Kimi zaman şehirlerde, kimi zaman zihinde saklanmış düşüncelerin, hatıranın, gözlemin ve imgelerin içinde bir yolculuk hikayesi. Lizbon’da , Güney Fransa’da eski ustaların izlerine yapılan bir tür hürmet ziyaretlerinin yanısıra , yolcunun yolda kendine yaptığı seyahatlerinin kağıda dökülmüş hali gibi. Kendine yapılan seyahatler , okuyucuyu da kendi yolculuğuna adım attırıyor. Kimin hatırlamıyorum ama ‘her kitap bilinmeyen yerlere, insanlara yolculuktur” lafına, “kendine yolculuktur’ kısmının eklenmesi gerektiğini düşündürüyor. Kitapta da bahsedilen Baudelaire’nin Kötülük Çiçeklerindeki Yolculuk şiiri gibi, gezenler için , bahsedilen yerler anılar ile ilgili mısraya karşılık gelirken ve hatta hatırlamak için fotoğraflara , haritalara bakmaya zorlarken , yolda olmak dürtüsü dünya ile ilgili kısma karşılık geliyor.
“Haritaya baskı resme sevdalı çocukların,
Evren denk düşer elbet güçlü arzularına.
Ah! Dünya ne büyüktür ışığında lambanın!
Anıların gözünde ne kadar küçük dünya!”
İşin kötü tarafı, kitapta da söylenen, son fetihlere gecikmiş olmak. Ya yığınla gezginin kalabalığında bu mekanlara yapılacak yolculuğun artık kendine yolculuk ile bir araya gelememesi , ya da vaktin ve güzergahın başkalarının elinde mahkum olduğu bir yolculuğun , keşfe , kendine yolculuğa imkan bırakmaması yüzünden. Bu durumda ya bu sınırlama içinde dolaşmak ya da bir odadan ayrılmadan , sayfalar arasında yolculuk etmek kalıyor geriye. Bu kitap , ikinci seçenek için iyi bir aday.
Kitabın başlığındaki Bach’ın Fugue Sanatı müzik olarak kitaba eşlik edecek iyi bir seçim olmakla beraber , Güney Fransa kısmını okurken , yine bir Fransız’ın müziği daha iyi gibi. Debussy’den Suite bergamasque . Batur’un tarzını sevenler için okuması keyifli bir kitap