Ռոպէր Հատտէճեանի գական ճանապարհը մարդու ներաշխարհի անընդմէջ յայտնագործումն է: «Առաստաղը» երկհատոր վեպը ներկայացնում է հայ Սփիւռքի անկումները, երազների այն բարձրակէտը, որը աստիճանաբար փլուզվում է:
Ermenice edebiyatın yaşayan en önemli ve üretken yazarlarından biridir. 1926’da Avedis-Siranuş çiftinin çocuğu olarak İstanbul Bakırköy’de dünyaya geldi. Ailesinin Kurtuluş’a taşınmasının ardından Pangaltı Mıkhitaryan Ermeni Okulu’na kaydolarak liseye kadar bu okulda eğitim gördü. 1944’te mezun olduktan sonra bir yıl İstanbul Üniversitesi Fizik-Matematik bölümüne devam etti, daha sonra geçiş yaptığı Edebiyat Fakültesi Felsefe-Psikoloji Bölümü’nden 1950’de mezun oldu. Askerliğini yedek subay olarak Ankara ve Ağrı’da tamamladıktan sonra Süzan Tamikyan’la evlenerek büyük bir tekstil firmasının temsilcisi olarak çalışma hayatına atıldı.
Daha okul yıllarında edebiyat yeteneğiyle dikkat çeken Haddeciyan, öğretmenlerinin de teşvikiyle 1946’da “Paraskhal” [Kelime Yanlışı] adlı öyküsünü Aniv [Tekerlek] aylık dergisine gönderdi. O tarihten itibaren kendisini tamamen Ermenice edebiyata adayarak Zahrad, Zareh Khrakhuni ve Varujan Acemyan’la birlikte günlük Ermenice Marmara gazetesinin edebiyat sayfalarını hazırlamaya başladı. 1967’de Marmara’nın yayın yönetmenliğini üstlenerek günlük toplumsal meselelere dair köşe yazılarının yanı sıra çeviri çalışmalarında bulundu.
1983’te en önemli eseri kabul edilen Arasdağı [Tavan] yayımlandı. Vasdag [Kazanç] 1976’da, Arasdağı da 1983’te merkezi ABD’de bulunan Alek Manukyan Vakfı Edebiyat Fonu’nun birincilik ödülüne layık görüldü.
Edebiyat bilimci Suren Tanielyan’ın R. Haddeciyan, neraşkharhi keğarvesdagan knnutyun [R. Haddeciyan, Sanatsal Bir İç Dünya İncelemesi] başlıklı kapsamlı çalışması sayesinde Ermenistan’da da geniş kitlelerce tanındı. 2001’de Ermenistan Gazeteciler Birliği’ne üye olarak kabul edilen Haddeciyan, aralarında Ermenistan Kültür Bakanlığı Altın Madalyası, Ermenistan Devleti Movses Khorenatsi Madalyası, Erivan Devlet Üniversitesi Altın Madalyası, Ermenistan Gazeteciler Birliği Altın Kalem Ödülü, S. Mesrob Maşdots Ödülü, Surp Sahak Surp Mesrob Madalyası’nın da bulunduğu sayısız ödüle layık görüldü. Haddeciyan, Marmara gazetesinde ve sahibi olduğu basımevinde Ermenice edebiyata, kültür-sanat ve toplumsal hayatına katkıda bulunmayı sürdürmektedir. Roman, öykü, eleştiri, deneme, oyun, gazete yazıları türlerinde yüzden fazla kitabı vardır.
Bazı kitaplar hem çok sade hem de çok derin. Tavan da böyle bir roman. Yatağa mahkum 60’lı yaşlarda bir adamın gözünden hem yattığı hastane odasının (odaya gelen diğer insanların) hem de hayatının muhasebesini okuyoruz. İncelikli, gerçekçi ve de çok etkileyici. Gözlerimin dolduğu yerler de oldu şaşırdığım yerler de. Üstelik bunlar olurken öyle büyük büyük şeyler de olmuyordu. Çok etkilendim. Devam niteliğinde olan Tavanın Öte Yanı’nı da okuyacağım.
Hastane yatağında yatan felçli bir adamın; çaresizliğine hareketsizliğine şahit oluyoruz. Onun kendi hayal gücüyle zenginleştirdiği bir 'Tavan'ı var. Orada her şeyi bütün hareketliliği ile yaşayabiliyor. Ayrıca 208 sayfalık kitapta yaşama dair müthiş sorgulamalar var. Yalnız adam her şeye rağmen yine de umut dolu olması beni şaşırttı. Yedi aydır neredeyse yatağında kıpırdamadan yatan adamın şu cümleleri beni oldukça etkiledi. ''İşte tam yedi ay ve on iki gün geçti. İnsan bu kadar uzun süre mutluluğa bile katlanamaz. Meğer insan sadece acıya bu kadar uzun süre katlanabiliyormuş.'' Bu Ermeni yazarı ve kitabını herkese şiddetle tavsiye ederim.
Uzun zamandır okuduğum en güzel kitaplardan biri olabilir. Geçirdiği kaza sonrası felçli kalan 60 yaşlarındaki bir adamın gözünden aktarılan bir hayat sorgulaması. Bir hastane odasında geçen metinde anlatıcının zihninin içinde zamanda ve mekanda yolculuk ediyorsunuz. İnsana dair zayıflıklar, hayaller, birini haklı ya da haksız bulmanın zorlukları, aile bağları öyle güzel işlenmiş ki.
Ana karakterin adının olmayışı, Ermenice kelimesinin koca kitapta bir kerelik geçmesi, adlarını bilmedimiz şehir ve köyler. İlginç bir biçimde kitap kültürel ortamından arınarak yazılmış. Bulunulan şehirde ezan okunduğunu biliyoruz ama hangi şehir olduğunu bilmiyoruz.. Yazar bilerek bahsetmiyor adeta birçok şeyden. 80ler darbesiyle bu soyutluğun bir ilişkisi olabilir diye tahmin edebilirim belki de. Kitaptaki karakterler pek güzel inşa edilmiş, hatta onları inşa eden bizzat ana karakter ve onun aklında dolaşmak keyifli bir iç yolculuğa çıkartıyor. Çok okunaklı bir çeviri. Adeta orjinali Türkçe imişçesine akıcı, sade ve doğal bir dili var.
Adını bilmesek de hikayesine onun gözünden tanıklık ettiğimiz felçli bir adamın yaşamı, umutları, dünya görüşü var bu kitapta. Kadife yumuşaklığında bir anlatımla buluşuyoruz. Tek mekanda geçen eserlerin başarılı bir örneği. Empati kurma garantili. Tavsiye ederim.
Rober Haddeciyan, başyapıtı olarak kabul edilen Tavan’da yatalak kalmış bir adamın dünyasına davet ediyor okuru. Hastanede tavanı izlerken girişilen hayat muhasebesinin zaman ve mekân algısını nasıl yeni baştan şekillendirdiğine şahit oluyoruz. Bu yeni kurgunun yegâne pusulasıysa iç âlem oluyor. Serbest çağrışım ve bilinç akışı tekniğine başvuran Tavan, bu özelliğiyle evrensel konusunun yanı sıra türünün çağdaş, eskimeyen bir klasiği olarak da dikkat çekiyor. Bir projektör misali kahramanın düşünce buhranlarına ışık tutan bu zemin herkesi kendi benliğiyle yüzleşmeye çağırıyor. Haddeciyan, bu romanında, sınırlı gibi görünen bir dünyanın ardında yatan uçsuz bucaksız bir âlemin kapılarını açarken, bireyin inşasını da keskin bir analize tabi tutuyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.