Kore Savaşı'ndan günümüze dünya, "Japon mucizesi"ni yeniden konuşur oldu. Batı'da, "narin çiçek" Japonya'nın 5-10 yılda toparlanıp kendileriyle yarışır duruma gelmesi; İslam dünyasında ise, "geleneksel kültürünü değiştirmeden sadece teknoloji alarak kalkınma başarısı" bir "mucize" olarak görüldü. Hatta Türkiye'ye örnek gösterildi. "Batı'dan teknoloji alın, kültürünüzü koruyun" dendi. Bu tanı ve öğüt geçerli değildi ama kulağa hoş gelmişti. Binlerce bilgin, sanatçı, araştırmacı Japonya'ya koştu: Mucizeyi görmek, sırrını çözmek için. Mucize, Japonların işkolik oluşunda, çalışmayı çok sevmelerinde, 15-16 saat çalışmalarında, geyşa'ların büyüsünde, harakiri'nin dehşetinde, yüksek intihar oranlarında, kamikaze ruhunda veya emeği sömüren taykun ilişkilerinde arandı. Bulunamayınca da "mucize" söylencesi giderek güçlendi. Batı'nın iki yüz yılda yaptığını Japonya yüz yıla nasıl sığdırmıştı acaba?
"Mucize" zaten açıklanamayan şeylere yüklenen gizemli bir nitelik değil midir? Gerçekte bir Japon mucizesi yok, Japonların olağanüstü başarılarını açıklamaya elverişli gibi görünen ulusal nitelikleri vardır. Bu kitapta işte onları bulacaksınız.
Bozkurt Güvenç Samsun'da doğdu (1926). Subay olan babası ve ailesiyle birlikte, okul yılları boyunca, Anadolu'yu dolaştı; yurdun değişik köşelerini tanıyıp karşılaştırmak olanağını buldu. Kabataş Lisesi'nden sonra İTÜ'ne devam etti (1944-45). Mimarlık öğrenimini ABD'de Massachusetts Teknik Bilimler Enstitüsünde tamamladı (1950). Meldâ Sunay ile evlendi (1952). O dönemin eğitim, felsefe ve kentleşme sorunlarıyla ilgilendi. 'Ne oluyoruz?' sorusuna yanıt aradı. Kültürün değişebilen bir varlık olduğu gerçeğini Columbia Üniversitesi'ndeki 'sosyal antropoloji' derslerinde öğrendi (1962-63) Bozkurt Güvenç'in yayımlanmış çalışmaları insan, kültür, eğitim ve değişim konularında yoğunlaşıyor: Kültür Sorunu (1970), Türkiye Demoğrafyası (1971), İnsan ve Kültür (1972, 1974 ve 1979), Sosyal-Kültürel Değişme (1976), Japon Kültürü (1980,1983) gibi. İnsan ve Kültür, insanbilimi (Antropoloji)'nin tarihçesiyle, kuram ve yöntem sorunlarını araştıran, İnsanoğlu'nun biyo-kültürel ve tarihi-beşeri, kısaca, 'Canlıüstü bir varlık alanı' olarak ele alan ve bu bütünlüğü içinde kavrayıp anlatmaya çalışan ilk Türkçe denemedir.
Kitap içerdiği bilgiler açısından iyi. Japon kültürü ve tarihi konusunda çok şey öğrendim, bunu inkar edemem. Ancak bir kaç sebepten dolayı kitaba pek ısınamadım. Mesela;
1. Yazarın kitabın girişinde Japonya'yı olduğu gibi anlatmaktan bahsetmesinden sonra, sürekli iyi yanlarını anlatması garip. Ben de Japonya'yı çok severim ama daha objektif bir kitap okumak isterdim.
2. Kitabın eski olması, 2010'da tekrar basılmış ama kitap aslında 1980 yılında ilk defa piyasaya sürülmüş. Kısacası bilgiler biraz eski. Aradan 30 yıl geçmiş. Bu kitabın suçu değil tabi. Ama bu tür kitapları okurken güncel kitaplar tercih edilmesi daha doğru olur.
Beğendiğim yönleri ise,
Türkçe olması, çeviri olmaması. Böyle bir konuda Türkçe kaynakların sayısı çok az olsa gerek. Anlattıklarını resimlerle desteklemesi, Çok geniş bir konuyu çok güzel kategorize etmiş olması
Japon tarihi ve dili konusunda bilgi edinmek isterseniz alıp okuyun, ancak günlük yaşam, eğitim sistemi gibi tarzı güncel şeyler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim çünkü 30 sene içinde Japonya çok değişmiştir.
Çağın yeniliklerine göre yeniden değerlendirerek okunması icap eden, ancak Japon kültürünün, bilhassa nispeten eski zamanlardaki kültürel ögelerin öğrenilmesi için önemli ve gerekli bir eserdir.
Türkçe kaynak olarak; güzel notlar ve anılar içeren kitap; sıkmadan ilerliyor; bir-iki bölümde çok teknik bilgiler vermekte; genelde dilbilim ve etnik kültür çalışmaları yapanlar için giriş kaynağı olabilir. Türkçe kaynak olarak tatmin edici; evet basım yılı göz ününde bulundurulduğunda; sayısal veriler günümüze göre yavan kalmaktadır.Kitabın kusuru sayılmaz bu durum.Kendi içinde tutarlı. Görsel olarak ;fotoğraf sayısı kanımca pek yeterli değil; daha çok resim-fotoğraf koyulabilirdi.