Öncelikle son zamanlarda en iyi -Türk yazarlar arasında hiç olmadığı kadar hem de- kurgulardan birine sahip. Osmanlı Saray Tabiplerinden ve hiç yaşlanmama hastalığından muzdarip Atahunalp Urumgalatlı bir sahilde hafızasını yitirmiş bir şekilde kendine gelir. Sahile bitişik yamaçlarda kurulu bir çiftliğe ulaşan Atahunalp, burada kendisi gibi hafıza zayıflığı olan torunları, torunlarının torunları ile birlikte 140 küsur yıllık hafızasının peşinde olan bir örgütten sakladıklarını öğrenir. Hem kaybolan hafızasını, hem de peşindekilerin kim olduğunu öğrenmek isterken kendini bir garip maceranın içide bulunur. Dahası hafızasında bir şeyler canlandıkça kafası daha da çok karışacaktır.
Kitapta, özellikle başlarda yaşına göre konuşmayan Mehveş Hanım'ın diyaloglarını biraz yadırgamakla beraber, yazarın Tükçe Dilbigisi kurallarına tamamen uygun ancak tvde, radyoda ya da benzer kitaplarda kullanılan genel geçer Türkçe'den farklı kullanımları dikkat çekiyor. Bazı sitelerde "yazarın kötü Türkçe kullanımı" diye bahsedilse de ben alışılmadık diye yorumluyorum. "Önemsiz" yerine "mühimsiz", "tanıdık" yerine "aşina", "bir çuval incirin pestil olması" bu kullanımlardan birkaçı iken kelime dağarcığıma kattığı "iştiyak" kitabın başka bir artısı. http://ucalisan.blogspot.com.tr/2014/...
Yazar ve İnşaat Mühendisi. Alanya'da doğdu. İlk ve ortaöğretimini de aynı şehirde tamamladı. 1983 yılında Akdeniz Üniversitesi Isparta Mühendislik Fakültesi'ni (Şimdi SDÜ) bitirdi. Ardından bir süre İstanbul Belediyesi'nde kontrol mühendisi olarak çalıştı. Askerlikten sonra Alanya'ya dönerek kendi işyerini kurdu. Antalya bölgesinde mimarlık ve mühendislik dallarında pek çok esere imza atmış olan Mollaosmanoglu 2000 yılında roman yazmaya başladı. İlk eseri olan Ataerkil'i 2007 de yayımladı. Tanınırlığı ikinci romanı Ata Mezarlığı ile arttı. Şimdi mesleği olan İnşaat Mühendisliği ile yazarlığı beraber yürütüyor. Ressam Seher Mollaosmanoğlu ile evli yazarın Servet ve Ateş adında iki oğlu var. ESERLERİNDEKİ TEMA Kaos Kuramı’ndan yola çıkarak, "Çin de kanat çırpan bir kelebek ABD de bir fırtınaya neden olabilir" temalı Kelebek Etkisi modellemesini örnek alan yazar, eserlerinde genellikle yeryüzünün herhangi bir köşesinde herhangi bir zamanda ortaya çıkmış bir olgunun, bir başka yer ve zamandaki muhtemel en kaotik sonucunu kurgulayarak hikâyeleştirme yoluna gider. Eserlerinde gerilim teması kuvvetlidir, sık sık da fantastizm ve siyasal/sosyal kurgu izleri görülür. KİTAPLARI İlk eseri olan Ataerkil adlı roman 2007'de yayımlandı,2009'da Güncel Yayınevi tarafından ikinci baskısı yapıldı. Otoriter bir babanın etkisi altında ezilen genç mimar Engin Hakkızade'nin başkaldırışıyla başlayan serüven, 'Yaşam Nedir' gibi bir sorunun yanıtlarını ararken, fantastik bir şekilde eski bir Mezopotamya tapınağı olan Ziggurat'ta sona erer. Kitap boyunca suç ve günah gibi kavramlar sorgulanır.Örnek: "Günah denen kavramın etmenleri, insanlar doğarken genleriyle mi geliyor, yoksa yetiştikleri ortamın şartlarında mı ortaya çıkıyor? Her ikisinden biri bile doğruysa, günahkâr olmuş insanın suçu ne peki? Günah genlerdeyse, evrensel programın hiç mi günahı yok? Yoksa günah da sevap da kâinatın negatif-pozitif dengesi içindeki adaletinin bir unsuru mu?”
