Değerli Osmanlı tarihçisi Prof. Dr. Feridun M. Emecen’in yeni eseri, 600 yıl boyunca çok geniş bir coğrafyaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk 300 yılına ışık tutuyor. Osmanlıların küçük bir beylikten bir cihan imparatorluğuna doğru yönelişini akıcı bir dille anlatan Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300 1600), Osmanlı tarihini dar kalıplara sıkıştırmadan ele alan yaklaşımı ve kullandığı sağlam kaynak tenkidi yöntemiyle, siyasi tarih alanında vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olma özelliğini taşıyor.
1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeniçağ Tarihi Kürsüsünden mezun oldu. 1989 yılında doçent, 1995 yılında profesör oldu. Akademik çalışmalarını 29 Mayıs Üniversitesi Tarih Bölümünde sürdürmektedir.
Osmanlı tarihiyle ilgilenen her seviyedeki okurun bu kitabı mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Feridun M. Emecen’in Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk üç yüz yılını, başka bir deyişle klasik dönemini, siyasi tarih ağırlıklı olmakla birlikte farklı yönleriyle ele aldığı bu kitabın ilgimi çeken yönlerini şöyle özetleyebilirim.
Çoğu tarih meraklısı okur için siyasi tarih kitapları son derece sıkıcı kitaplar olarak kabul edilir. Bunda şüphesiz tarihî olayların ezberletilmesinden ibaret olan eğitim sisteminin payı büyüktür. Siyasi tarihe karşı olan bu önyargı akademik tarihçilikte de kendisini göstermektedir. Emecen’in de belirttiği gibi siyasi-askerî tarih Osmanlı tarihçiliğinin en çok ihmal edilmiş alanlarından birisidir (s. 8). F. Emecen’in bu kitabı hem bu boşluğu doldurmak hem de Osmanlı siyasi tarihine yeni bir bakış açısı kazandırmak amacıyla yazılmış ve bunu ciddi anlamda başarabilmiş bir eser.
Öncelikle, yazar Osmanlı tarihi kuruluş ve yükseliş dönemlerine ait tartışmalı problemlere oldukça farklı açılardan yaklaşıyor. Bu tartışmalı meselelere dair önemli sorular sorup bu sorulara basmakalıp ve basit cevaplar vermekten de kaçınıyor. Yazar, vasat tarih kitaplarındaki klişeleşmiş soru ve cevapları tekrarlamak yerine farklı soruların peşine de düşüyor ve bu soruları tarihî kaynakların el verdiği ölçüde ve özellikle de kaynakların “kurbanı olmadan” ele almaya çalışıyor. Osmanlı tarihinin tartışmalı konularını ve konular üzerine modern tarihçilerin yorumlarını özetleyerek mevcut “paradigmalar”ı kabaca anlatıyor. Böylece okur Osmanlı tarihinin güncel tartışmalarından da haberdar ediliyor.
Kitapta, yazarın da ifade ettiği gibi, geleneksel siyasi tarih anlatılarındaki kronolojik yaklaşım yerine tematik bir yaklaşım benimsenmiş. Tarih yazımının, tarihî olayların ipe boncuk dizer gibi art arda dizilmesinden ibaret olmadığı herkesin malumudur. Yazar, olaylar arasındaki ilişkileri erken olanın sonraki olayı etkilediği tek yönlü sebep sonuç ilişkisi içerisinde anlatmak yerine, eş zamanlı ve ardıl olayların birbirlerini etkilediği bir anlatım tarzını tercih etmiş. İlk bakışta dağınık ve anlamsız görünen olaylar zincirinin aslında belli düzeyde bir bilinçlilik taşıdığını gösterdikten sonra tarihsel olguları bireylerin kısa vadeli tepkileri sonucunda meydana gelen olaylar zinciri olarak değil, uzun soluklu stratejilerin yansımaları olarak ele alıyor. Bu anlamda tarihsel olaylar büyük bir bulmacanın küçük parçaları olarak anlam kazanıyor. Yazar, Kıbrıs’ın fethi konusundaki tartışmaları ele alırken şunu ifade eder. “Osmanlılar için genellikle ifade edilmeye çalışılan, ‘günlük pragmatik siyasetlerle hareket eden, fırsatlar tahtında siyaset oluşturan’ bir anlayışa sahip olmaktan ziyade, uzun soluklu, ince düşünülmüş, stratejik planlamalarla da hareket ettiklerine iyi bir örnektir.” (s. 309.) Bu görüşün, yazarın Osmanlı tarihinin siyasi olaylarını ele alırkenki genel bakış açısını yansıttığını söyleyebilirim.
