Popüler bilinçte ırkçılık genellikle ırkçı eylemleri hatırlatır ve düşünceyle, felsefeyle ilişkilendirilmez. Her ne kadar "ırk"ın bir kavram olarak kullanılmaya başlamasından önce de bu tür tarihsel pratikler vardıysa da, insanlar arasındaki farklılıkların deneyimlenmesinden ırkçı bir zihniyetin doğuşu, Batılı düşünürlerce bu kavrama bilimsel bir statü verilmesiyle mümkün olmuştur. Dolayısıyla ırkçı edimler, yüzyıllara uzanan bir düşünce tarihi üzerinden felsefenin önde gelen isimlerinin "insanlık" ve "ırk" tanımlamalarına bağlanır: Locke, Kant, Hegel ve Herder...
Robert Bernasconi'nin bu düşünürlerde ırk fikrinin izlerini takip ederek ırkçılığı kölecilik ve sömürgecilik pratikleriyle ilişkilendirirken "Batı Uygarlığı"nın temel çelişkilerini sergilediğini, felsefenin masumiyetini sorgulayarak teoriyle uğraşan ellerin her zaman sanıldığı kadar temiz olmadığını gösterdiğini düşünüyoruz...
0 yıldız olsa verecektim. Harcadığım zamana ve mürekkebe üzülüyorum. Alıntıdan boğulacaktım. Yarım bırakmamak için bildiğim tüm duaları okudum. Bernasconi, bir daha görüşmemek dileği ile.
Herder, Kant, Hegel ve bu kişilerin özellikle sosyolojik bakışlarıyla ilgili olarak herhangi bir fikriniz yoksa anlaması çok zor bir kitap. Çevirisinden de kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Zaten zor olan konularda uzun cümleler kurulması cümlenin başını unutmama yol açtı diyebilirim. Kitabın kendisinden kaynaklanan bir problem de var: Kitap makalelerden oluşmuş ve haliyle bu konu hakkında en az orta düzeyde bilgisi olanlara hitap etme gayretinde. Konulara girizgah yapmadan okuyucunun zaten bildiği varsayılarak anlatılmış, bu da normal. Açıkçası daha çok anlamayı bekliyordum, eksik kaldığımı hissediyorum.
Yazarın pek çok makaleden hegel, sartre gibi ünlü düşünürlerin ırkla ilgili fikirlerini kavramaya çalıştığı kitap belirli bir kronoloji ya da olgusal durum izlemşyor. Bu durum okuyucu sıkabilir. Bağlantılar kopuk, çok tatmin edici değil
“Irk Kavramını Kim İcat Etti?” Robert Bernasconi’nin bu eseri, yazarın yazdığı makalelerin kitaplaştırılması sonucu ortaya çıkmış. Ayrıca, bu kitap İngilizce yayımlanmadan önce, ilk kez Türkçeye çevrilerek kazandırılmış. Literatür taraması yaptığınızda, ırkçılık ve sömürgecilik hakkında epey kitap bulunabilir ama, ırkçılığın kökenine ve çıkış noktaları ele almada edinmesi gereken nadir kaynaklardan biri.
İlk ırk görüşleri John Locke hakkındadır: Locke, Amerika’da kölelerin köle kalması ve efendilerinin boyunduruğunda yaşaması adına “Carolina Temel Anayasası” hazırlayanlardan biri, bizzat Locke’tur. Locke, “kişi insandan ziyade bir hayvan gibi davrandığı için yaşama hakkını kaybedip kendini köle olmaya uygun bir duruma getiriyordu,” söylemi, Siyahilerin köleleşmesinde katkıda bulundu.
Sömürgeci zihniyetin istediği ırk tanımı veren ilk kişi Immanuel Kant olmuştur. Bu terim -ırk- ilk defa 17. yüzyılda kullanılmış. Kant’la beraber, Linneaus, Buffon ve Blumenbach’ın düşünceleri, dönemin sömürgeci ve ırkçı zihniyetinin mağaradaki ışığı olmuştur. Buffon’un düşünceleri, “at-eşek” birleşiminden doğan katırın üreyememesinden kaynaklı dışarıda bırakma örneği muhakkak bilinmeli. Kant, Buffon’dan örnekle, monogenesis şekilde cevap vermiştir. Irk düşüncelerinin Kitab-ı Mukaddes’e ters düşmemesi açısından büyük çabalar verilmiş.
Bir diğer düşünür Hegel’dir. Hegel, üniversitede verdiği derslerde, Ashanti Mahkemesi kurarak, Afrika kabilelerinden Ashantileri “yamyam, barbar, tarih bilincinden yoksun ve özgürlük anlayışlarının olmaması” şeklinde aşağılamıştır. Aslında, Hegel’in “Efendi- Köle” ile ilgili teorik görüşleri bilinen ve sıkça işlenen bir zemin, burada dayandırılan zeminin altyapısını görüyoruz. Hegel’in tezleri,1860’ta, Amerika İç Savaşı’nda temsilci Lamar, Hegel’in Afrika tartışmasını okuyarak, ABD’de köleliği haklı çıkarma girişiminin bir parçası haline gelmiştir. ⠀ Son olarak, Jean-Paul Sartre’ın Varlık ve Hiçlik’teki tezlerinden yola çıkarak ele alıyor. Sartre, bu sefer siyah bilincini, Albert Memmi, Steve Biko ve Frantz Fanon gibi sömürgeci zihniyetin faaliyetlerini praksise dayandırarak savunan düşünürlerin kavramlarından yola çıkarak ele alıyor.
Kant’ı, Hegel’i, Hobbes’u ne dediği ve ne demek istediği haliyle bilmeyenin okumaması gereken bir kitap çünkü direkt alan kitabı. Yıkıcı ve sorgulatıcı.