Bu dünyanın kokusu çıktı! Gönül rahatlığıyla "burnunuzun dikine" gidebilesiniz diye hazırlanan Kokular Kitabı'nın Parfümler'e odaklanan bu yeni cildinde, koku dünyasının görünen yüzündeki hülyalı ifadelerin perde arkasına tanık olacaksınız. Hazır olun, beklentilerinizden farklı şeylerle karşılaşabilirsiniz.
Sert bilimsel gerçekle yumuşak hayallerin tam ortasında bir yerde ayağı kaymadan durmaya çalışarak, Shalimar'dan cK One'a, Grasse'taki yasemin tarlalarından koku moleküllerine uzanan şaşırtıcı bir yolculuğa çıkacaksınız. Üstelik "koku" dendiğinde, Türkiye'de akla gelen ilk isim olan Vedat Ozan'ın "burnunuzda tüten" üslubuyla...
Vedat Ozan, bu kez de mitolojiden kültürel tarihe, kimyadan ekonomi-politiğe, edebiyattan sinemaya girilmedik tarla bırakmadı. Parfüm kullanın veya kullanmayın; bu cilt vazgeçilmez başucu kitabınız olacak. Parfümler'den sonra parfümler, artık sizin için farklı kokacak...
Ama hepsi bu değil. Bu ciltte tamamen parfümlere odaklanan Vedat Ozan iki cilt daha hazırlıyor; konunun "kültürel tarih" ve "lezzet" boyutları da var! "Kendimize karşı dürüst olalım; zamanı ve ruhunu bilmeden onu yansıtma iddiasıyla ortaya çıkan bir ürünü anlamamız mümkün değil. Korkmayın, kimya dersinden kaçıp tarih dersine yakalanmadınız. Ufak dedikodular ve fevkâlade lüzumsuz bilgilerle donanmış 'cemiyet haberleri' türünden virüsler eksik değil kitapta...
1978 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi’ni (Kadıköy Maarif Koleji) bitirdi. Yüksek öğrenimi 1980 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde tamamladı. İFSAK’ta fotoğraf üzerine aldığı eğitimlerin ardından proje koordinatörlüğü ve fotoğraf eğitmenliği yaptı. Bunun yanı sıra İFSAK Dergisi yayın kurulunda da yer aldı.
Profesyonel bağımsız parfümörlüğünün yanı sıra duyular (ve özellikle koku duyusu) konusunda çalışmalar yaptı. 2009-2012 arasında 94.9 frekansından yayın yapan Açık Radyo’da Salı sabahları 10.30’da Koku adlı programı hazırlayıp sundu. Koku duyusu ile ilgili olarak çeşitli konferans ve seminerlere katıldı, aynı zamanda üniversitelerde çeşitli derslere konuk eğitmen olarak davet edildi. Bunun yanı sıra birçok dergide koku üzerine makaleler kaleme aldı. Harper's Bazaar, Marie Claire Maison, Vogue Türkiye gibi dergilerde de kendisi ile koku duyusu üzerine yapılan söyleşiler yer aldı.
Öncelikle itiraf edeyim ki parfümler konusuna bir kitap okuyacak kadar ilgili değilim. Serinin 4 kitabını da aldığım için bu kitabı da almış bulundum. İyi ki de almışım. Baştan sona hiç sıkılmadan okunacak birbirinden ilginç gerekli gereksiz bilgiler ve genel kültür dersleri ile dolu çok canlı bir eser. Parfüme ilgisi olmayan birinin bile merakını uyandıracak kadar ilginç.
1. kitabına bayılmıştım. 2. kitabına da bayıldım. Daha bile sevdim. Vedat Ozan'ın anlatım dilini, anlatımında verdiği detayları, kitap içine koyduğu, benim çok merakla ve beğenerek okuduğum extra bilgi kutucuklarını zamanı unutarak okudum. Herkese tavsiye ederim. Seriyi baştan okumanızı ayrıca öneririm. Bazı temel şeyleri 1. kitapta anlatıyor ve 2. kitap onun bir üst katmanı. 3. ve 4. kitabı istedim dört gözle gelmesini bekliyorum. Teşekkürler Vedat Ozan.
Kokular Kitabı serisinin 2. Kitabı..Vedat Ozan’ın keyifli kalemi ile, birçok bilgi, parfüm dünyasına ait hikayeler, parfümörler, modacılar, parfüm içerikler, klasik olmuş parfümler ve daha birçokları… Belki bu tür kitapları sevdiğim için ama ben bayıldım.. Benim okumam araya giren birçok sebepten ötürü uzadı, yoksa anlatım güzel, kolay okunan, akan giden keyifli bir kitap. Sırada 3. Ve 4. Kitap var
"Yeri gelmişken, bir dil yanlışını düzeltelim: O dükkânların ismi "aktar" değil, "attar"dır efendim; "ıtır" yani "koku” veya mecazen "hoş kokulu yağ" kelimesinin çoğul halidir kendisi."
