Ülkemizde devrimci hareketin tarihi henüz bütünlüklü bir şekilde yazılabilmiş değil. Son yıllarda bu ihtiyacı gidermek için yakın tarihi irdeleyen sözlü tarih çalışmaları yapılıyor. Elinizdeki çalışma da, sözlü tarih çalışmalarının yeni bir örneği. Devrimcilerin Filistin Günlüğü, Devrimci hareketin bugüne kadar üzerinde pek kalem oynatılmamış önemli bir kesitini, geniş bir zaman dilimi kapsamında ele alınıyor. Devrimci hareket ile Filistin hareketi arasındaki tarihsel ilişki farklı yönleriyle inceleniyor. Okura kuru bir tarih anlatımı yerine akıcı, canlı bir metin sunuluyor ve tarihimizin bu fazla deşilmemiş alanına sorular yöneltiliyor. Filistin söz konusu olduğunda toplumsal hafızamızda gerçeği yansıtmayan yığınla efsane bulunmaktadır. Bu çalışmada gerçeklerle efsaneler arasına net bir sınır çiziliyor ve okur fazla bilinmeyen bir tarih yolculuğuna davet ediliyor.
“Tercümanları bendim. Oradan taksiye binip Amman’daki El-Fetih merkezine gittik. O zaman El Fetih merkezinin sorumlusu Ebu Cihad’tı, sonra onu Yahudiler öldürdüler. Ebu Cihad, ‘Kahraman Türkler, Kudüs’te Mescid-i Aksa’yı kurtarmaya geldiniz, hoşgeldiniz’ dedi. Bizimkiler şaşırdı, bize birer tane Mescid-i Aksa resmi verdiler. Bunun üzerine bizimkiler, ‘Komünistiz’ dediler. Resmi veren Arap, ‘Bizde de Marksizm, Leninizm, proletarya, her şey var’ dedi.”(s.127)
Kitap, müthiş bir emek ürünü. Türkiye Sosyalist/Devrimci Hareketinin Filistin davası ile dayanışma ve silahlı mücadele için kendini yetiştirme sürecinin canlı tanıklarıyla gerçekleştirilmiş sözlü tarih çalışması.
Türkiye'den Filistin'e gitmiş devrimciler, neden ve nasıl gittiklerini, neler öğrendiklerini, neler ile karşılaştıklarını kendi ağızlarından, kendi anlatımlarıyla, kimi zaman çelişen, kimi zaman tekrarlanan bir şekilde aktarıyor kitap.
Çok çarpıcı, -sanırım- ilk kez duyulan şeyler de söylüyor üstelik. Filistin'den önce Türkiyeli devrimcilerin Barzani ve Iraklı Kürtler ile iletişim kurduğu mesela... Ya da El Fetih'in Türkiye ile ilişkileri hakkında... El Fetih'ten gelen devrimcilerin Türkiye'de yakalanıp, yargılanırken olayın hızla kapatılmasının sebebinin El Fetih yöneticilerinin söylediği "İsrail'e attığımız roketlerin roketatarlarını bize Türkiye veriyor" cümlesinde gizli olması gibi.
Kitap suçlamaları, kişisel ego çekişmelerini de içeriyor; Filistin'e gidenlerin, Filistinlilerin özgürlük savaşından çok Türkiye'deki devrimi önemsediği, bu yüzden çok azının İsrail'e karşı savaştığını, ama orada İsrail ile savaşarak şehit olan Türkiyeli devrimcilerin de olduğunu anlatarak tutarlı ve gerçekçi bir tarihçe çıkartıyor okurun karşısına.
Grup yorum dinlerken Filistin Günlüğü adlı bir şarkıya denk gelip bi dakika ya, ne alakası var bu davanın bu gruplarla diye düşündüyseniz okumanız gereken bir kitap, önemli bir tarih tanıklığı. Tabi bazı iddialar sözü geçenlerin hayatta olmaması, bilgilerin yazılı bir kaynağa dayanmaması gibi nedenlerle soru işareti oluşturuyor insanın zihninde. Yine de solun neden Filistin’e yöneldiğinin açık cevapları var. Sahiplenişin sağa geçişinin nedeni “Filistin hareketinin sol yanının zayıflaması ve Türkiye solunun enternasyonalizmi açısından zayıflığı” olarak tanımlanıyor Ercan Kanar tarafından. Şimdilerde boş sloganlarıyla bangır bangır ortalığı yıkanların neden bu kadar geç farkındalık sahibi olduğu ya da sahaya gidecek kadar sahiplenenlerin neden hamuşan kesildiği tartışılması gereken bir konu.
"Devrimcilerin Filistin Günlüğü" devrimci tarihin gölgede kalmış, pek bahsi geçmemiş taraflarına ışık tutan, dönemin tanıklarından, birinci ağızdan röportajlarla zengin bir anlatı sunan bir kitap.
Ayrıca ne güzeldir Grup Kızılırmak'ın şarkısının sözleri: "Her sabah saat 5'te öldürün beni. Sözüm var Beyrut sokaklarında öldürün beni"