"... Dostu ve düşmanı şunu kabul etmelidir ki Boran, sosyalizm kavgasında en soluklu ve en dirençli olanlardan biriydi. Sosyalizm inancından bir an bile geri dönmedi. Uzun savaşım yıllarının son günlerinde çelişkili çizgiler çizse de, genel doğrultusundan hiç ödün vermedi; çileli ve acılı oldu.
1 Mayıs olan doğum tarihi, bir bakıma Boran'ın Marksizm'le bütünleşen siyasal ve ideolojik çizgisini de belirlemiş oldu... TİP olayı yaşandı.
Aynı olayı bir kez daha yaşamak artık olası değildir. Fakat yaşanan bu olaydan, aradan geçen bunca yıldan sonra ders çıkartılamaz mı? Sanıyoruz, arayanlar için bu röportajlarda böyle dersler de - hem de bol bol - var!.. " -Uğur Mumcu
Uğur Mumcu was an intrepid Turkish Kemalist intellectual, investigative journalist and columnist for the leading Kemalist broadsheet, Cumhuriyet who was known for indicating that Kemalism and Socialism aren't different ideologies and that imperialist nations had corrupted the Turkish state and army. He was killed by a bomb placed in his car, outside his home. Uğur Mumcu was born as the third of four siblings in Kırşehir, where his father was working. He went to school in Ankara and in 1961 attended School of Law at Ankara University. After graduation in 1965, he practiced law for a while. He then visited England to learn English and upon his return to Turkey worked as a teaching assistant at Ankara University from 1969 to 1972.
On the morning of 24 January 1993, he left his home and was killed by a C-4 plastic bomb as he started his car; a Renault 12, license numbered 06 YR 245.
There are numerous hypotheses over who was responsible for his murder.
Adanmışlık nedir, bir insan ömrü boyunca nasıl aynı ölçüde dirençli ve güçlü kalabilir; özgürlüğünün kısıtlanması, tehditler, sürgünler karşısında hep aynı çizgide durmaya ve asla boyun eğmemeye nasıl devam eder sorularının müspet karşılığı benim için Behice Boran’dır. Galiba hiç bir fikre, düşünceye, insana, yere o kadar büyük bir tutku hissedemediğimden böyle insanların yaşamlarını merak ediyorum. Bu kitap benim bu yöndeki beklentilerimi karşılayamadı malesef çünkü dönemin TİP olayları ekseninde uzun bir röportaj içeriyor yalnızca. Röportajın bir yerinde Behice Boran yeterince zamanı olursa anılarını yazmayı istediğinden bahsediyor ama yanılmıyorsam bu röportajdan bir sene sonra anılarını yazamadan ölmüş. Buna üzüldüm çünkü kendi hikayesini kendisinden dinlemeyi çok isterdim. Yorumumu röportaj esnasında Uğur Mumcu’ya söylediği ve kalbime dokunan şu sözleriyle bitirmek istiyorum. “Her şeyi düşünmüştüm bu işlere girerken. Hapis yatmayı, baskıları, şunu bunu… Ama yetmiş altı yaşında, bir yabancı ülkede sürgün yaşamak hiç aklıma gelmemişti.”
Evet, bağımsızlık... İlle de bağımsızlık... Önce kafada, ideolojide bağımsızlık... Bağımsızlık bir kişilik sorunudur. Kişi kendi aklı ile düşünemezse, kişi akıl yerine dogmalarla düşünmeye alışmışsa, dünyada olup bitenleri nasıl anlar, nasıl kavrar? “Yobazlık” ve “bağnazlık” bir çeşit değil ki... Bin çeşit!...
uğur mumcu doğal olarak boran ile aynı fikirde değil çoğu konuda. bu nedenle behice boran'ın yaşam öyküsünü, fikirlerini dinlerken durduk yere mat etmeye çalışıyor arada bi. aybar ile söyleşisini okuduğumda böyle bi tavrını hatırlayamıyorum. onun dışında birinci elden kaynak olarak önemli bi söyleşi.
Kitapta Türkiye'nin ilk ve tek meclise girmiş, sosyalist tüzüklü partisi Türkiye İşçi Partisi'nin Genel Başkanı Sayın Behice Boran ile Uğur Mumcu'nun röportajına yer verilmiş. Behice Boran bu röportajda Türkiye'deki sosyalistlere önerilerde bulunmuş ve sosyalizm hakkında görüşlerini beyan etmiştir. Okunası bir kitaptır.