İkinci romanı Ata Mezarlığı' 2008 başlarında GOA Yayınevi tarafından yayımlandı. Bu roman Ataerkil'in devamı niteliğinde olsa da, içerdiği aksiyon ve fantastik öğelerle yazarın daha tanınmasını sağladı. Konusu Şili ve Bolivya'da geçen bu roman, bir Güney Amerika - Anadolu bağını gözler önüne seriyor. İnkalar öncesi Quechua ve Aymara halklarının, Anadolu'da Hititler öncesinde yaşamış Kassiteler'le aynı kökten olduklarını ve Tunç Çağı'nı başlattıklarını iddia eden kurgusuyla, Eyüp Kitabı'nda bahsi geçen Bakır-Kalay ve Altın yurdunun da Güney Amerika'da ki And Dağlarının zirveleri olduğunu anlatıyor.
Cennet Ayracı adlı romanı 2008 ortalarında yine Goa Yayınları tarafından yayımlandı.
2009'un Şubat ayında yayımlanan Çark Güncel Yayınevi'nden çıktı. Çark bir gerilim ve komplo teorisi romanı gibi görünse de bütününe yayılmış bir felsefeden de söz edilebilir. Özellikle kimlik-ırk sorgulamaları yaparken, millliyetçilik ve fundamentalizm gibi konularda aykırı çıkışlar yapıyor.
2011 yılında Mollaosmanoğlu Galata Yayıncılık'tan Kaderler Tableti ve Kutsal Adalet adında iki roman daha yayınladı. Kaderler Tableti Ataerkil, Ata Mezarlığı serisinin üçüncüsü olup, Orta Asya'da Göktürkler'den kalma bir sır peşinde koşuyor. Kutsal Adalet Isparta'nın Gelincik Ana Efsanesi'nden yola çıkarak mevcut adalet sistemlerini sorguluyor.
2012 yılı Mayıs ayında NAVİGA Yayınları'ndan yayınlanan romanın adı ise Boğayı Öldür oldu. Günümüz Silifke’sinde başlayan öykü M.Ö. 67 yılının Kilikya’sına uzanıyor ve yeniden günümüzde sona eriyor. Boğayı Öldür, yalnızca kadim medeniyetler ve tarihle değil; astroloji, astronomi, dinler tarihi, reenkarnasyon, rüyalar ve mistisizmle de iç içe geçen bir hikayeyi, aksiyon yönü de yüksek bir gerilim formatında anlatıyor.Boğayı Öldür, hem kadim evrensel sırlar üstüne düşündüren felsefi bir dokuya hem de soluk soluğa ilerleyen bir aksiyon-gerilim öyküsünün özelliklerine sahip. Zaman zaman insanın kanını donduracak denli korkunç olmayı da başaran romanın öte
Konusunu sevdim , güzel diyebileceğim bir kurgusu var fakat kitapta çok fazla tasvir var ve özellikle konun ortalarına doğru kitaptan soğutma derecesine geliyor ama sonları daha akıcı oluyor. Genel olarak iyi diyebilirim.
Öncelikle son zamanlarda en iyi -Türk yazarlar arasında hiç olmadığı kadar hem de- kurgulardan birine sahip. Osmanlı Saray Tabiplerinden ve hiç yaşlanmama hastalığından muzdarip Atahunalp Urumgalatlı bir sahilde hafızasını yitirmiş bir şekilde kendine gelir. Sahile bitişik yamaçlarda kurulu bir çiftliğe ulaşan Atahunalp, burada kendisi gibi hafıza zayıflığı olan torunları, torunlarının torunları ile birlikte 140 küsur yıllık hafızasının peşinde olan bir örgütten sakladıklarını öğrenir. Hem kaybolan hafızasını, hem de peşindekilerin kim olduğunu öğrenmek isterken kendini bir garip maceranın içide bulunur. Dahası hafızasında bir şeyler canlandıkça kafası daha da çok karışacaktır.
Kitapta, özellikle başlarda yaşına göre konuşmayan Mehveş Hanım'ın diyaloglarını biraz yadırgamakla beraber, yazarın Tükçe Dilbigisi kurallarına tamamen uygun ancak tvde, radyoda ya da benzer kitaplarda kullanılan genel geçer Türkçe'den farklı kullanımları dikkat çekiyor. Bazı sitelerde "yazarın kötü Türkçe kullanımı" diye bahsedilse de ben alışılmadık diye yorumluyorum. "Önemsiz" yerine "mühimsiz", "tanıdık" yerine "aşina", "bir çuval incirin pestil olması" bu kullanımlardan birkaçı iken kelime dağarcığıma kattığı "iştiyak" kitabın başka bir artısı. http://ucalisan.blogspot.com.tr/2014/...