Şenlik başlıyor, kıyamet kopuyor, sevinç kuşları en yükseğe havalanıyor!
Opera, Çankaya Karakolu, Kumrular... Yeraltının tekinsizleri, yerüstünün kırıkları, manyak doktorları, garibanları, haydutları, iyi polisleri, kötü polisleri, iyi kötü polisleri, eli maşalı aklı karışıkları...
Yangın, hesaplaşma, hile hurda, çek senet, heyecan, neşe, acı mizah, olmadık aşk, hep aşk, ille de aşk.
Sezgin Kaymaz Sevinç Kuşları serisinin üçüncü romanı Son Şûrâ'da okurun tiryakisi olduğu kahramanların iplerini çözüyor; yerde gökte yıldız, kitapta kütükte kanun bırakmıyor.
İyiyle kötünün, umutla düşüşün sınırlarında kurduğu dili ve lezzetli üslubuyla Sezgin Kaymaz eski ve yeni okurlarının karşısında. Edebiyat karnavalına hazırlanın. Deccal'ı tanımayanlara bir uyarı: Romanın içinde kırık bir jilet saklı!
1962’de Sinop’ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü’nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976’dan itibaren oyuncu ve teknik direktör olarak hentbolla uğraştı. Türkiye Voleybol Federasyonu'nda Koordinatör olarak çalıştı. Romanları (hepsi İletişim’den): Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir (1997), Geber Anne! (1998), Kaptanın Teknesi (1999), Lucky (2000), Zindankale (2004), Ateş Canına Yapışsın (2008). Hikâyeleri: Sandık Odası (2005), Medet (2007), Ateş Canına Yapışsın (2008), Kün (2013).
Çok güzel bir Sezgin Kaymaz kitabı daha. oldukça kalabalık bir kadro var. gerçekten kitapla başa çıkmak zor. karakter sayısı o kadar fazla ki, tüm dikkatinizi vermeniz gerekiyor kitaba. Ama zaten Sezgin Kaymaz okuyanlar bilir, onun kitaplarında kadro hep kalabalıktır, işler hep br yerşerde karışır. kim kimdi'yi kaçırırsanız kitapta kaçar. ama kaçırmazsanız en sonunda hepsi bir yerlere bağlanır, hepsinin yolları bir yerlerde kesişir. bu sevinç kuşları serisinin son kitabı. benim hatam ben dikkatsizce üçüncü kitabı almışım. deneysel bir çalışma oldu benim için, bekletmedim, son kitaptan başladım. ve sonuç yine aynı:) çok hoş bir kitap. karakterler cok renkli. Deccal'e bayıldım, Veysel'e bayıldım, Ramazan Şerif'e bayıldım... okunası
"Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti."
"İnat ettim hayata, Ölsem bile yaşayacaktım..."
"En büyük kerâmet, istikamettir..."
"Pek rengine aldanma, Felek eski felektir..."
"Doğuyor ve ölüyoruz göğün ve toprağın bir toplamı olarak sonsuzluk sadece düşteki ışıltımız ve sadece sevdayla varılmış sevinçte balkıyor hayat"
"Aldığımız her nefes, bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker. Nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar."
10 yıldız verebilsem keşke. Bu dolu dolu maceranın sonu ve nasil bittiği elbette merak edile edile okunuyor ama sona gelince insan anlıyor ki birbirlerine karışmış bir dut ağacı ve bir armut ağacı tum bu koca serinin ana meselesi; yani sen bana, ben sana karışmışız, sendeki iyiyle bendeki kötüyü birbirine karan bir koca dünyanın iyi ki içindeyiz diyor, ama nasıl güzel diyor...Cok büyük duygular yaratan cok etkileyici bir seriydi. Deccali, Veysel'i, Zila'yi, Celil'i, Hayri'yi ve tum karakterleri sanırım hiç unutmayacağım. Muazzamdi!!!
Üçüncü kitap Son Şura, bizi 20 yıl sonrasına götürüyor ve kahramanlarımızın kimi büyüyor İrfan gibi, kimi yaş alıyor Deccal gibi, kimine de aldığı yaş yaramıyor ve öte tarafı boyluyor Kenan gibi.
Artık eski raconlar rafa kalkmış, mafya babalarına hizmet edilmiyor zira herkesin kendi mafyası var. Tabi bu it çakal ortamında Deccal köşesine çekilmiş erken emekliliğin tadını çıkarıyor. Derken Japon lakaplı bir mafya babası Deccal’e dokunana kadar sürüyor bu emeklilik. Tabi Deccal köşesinden son bir oyun için çıkıyor ve “Şura” son defa toplanıyor.