"Pek çok efsane veya söylenti duyarız parfümler konusunda ve bunlara inanmaya da fazlasıyla meylederiz. Denir ki mesela, "Parfümü bileğinize sıktığınızda aman bileğinizi ovuşturmayın, koku molekülleri parçalanır ve parfümü bozarsınız". Bir molekülü parçalamanın iki el hareketiyle sağlanabilecek bir işlem olmadığı gerçeğini, bunu duyduğumuzda pek de aklımıza getirmeyiz. Aslında yaptığımız, bileklerimizi birbirine sürterek en ilkel yöntemle o bölgenin ısısını arttırmaktır ve parfümümüzün içindeki daha küçük molekül ağırlığına sahip kokular (üst notalar katmanı), bu olağandışı ısı artışı nedeniyle havaya daha çabuk karışırlar. Bu da, o parfüm tasarlanırken planlanan zaman çizelgesini bozar ve daha geç ortama salınması gereken kokuları daha önce ortaya çıkararak baştan kurgulanmış dengeyi biraz değiştirir. Yani parfümümüzün üst notaları için 15-20 dakikalık bir yaşam ömrü tasarlanmışsa, biz bu ömrü kısaltırız ve üst notaları kestirmeden geçerek kalp notaların veya orta notaların beklenenden çabuk kendini belli etmesini sağlarız. Bu hızlandırma işlemi, aslında üst ve kalp notalar arasındaki geçişin o uyumlu dengesini de elbette biraz bozar ve yumuşak bir geçiş yerine daha sert ve köşeli bir geçişe sebep oluruz;"
"Kısa bir hatırlatma yapayım burada: Klasik bir parfüm, piramidal dediğimiz yapı içinde oluşur. Yani önce bir 15-20 dakika üst notaları duyarsınız, daha sonra parfümün ana karakterini veren kalp notaları gelir. Yani, kalp notaların ortaya çıkışı 15-20 dakikalık ilk izlenim süresinin sonlanmasından sonra olur. Bizler parfüm satın alırken maalesef bu sürenin geçmesine hiç mi hiç tahammül edemeyiz ve kapağı açıp bize uzatılan o uzun dikdörtgen kâğıda sıktığımızda edindiğimiz o ilk intiba, satın alma kararımızı oluşturur. Hadi yumuşatıcı veya şampuan alıyor olsanız bu yapılan bir nebze doğrudur diyeceğim ama maalesef parfümler için bu geçerli değil. Doğru değilse ama yapılan buysa, endüstri buna nasıl tedbir alır? Onlar da açılış sırasında, yani ilk 10-20 dakikası çok etkileyici olan parfümler üreterek tüketicinin bu aceleciliğine karşılık verirler. Siz ilk kokuya kanıp parayı bayılırsınız ama parfümü kullanmaya başladığınızda, odanızda sürünmenizle evden çıkmanız arasında geçen süre sona erip kendinizi sokağa attığınızda, burnunuza gelen kokunun, hiç de o ilk satın alma ânındaki beğeni seviyenize ulaşmadığını görürsünüz."
"Molotov Kokteyli nedir?
"Fakirin Bombası" da denen bu patlayıcı, II. Dünya Savaşı başladıktan üç ay sonra başgösteren Kış Savaşı (Fin-Rus Savaşı) sırasında ortaya çıkıyor. Aslında patlayıcının ismi, Almanlarla anlaşan Sovyetler'in Doğu Avrupa'daki etki alanlarını belirleme görevini üstlenen Sovyet Savunma Bakanı Molotov'a bir hakaret amacını taşıyor. Molotov, Kış Savaşı sırasında uluslararası kamuoyunun tepkisinden sıyrılmak için bir radyo yayınında Finlandiya'ya Rus uçaklarından atılanların aslında bomba değil, aç el uzatmak amacını taşıyan insani
komşularına yardım paketleri olduğunu söylüyor. Finliler de "Ya he, he!" diyerek "Molotov'un Ekmek Paketleri" adını veriyorlar üzerlerine yağan bu parça tesirli bombalara. Kendilerini savunmak için karadan ilerleyen Sovyet tanklarına karşı geliştirdikleri ucuz patlayıcılara da "Molotov Kokteyli" diyorlar ve "Yiyeceğin yanına içecek olsun diye şey ettik işte" diye esprili bir açıklama yapıyorlar.
Molotov Kokteyli ucuz, yapımı kolay ve üretimi için tesis gerektirmeyen bir silah. İçine benzin gibi yanıcı bir madde doldurulmuş bir şişenin ucuna, fitil olması maksadıyla bir bez parçası sıkıştırılıyor, yakılıyor ve yaklaşan hedefe fırlatılıyor. Hedefe çarparak kırılan şişedeki yanıcı sıvı, yanmakta olan fitilden alev alarak tutuşuyor ve çarpmanın etkisiyle dağılan yanıcı madde de sönene kadar harıl harıl yanıyor. Bazen şişenin içine yumurtanın akı gibi kıvam arttırıcı şeyler de konuyor ki şişe çarpmayla kırıldığında yanıcı madde çok yayılmasın ve hedefe yapışarak hem etkisi güçlü hem de dumanı bol olsun."
İlk kitaba göre daha az beğendim bunun nedeni parfümlerin hikayelerinin pek ilgimi çekmemesiydi.
Cok büyük bir emek ve bilgi birikimi sonucu ortaya çıktığı belli. Dil ve anlatım çok akıcı. Bitmesin diye diye ama her fırsatta okumadan da edemediğim bir seri oldu bu. Bayildim tek kelimeyle! Teşekkürler Vedat Ozan.
Vedat Ozan'ın koku dünyasını inceleyen dört kitaptan ikincisi. Bir parfüm tutkunu olarak, çok keyif aldım bu çalışmadan. Bir kütüphane dolusu araştırmadan sonra doğan bu eserin bir Türk yazar tarafından yazılmış olması da ayrıca gurur verdi.
Kitapta konudan konuya atlanıyormuş gibi görünse de, içerik birbirine ustaca bağlanmış, sadece parfüm konusunda değil, parfüm dünyasının dünyada gelişen olaylardan ne denli etkilendiğini, dolayısıyla yön değiştirdiğini görüyoruz. Tuzu biberi olarak da kişisel hikayeler ayrı bir tat katmış kitaba. Akıcı, şaşırtıcı, enteresan, merak ettirici...bir okur daha ne ister?