıpları dışında yaşandığında nasıl edebi bir şekilde dile getirilebileceğini, duyguları özenle anlatarak, kelimeleri incelikle kullanarak gösteren bir yazar. Diğer kitaplarını da okumak istiyorum.
Yalçın Tosun'un kitaplarını çok severek ve etkilenerek okumuştum.Bu kitabı ise yarım bırakmayı sevmediğimden çok zor okuyarak bitirdim. Hikayeler zorla yazılmış gibi karakterlerin derinliğine inilmemiş ve her hikayesinde cinselliği çok basit şekilde ele almış.
Çok güzeldi. en sevdiğim türk yazarlardan biri, çok şahsına münhasır biri ayrıca osmanlıca kelimeleri çok güzel kullanıyor. Yazım dili çok lirik henüz şiirlerini okuma fırsatı bulamadım ama çok güzel olduklarına eminim.
yalçın tosun'un ne kadar güzel yazdığını, insanı gündelik hayatta yavaş yavaş fark etmeden yıpratan tüm o şeyleri nasıl bir ustalıkla işlediğini unutmuşum. Bu da kitaptan benim payıma düşenler; *Çünkü herkes birer hayal kırıklığıdır. Çünkü benim ellerimden aktı bu yüz. Öpülmemiş, Yoksa neden aksındı
**Yalnızlığın avutucu bir yanı vardı ve benim de avutulmaya ihtiyacım vardı dedim.
***Sonumun böyle olacağını hiç düşünmezdim bu kadar yalnız.
****Sözcükler ağzına ulaşamadan içinin alacakaranlığında bit yerlerde kayboluyor, ne kadar istese de konuşamıyordu. Bir gayret konuşabildiğindeyse, sözcükler kendine aitmiş gibi gelmiyordu. Öylesine yabancı, uzak bir akraba gibi soğuk... O da suskunun şefkatli kollarında saklanabildiği kadar saklanıyordu.
*Kırılıyordu sanki dünya. Ortadan ikiye ayrılıyordu her şey, ben dokundukça. Ellerimden yere döküldüğünü görebiliyordum .
**Bir şeyi hatırlayamamak da en az hatırlamak kadar tuhaftı.
***yaptığı şeye göre nasıl da değişiyordu bir anda ellerin anlamı. Uçarı ve genellikle yarım kalmış bir rüyadan, zamanı iyi ayarlanmış bir hoyratlığa ustalıkla geçmeyi biliyordu.