Sezgin Kaymaz’ın bu kitabı da kendini severek okuttu. Hem keyif aldım hem de içim buruldu. 3 kitaplık bir serinin bitmesi, karakterlerden ayrılmak biraz üzdü doğrusu.
Sevinç Kuşları serisi tavsiye listeme girdi. Çok keyif alarak okudum. Bu kadar absürt karakteri böyle güzel anca Sezgin Kaymaz işlerdi. Umarım yakında yeni kitabı çıkar da gözümüz gönlümüz bayram eder.
Okuduğum en güzel serilerden biriydi. Polisiye sevmem diyebilirdim ama bu seriye sadece polisiye demek haksızlık olurdu. İçinde her şeyden vardı en çok da dostluktan. Rüyanızda görseniz inanmayacağınız kadar ayrı dünyalara sahip insanların arasında öyle güzel gönül bağları kurmuş ki Sezgin Kaymaz, bi yerden sonra şaşırmayı bırakıyor ve duruma alışıyorsunuz. GMK 133de kurduğu ütopya… Her şeyin herkesin kabul gördüğü bir ütopya.. Bu soluksuz macera bitince kendimi boşlukta hissettim bir süre. Herkes gibi benim de favorim tabi ki Veysel İnan sonra da Solak Uğur oldu 😄😄 Ne naif, ne doğal bir adamdı. Özentisini hayranlığını gizlemekten gram çekinmeyen çocuk ruhlu bir mafya babası 😬😬
Üç kitap süren, tek nefeslik harika bir hikaye... Nasıl aynı anda bu kadar çok özgün karekter yaratılabilir, nasıl bu kadar farklı karekter aynı hikayede en küçük bir zorlama olmaksızın buluşturulabilir, nasıl absürtlüğün sınırındaki olaylar ve durumlar bu kadar yalın, bu kadar güzel, bu kadar gerçekçi, bu kadar sürükleyici anlatılabilir. nasıl olur da adı deccal olan bir karekter bu kadar sarsıcı ve sevilesi olabilir...müthişti..
Çok güzel, tadı dimağımda uzun süre kalacak harika bir okuma serüveniydi.
Seriyi bitirdim ve net diyorum ki Sezgin Kaymaz sen ne manyak yazarsin!!! O kadar karakter o kadar olay kurgusu helal olsun. Evet serinin 2. Kitabı konusu çok sertti ama bu 3. Kitap olaydı hem güldüm hem de üzüldüm aileye veda ettim resmen. Her kitabında bunu yaşiyorum kesinlikle okunması gereken bir yazar varsa o da Sezgin Kaymazdır diyorum. Muhteşemdi.
Okusam mı diye düşünüp bakıyorsanız buraya, lütfen ama lütfen okuyun bu seriyi diyerek başlamak istiyorum. Sezgin Kaymaz’ı çok seviyorum. Bu seriyi okuyana kadar lucky dışında her kitabı için çok güzel ama benim favorim lucky kaldı dedim. Ama bu seriyi okuduktan sonra bunun kararını bu kadar rahat veremiyorum. Biraz karışık anlattım, keşke sezgin kaymaz o mükemmel anlatımıyla anlatmak istediğimi anlatsa.. İlk iki kitabı okumuştum, üçüncü kitabı almamıştım sipariş vermeyi düşündüm ama tam da gözlerimin rahatsız olduğu bir döneme geldi storytelden dinleyeyim dedim. İyi ki de öyle demişim. Emre Melemez sen mükemmel bir seslendiricisin. Keşke ilk iki kitabı da dinleseydim dedim, inanılmaz bir tat vermiş kitaba. Birbirinden huy ve tarz olarak farklı onlarcaaa karakteri üç kitap boyunca o kadar istikrarlı seslendirmiş ki ba yıl dım:) Karakterlerin hepsini ayrı sevdim ben bu seride, bazen beni çok güldürdüler bazen çok ağlattılar. Uzun soluklu bir serüven olduğu için kendimi boşlukta hissediyorum.. Sadece son kitabın sonunun biraz havada kaldığını düşünmeden edemedim, kafamdaki bazı sorulara cevap alamadım, “televizyon izletmek” olayı açığa kavuşmadı, şengül abla bağlantısı havada kaldı, bir de gerçekten onca güzel karakterin ölmesine gerek var mıydı içime taş oturdu. Ne yapsam da toplayamam ben bu yorumu o yüzden böylece göndereyim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bu üçüncü kitapla beraber tüm aileyi tanıyoruz. Sanki daha başka ne gelişme olabilir ki diyorsunuz ama yazarın hayal gücü çok üst seviyede. Bu kitapta güldüğüm hatta kahkaha attığım yerlerin sayısı oldukça arttı. Yine Ankara'da geçiyor, baş mafya ve yan mfyalar dururken harici bir mafya daha dahil oluyor kurguya. Biri deli diğer zır deli olan iki doktor, ilk iki kitapla bağlantılarla ortaya çıkan eski tanıdıklar ve yine eminyet teşkliatını bir kısmı derken hikaye çok üst düzeyde kurgulanmış. Yazarla görüşmeli ve dördüncüyü yazması için teşvik edilmeli.