Tarihsel bilginin ilk ve en önemli özelliği belgeye dayalı olmasıdır. Osmanlı tarihçilerinin çalışma alanının dünyadaki en zengin belge koleksiyonlarına sahip olması, oldukça avantajlı bir durum olmakla birlikte bu avantaj farklı sebeplerle Osmanlı tarihçisi için bir dezavantaja da dönüşmektedir. Osmanlı arşivlerinin görece dağınık durumu ve Osmanlı tarihçilerinin belge kullanma konusundaki “acemilikleri” bu dezavantajın önemli sebeplerindendir. Emecen bu kitabında mühimme defterlerinden şeriyye sicillerine, tahrirlerden Osmanlı kroniklerine kadar çok farklı belge türünü de ustalıkla yorumluyor. “Uzun Savaşın Başlaması (1539-1606)” başlıklı bölüm, Osmanlı kroniklerinin nasıl okunması gerektiğine dair uygulamalı bir ders niteliğinde (s. 346-386).
Genellikle tarihçiler bir alanda uzmanlaşıp uzmanı olmadıkları alanlarda kalem oynatırken yüzeysel kalıp mevcut literatürü özetlemekten öteye gidemiyorlar. Kitabı okurken yazarın Osmanlı siyasi, bürokrasi ve askerî tarihi alanlarında oldukça engin bilgi sahibi olduğu hemen anlaşılıyor. Kitap bir siyasi tarih kitabı olarak yazılmışsa da sosyal ve ekonomik tarihe dair de önemli bilgi ve yorumlar içeriyor. Ayrıca askerî tarih, silah teknolojisi, savaş strateji ve taktiklerinin anlatıldığı bölümlerde yazarın bu alana olan hâkimiyeti hemen hissediliyor. Özellikle, Osmanlının yaptığı belli başlı savaşları ele alırken çok ilginç detaylara değiniyor. Savaşın nasıl cereyan ettiği, kullanılan silahlar, savaş taktikleri, komutan ve askerlerin ruh halleri oldukça detaylı ve akıcı bir üslupla ele alınıyor. Sonuç olarak olayların siyasi, ekonomik, sosyal ve askerî yönleri belirli ölçülerde anlatıya dâhil edilerek daha derinlikli bir yaklaşım sergilenebilmiştir. Özellikle İstanbul’un Fethinin anlatıldığı bölüm (s. 134-139) ve Haçovası Meydan Savaşı’nın tüm yönleriyle ele alındığı 365-373. sayfaları arasındaki bölüm buna güzel bir örnek olarak okunabilir.
Genel olarak Türkiye’de tarih kitaplarının dili ve kurgusunun oldukça kötü olduğunu düşünüyorum. Popüler ya da akademik olsun okuduğum tarih kitaplarının hemen hepsinin kötü bir Türkçeyle, bir dilekçe veya üst makama sunulan bir bilgi notu üslubuyla yazıldığını görüyorum. Emecen’in bu kitabı, kullandığı temiz Türkçe ve geliştirdiği üslupla da oldukça güzel. Her bölüm, anlatım bütünlüğünü koruyarak üç-beş sayfalık alt bölümlere ayrılmış. Bu da okumayı oldukça kolaylaştırmış. Bazı savaşların anlatıldığı bölümlerde neredeyse bir roman okuyor hissine kapıldım.
Kitapta çok az harita kullanılmış. Daha çok harita ve görsel kullanılsaydı okuyucu için büyük bir kolaylık olurdu. Kitabı okurken çok defa dönüp atlasa bakma ihtiyacı duydum. Kitabı okurken yanınızda iyi bir Osmanlı tarih atlası ve bir sözlük bulundurmakta yarar var.
Osmanlı siyasi ve askeri tarihi yazılmayı bekliyor. Yayınından bu kadar kısa sürede modern bir klasik olan bu eseri tüm soğukkanlı tarih meraklılarına öneririm. Kitapta bahsi geçen memleketlerin(söz konusu Osmanlı sınırları olduğu için tam 3 kıtanın) yerlerinin haritalarla gösterilmesini arzu ederdim. Okurken Balkanların durmadan el değiştiren sarp kalelerinde kayboldum.