Gazeteci Yazar Uğur Mumcu'nun, 12 Eylül 1980 Müdahalesi ile kapatılan Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Doçent Behice Boran'la Brüksel'de yaptığı söyleşiler, "Bir Uzun Yürüyüş" kitabında yayınlanmıştı, kitap daha önce "Cumhuriyet" Gazetesi'nde "yazı dizisi" olarak yayınlandı. Uğur Mumcu, Behice Boran'a, 1930'lu yıllarda Michigan Üniversitesi'nde Sosyoloji eğitimi aldığı yıllardan itibâren birçok sorular soruyor! Behice Boran, 1935 yılında Michigan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden mezûn olduktan bir süre sonra Ankara'ya geliyor ve Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde Yardımcı Doçent ve Doçent olarak yıllarca Öğretim Üyeliği yapıyor. Behice Boran, 1940'larda, "anti-komünizm"in üniversiteleri etkilediği sırada, Niyazi Berkes, Muzaffer Şerif Başoğlu gibi sosyal bilimcilerle üniversiteden ayrılmak zorunda kalıyor. Daha sonra, sosyal bilimler alanında dergilerde yazılar yayınlayan Behice Boran, 1950'li yıllarda "Barışseverler Cemiyeti"nin kurucularından biri oluyor ve "Kore Savaşı'na karşı çıktığı gerekçesi ile" yargılanıyor. Behice Boran, 1961 Anayasası'nın halk tarafından kabûl edilmesi ardından, 1962 yılında Doçent Mehmet Ali Aybar liderliğinde kurulan Türkiye İşçi Partisi'nde yöneticilik yapıyor ve 1965 Genel Seçimleri'nde Türkiye İşçi Partisi Urfa Milletvekili olarak Meclis'e seçiliyor. Uğur Mumcu, Behice Boran'a Türkiye İşçi Partisi'nde 1965-1971 yılları arasında yaşadığı deneyimlerle ilgili birçok sorular soruyor ve Behice Boran da Uğur Mumcu'nun bu alandaki tüm sorularını yanıtlıyor. "Çekoslovakya, 1968 yılında Sovyetler tarafından işgâl edildiğinde, siz neden Sovyet işgâlini savundunuz?" sorusunu da ayrıntılı yanıtlıyor ve hâlâ öyle düşündüğünü söylüyor, Behice Boran'a göre, Dubçek'in reformları Çekoslovak sosyalizmi açısından çelişkiler içeriyordu ve Çekoslovak halkının geleceği açısından eleştirilmesi gereken reformlardı, "Sovyet işgâli" ise "aşırı" bir davranış gibi görünse de, Çekoslovak sosyalizmini ve Çekoslovak halkını korumak için yapılmış bir müdahale idi! Uğur Mumcu, Behice Boran, Türkiye İşçi Partisi'nin 1975 yılında yeniden kuruluşu sonrası deneyimleri ile ilgili de sorular soruyor. Nihayet, 12 Eylül 1980 Müdahalesi sonrası, Behice Boran'ın Avrupa ülkelerindeki "mültecilik" yıllarından bahsediyorlar, söyleşilerinde, Behice Boran, Uğur Mumcu'ya "mültecilik"ten hoşlanmadığını, "bir gün mutlaka" ülkesine geri geleceğini söylüyor. Behice Boran, 1987 Ekim ayında Brüksel'de vefât etmiş, ancak "cenaze"si önce Ankara'da Meclis'te "resmî bir tören"le (Ecevit, İnönü, Cindoruk katılmışlardı "cenaze"sine!), sonra da, İstanbul'da Şişli Camii'nde ve Zincirlikuyu'da yaklaşık otuz beş bin yurttaşın katıldığı bir "cenaze" töreni ile toprağa verilmişti).
Ugur Mumcu'nun eski TIP (turkiye isci partisi) uyelerinden ve 1970 ten sonra bir donem Tip'e genel baskanlik da yapmis Behice Boran ile yaptigi soylesi uzerine derledigi bir eser. Kitabin akisi, genel olarak cumhuriyet doneminden itibaren Turkiye'de sosyalizm ve sosyalizm tabanli partilerin neler yasadigi ve marksist-leninist dusuncenin ve komunizmin Turkiye'de gecirdigi evrimler uzerine fikirsel bir tartisma ve soru cevap seklinde ilerlemektedir. Cok partili donem ve ardindan yasanan askeri darbelerde sol kesmin neler yasadigindan ve sosyalizmin bu baglamda Turkiye'de ne gibi degisimler gecirdiginden bahsedilirken; diger dunya ulkelrinde soyalizm ve marksist-leninist dusncenin ne gibi degisimler gecirdigi anlatilmaktadir.
Okurken bir taraftan da tarihsel olaylari ve yasananlari arastirmaktan kendimi geri alamadigim bir kitapti.
Türkiye İşçi Partisi başkanlarından Behice Boran ile yapılmış güzel bir söyleşi. Türk Siyasi Tarihi ne ışık tutan bir kitap olmuş. Söyleşi tarzında olduğundan ve o dönem tarihi ile ilgili çok fazla bilgi sahibi olmamamdan dolayı olsa gerek kitap bana biraz sıkıcı geldi. Saygılarımla,