12.08.2017 - Sezgin Kaymaz'ın Sevinç Kuşları üçlemesinin 3. Kitabı Son Şûra'yı da bir solukta bitirdim. Üçüncü kitap Kısas'ın bittiği yerden başlıyor ama zaman hızla akıp gidiyor ve bir kaç on sayfanın sonunda 2010 yılına geliveriyoruz. Irfan kör gözünün yerindeki derin göz çukuru, yamuk kafatası, güdük kalmış bir kolu ve bir bacağı, iri vücuduyla görenlerin bakmaya dayanamadığı bir delikanlıya dönüşmüş. Zeliha, Kubra, Gulhan, Kenan, Edip ve rahmetli annesinin meslekten bir gurup arkadaşıyla birlikte yaşadığı evin dört duvarları arasındayken çok problem yaşamasa da dışarıda, diğer insanların arasına karışmak zorunda kaldığı zamanlarda hayat onun için hiç de kolay değil. Peki ya bu çocuk aşık olursa o zaman ne olacak? Deccal ikinci kitabın sonundaki büyük hesaplaşmanın ardından ceketini çıkarmış, duvardaki çiviye asmış. Bu srada Ankara'da yeni nesil başka bir takım mafyalar türemiş. Deccal'in icraatta olduğu zamanları bilmediğinden Deccal'in kuyruğuna farkinda olmadan bastığı için başına neler geleceğinden haberi olmayan Japon, Deccal'in ceketini tekrar giymesine sebep oluyor. Ankara'nın sokaklarında yeni bir mafya hesaplaşması başlarken tüm bu hengamenin ortasında yepyeni aşklar yeşermeye başlıyor. Iki kitaptır okuyup, sevdiğimiz karakterler bir bir ölüyor ama Sezgin Kaymaz olanı biteni öyle güzel anlatıyor ki, biz acı ilaçları akıp giden sayfalarda güle güle, eylene eylene içiyoruz. Sezgin Kaymaz işte hikaye böyle anlatılır, roman böyle yazılır diyor. Son sayfaları bitmesinden korkakarak ama elimden de bırakamayarak okudum. Nefis bir okuma deneyimi oldu benim icin. Büyüksün Sezgin Kaymaz.
Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar, ölen her dürüst insanın yerini yeni bir dürüst insan alır. Hem her şey her zaman aynı kalır, hem de hiçbir şey bir günden bir güne aynı olmaz.
Öğrendim ki kahraman dediğimiz insanlar bir şey yapılması gerektiğinde yapılması gerekeni şartlar ne olursa olsun yapanlar..
Dağınıklıkta yaşanmışlık vardır..
Dert ki hesab iken sıfırda kaldı, bin derdi tarh ettik, bire ulaştı, o bir dert cihan gümana saldı, gerçi bir dert amma binleri aştı..
Kafamız zayıftır, ancak yüreğimize güvenebiliriz..
Uzun bir yola geliyoruz seninle, yolu, geldikçe anlıyorum ki, bir, bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.
Doğuyor ve ölüyoruz göğün ve toprağın bir toplamı olarak, sonsuzluk sadece düşteki ışıltımız, ve sadece sevdayla varılmış sevinçte balkıyor hayat..
Yazar kendi ifadesinde hiçbir ön kurgu yapmadan direk yazmaya başlayıp kendisinin dahi sonraki satırı merak ettiğini söylüyor. Ama o kadar mesele, olay, karakter vb. en sonunda öyle bir kendi yerini yerli yerince buluyor ki...müthiş... Cümleyi söyleyen kişi belirtilmese bile siz o cümleyi hangi karakterin kurduğunu doğru tahmin edebiliyorsunuz bir müddet sonra. Ki zaten bazen yazar kendisi de yazmıyor zaten cümleyi kimin söylediğini. Sezgin Kaymaz hakkında söylenebilecek çok şey var ama hiçbiri yetmez bence bu özgün üslubu anlatmak için. "Al oku kardeşim. Yorma beni!" (Bunu Veysel dedi.)
