1. Dünya Savaşı ertesindeki yıkıcı-yaratıcı sanatsal hareketlilik ortamının çok yönlü simalarından Alman yazar Spengemann’ın küçük romanının arkaplanında “sanatı anlama” sorunu yatıyor. Başka birçok özelliğinin yanısıra, insanın eğlenmesinin düşünmesine engel olmadığının canlı bir kanıtı bu kitap. Yazar kalemini kaybediyor, roman kahramanlarınca terkediliyor - ve roman bütün bunlarla yürüyor! Bu alışılmadık, esprili, renkli, derinlikli metin 1924’te tamamlanmış ama ancak 1991’de yayımlanabilmiş.
Yazar hakkında: Yazdığı edebi metinler, sanat eleştirileri, çıkardığı degiler, yenilikçi sanatçıları savunmak için giriştiği mücadelerle, 1. Dünya Savaşı ertesindeki yoğun sanatsal hareketlilik ortamının enerjik ve çok yönlü kişilerindendi. Reklam grafikerliği yaparak geçiniyordu, ama aslî faaliyeti sanat âlemindeydi. Fazlasıyla alışılmadık bir cinsten olan Ypsilon'u 1924 Nisan'ında tamamlamıştı. Ama roman ancak 1991'de basıldı
(İletişim web sitesinden: http://www.iletisim.com.tr/kitap/ypsi...)
Bitirdikten sonra bir kez daha okumam gerektiğini düşünüyorum. Tuhaf bir eser olduğu için ilk başta tam anlayamamış olma ihtimalini hesaba katıyorum. Bilimsel eser olsa çoktan taca atmıştım. Anlaşılamayan, basit yazılamayan bilimsel eser olamaz. Ama edebiyatta bu formül pek geçerli değil. Öte yandan, pekala edebiyatta da benzer ‘boş’, deli saçması metinler olabilir. Olumlu yönde düşünerek bu kitabı henüz yargılamıyorum. Şöyle bir taradım, başka ciddi bir analiz göremedim. En azından başkalarının vereceği ipucuna tutunurdum.