Jump to ratings and reviews
Rate this book

Köygöçüren

Rate this book
Susuzluktan kavrulan bir köydür Kantarma. Toroslar keser yağmuru; ne toprak suya kavuşabilir ne de gariban köylüsü doğru dürüst ekmeğe aşa... Bir gün, köy muhtarı Musa ile durmadan çekiştiği dostu Hıdır’ın cahil cesaretiyle giriştiği bir teşebbüs sonucunda, olacak bu ya, Büyük Başkan Kantarma’yı ziyaret eder. “Dileğiniz nedir?” diye sorar köylüye. Hıdır “su” der, başka bir şey demez. Destekler onu köy ahalisinin bir kısmı. Diğerleri ise Kuran kursu açılsın ister; budur dünyadaki tek önemli (!) dilekleri. Büyük Başkan her iki dileği de geri çevirmez. Tez zamanda köyde Kuran kursu açılır, bir de hoca atanır. Su çalışmaları ise kaplumbağa hızıyla, ite kaka ilerler. Şaşı bir mühendis görevlendirilir sonunda bu iş için. Şaşı, hem de biraz pısırık... Geç de olsa, makineler getirilir, sondaj yapılır ve nihayet su fışkırır topraktan. Ne var ki, su acıdır. Toprağa, Kantarma köylüsüne hayat vereceği yerde, dert olur. Bir anlamda bu acı su, sonun başlangıcıdır...

Fakir Baykurt bu romanında, aklın yolunun her zaman bir olmadığını gösteriyor bize. Çıkarlarını her şeyin önüne koyan, arkası sağlam kaymak tabakanın bürokrasiden nasıl yararlandığını; diğer yandan, zaten yoksulluktan belini doğrultamayan cahil köylünün, bir de araya ikilik girdiğinde, onlar karşısında nasıl ezildiğini anlatıyor.

596 pages, Unknown Binding

First published January 1, 2006

2 people are currently reading
78 people want to read

About the author

Fakir Baykurt

76 books93 followers
Asıl adı Tahir olan Fakir Baykurt 1929 yılında Burdur’da doğdu. 1948’de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra köy öğretmeni olarak çalışan yazar, 1955’te Gazi Eğitim Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra Sivas, Hafik ve Şavşat’ta Türkçe öğretmenliği yaptı. Demokrat Parti yönetimi tarafından öğretmenlikten alınarak pasif bir göreve getirildi.

1958’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ilk romanı Yılanların Öcü nedeniyle hakkında kovuşturma açıldı. 1960 yılındaki askeri müdahalenin ardından ilköğretim müfettişliğine getirildi.

1962-63 yıllarında ABD Bloomington Indiana Üniversitesi’nde ders araçları konusunda uzmanlık eğitimi gören Baykurt, Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) ve Türkiye Öğretmenler Dernekleri Milli Federasyonu’nun (TÖDMF) genel başkanlığına seçildi.

1969 yılında Türkiye çapındaki ilk öğretmenler boykotuna katıldığı için bir kez daha açığa alındı ve 12 Mart 1971’deki askeri darbeden sonra uzun süre tutuklu kaldı.

Edebiyata şiirle adım atan Fakir Baykurt, yazın hayatını toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla yazdığı kısa öyküler ve köy notlarıyla sürdürdü. Yeditepe, Varlık, Cumhuriyet, Evrensel ve Yön gibi dergi ve gazetelerde çeşitli yazıları çıkan Baykurt, 1955’te öykülerini derlediği ilk kitabı Çilli’yi yayımladı. Bunu, köy yaşamını, köylünün arzularını, sıkıntılarını ve çelişkilerini dile getirdiği hikâye kitapları ve romanları izledi.
Yalın, şiirsel bir dil kullanan yazar, eserlerinde halka mal olmuş deyişlere ve deyimlere de sıklıkla yer vermiştir. Tırpan ile 1970 TRT ve 1971 TDK ödüllerini, Can Parası (1973) ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Kara Ahmet Destanı’yla Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan yazarın Yılanların Öcü adlı yapıtı 1961’de Metin Erksan, 1985’te Şerif Gören tarafından filme çekildi.

11 Ekim 1999’da Almanya’nın Essen kentinde vefat eden Fakir Baykurt’un cenazesi, 1977’den beri yaşadığı Duisburg’da düzenlenen bir törenden sonra İstanbul’a getirilerek Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü (1958), Irazca’nın Dirliği (1961), Onuncu Köy (1961), Kamlumbağalar (1967), Amerikan Sargısı (1967), Tırpan (1970), Köygöçüren (1973), Keklik (1975), Kara Ahmet Destanı (1977), Yayla (1977), Yüksek Fırınlar (1983), Koca Ren (1986), Yarım Ekmek (1998), Eşekli Kütüphaneci (2000) adlı romanları yanında, onlarca hikâye, şiir ve çocuk kitapları yayımlanmıştır. Kitapları çeşitli dillere çevrilmiş, Türkiye’de ve çevrildiği ülkelerde birçok ödül almıştır.

---------------------------------------

Fakir Baykurt, who wrote under various pen names such as Osman Akpürçek, Tarik Kirat, Yasar Yalçin, and Mehmet Gazi, was born on June 15, 1929 in the Burdur province of Turkey. In his works, Baykurt deals with the problems and the conflicts that rural folk experience. Yet he is not a mere onlooker, but also an activist who strived to change both society and individuals.

Baykurt claimed that the importance of literature came not from its subject matter, but from the language that it used. His works featured the same natural, plain Turkish that the people used. In his own words, “I have always written with the beautiful words I heard from my mother, from my aunt, and from my villagers. And then they became my own words. I have never been an extreme nationalist, yet when it comes to language I am more king than the king — if such a thing can be measured. In other words, I would sacrifice my life for language. Language is a confidant, and it is the source of my courage. That is where the light is.” Hence, his works featured plain and familiar language that could easily appeal to various groups within society. In his works, he frequently used proverbs, idioms and regional words that he had collected from Turkish folk literature.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
40 (57%)
4 stars
19 (27%)
3 stars
10 (14%)
2 stars
1 (1%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 of 1 review
Profile Image for Metaforikimsi .
35 reviews1 follower
July 19, 2023
Ne diyordu Sefer Öğretmen?
"Yaa, işte böyle bir durummuş o zaman! Zenginler çok zengin,
yoksullar da her yıl geri geri gidip daha yoksul oluyorlarmış.
Reform yapmaktan başka çare yokmuş, yeniden dağıtmak
gerekiyormuş toprakları. Senatörler hep zengin. İçlerinden tek
tük bile çıkmıyor yoksullardan yana konuşan. Böyle bir ortamda
Tiberius Grakhüs 'trubun' seçiliyor. Diyor toprakları yeniden
dağıtacağım ilk iş olarak, herkesin toprağı eşit olacak, ne
artık, ne eksik . . . Ama ne yapıyorlar Tiberius Grakhüs'ü biliyor
musunuz? Yandaşlarıyla birlikte öldürüyorlar. Böyle namussuzdur
bu tutucu milleti ! Ve niçin tutucudur? Çünkü çok
tarlası vardır, yoksulların ölüsünü gömecek toprağı yokken . . ."
Bu memleketin başından akbabası hiç eksik olmaz ama Sefer Öğretmen'leri çoktur.
Displaying 1 of 1 review

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.