Yazarı ilk kez okuyorum ama iyi bir öykücü olduğunu duymuştum. Açıkçası hayal kırıklığına kapıldım. Beklediğim dil özenini ve rafine anlatımı bulamadım. Bundan kötü bir dili ve sarsak bir anlatımı olduğu çıkmasın. Yine de son ürün haline gelmeden birkaç kez daha elden geçmesi gerekiyormuş gibi bir izlenim edindim. Tek bir örnek: "Yol gittikçe dikleşiyor, denizden uzaklaşıyorduk." (s. 91) Araya bir "biz" sokuşturulmadıkça hataymış gibi duruyor, anlaşılıyor ama iyi durmuyor. Şu cümleyi de sevdiklerim arasında sayayım: "Sabri Bey, düşmekte olan bir kelebeği tutarsan düşmesin diye, ezersin" (s. 55) Cümlenin fikrini sevdim yoksa biçimi çok daha duru olabilirdi, ilk aklıma gelen: "Düşmesin diye tuttuğun kelebeği ezersin", "Düşen kelebeği tutayım dersen ezersin" vb.