Kimse bu hayata boşuna gelmiyor işte. Siz birine dokunmak için yaşıyorsunuz, başka biri de size dokunmak için geldi dünyaya. Tabii iyilikle dokunmak da var, zarar vermek için dokunmak da. Sen iyisin diye iyiliğe maruz kalacaksın diye bir kural yok ama. Sana kimin dokunacağı tamamen şans, inanıyorsan kader. Sen de dokunacağın insanı seçemiyorsun bu arada. Yarası yarana denk insanlar olsun istiyorsun etrafında, şifayı birbirinizde bulun diye. Bazen denk düşüyor ya, bazen de yanılıyorsun. Allah bile bile yanlış yolda yürütmesin insanı. Sana iyi gelecek insanlar var ya, onlar iyi ki var. =)
Sezgin Kaymaz kitaplarının ortak özelliği olan kelimelerle dans , “Sevinç Kuşları “üçlemesinin son kitabı olan “Son Şúra’”da da devam ediyor. Öyle ilginç kişiler, o kadar değişik kişilikler,iyilik ve kötülüğün iç içe geçtiği ; iyi kim , kötü kim?sorgulaması yaptıran , ne güzel insanlar var dedirten,; engarenk soluksuz okunan bir kitap.
Bazı kitaplar bitmesin istersiniz. Sevinç kuşları tamda böyle kitaplardan. İyilerin kazanacağı inancımı besleyen masumiyet masallarından en güzeli olarak kalacak bende.
Sezgin Kaymaz'in romanları sadeliğin, durulugun içindeki cevherler gibi okuyucuyu yormuyor ama bunu yaparken edebiyat seviyesinden de hiç taviz vermiyor.
Serinin ilk iki kitabı kadar sarmasa da bu da güzeldi. Biraz uzun sürede bitirdim. Sezgin Kaymaz her Ankaralı'nın okuması gereken bir yazardır. Çünkü olaylar hep Ankara'da geçer.
Sezgin Kaymaz edebiyatıyla daha önce tanışmamıştım. İlk kez Sevinç Kuşları Üçlemesi ile tanımış oldum. Ayrıntılı betimlemelerine, karakter oluşturma becerisine ve diline bayıldım. Bu üçleme bana göre bir yeraltı edebiyatı örneği. Özellikle dili ve karakterleriyle ayrıca GMK133 ile kurulan mağara alegorisiyle bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Yeraltı edebiyatı deyince sıradan insanın bu romanda ötekileştirilenler tarafında ötekileştirildiği izleği hakim. Yani anlatı ötekinin ötekisi üzerinden ilerliyor. İlk kitap (Deccal'in Hatırı) Mevlana'dan yapılan alıntılarla bir kavuşma kitabı olma özelliğinde, ironik olarak Rumi ve Şems gibi iki tasavvufi karakterin karşısında anti kahramanların kavuşması var. İkinci kitap (Kısas) bir kabullenme ve rıza gösterme, arama ve kendini bulma döneminin anlatısı. Üçüncü kitap ise bende tekamül ve özgürleşme fikrini uyandırdı. Türkiye'nin son kırk yılını anlatıyor, buradan hareketle son kırk yılın toplumsal dönüşümünü de pek güzel simgeleştirdiğini söyleyebiliriz. Ayna ve ışık çok güçlü metaforlar. O güçlü ışığın altında çıplak kalmak ama hiçbir yerde kendi yansımasını görememek, demek. Diğer yandan o güçlü ışık 133'ü bilmeyenler için de körleşmeye sebep oluyor. En önemli temalar aşk ve özgürleşme. GMK133 metaforu aynı zamanda mevlevinin kendi ekseni etrafında dönüşündeki merkez noktayı ya da kasırkanın merkezindeki göz gibi hareketsiz alanı temsil ediyor olabilir. Daha çok düşünülebilir, çok konuşulabilir bu üçlemeyle ilgili.
üçlemenin son kitabı da diğerleri gibi, akıcı, keyifli ve şenlikli :) çok seviyorum, sezgin kaymaz'ın üslubunu bilenler bilir zaten... yine, yeniden, hep okurum, hep de tavsiye ederim, canım deccal