İlk aşkın büyüsüne kapılmış iki toy yürekti onlarınki. İlk göz göze gelişlerinde birbirlerinin kaderlerine yazılmışlardı. İki farklı hayata ait olsalar da, yaşanılması gerekenlerin önüne geçecek güçleri de yoktu. Birbirlerini saf bir aşkla sevip, ömür boyu mutlu olmanın hayaliyle yaşıyorlardı.
Hasret, Onur’u büyük bir aşkla seviyordu. İlk kez onun gözlerine korkusuzca bakıp, onun ellerini tutmuştu. Birini hayatına ortak etmenin ne anlama geldiğini onunla birlikte öğrenmişti. Onur Hasret’in her zaman ilki ve hatta sonu olacaktı. Onlar bir ömür birlikte mutlu yaşayacaklardı.
Fakat hiçbir şey genç kızın umduğu gibi olmadı... ‘Hasret Rüzgârları’ çok erken esmeye başladı.
Aslıhan Akagöz, 1988 yılında İstanbul’da doğdu. 4 yaşında ailesiyle birlikte Almanya’ya göç eden genç yazar, 2012 yılında üniversite işletme bölümünden mezun oldu.
Yazma aşkını lise döneminde keşfettikten sonra ilk özgün hikayesini 2006 yılında kaleme aldı. Ve hâlâ sosyal platformlarda hikayelerini okurlarıyla buluşturmaya devam ediyor.
Hasret Rüzgarları - Aslıhan Akagöz || Kitap Yorumu
"Aşk gerçekten her zorluğun üstesinden gelebilir miydi?" Diye sorguladım kendimi, kitap boyu. Evet, aşk her zorluk karşısında dimdik durmayı sağlar insana fakat her zorluğu da aşamaz bence. Neden mi? Nedeni şu, bazen güç bir durumda kaldığında insan kendine bir çıkış yolu yaratır ya da önündeki çıkış yola yaparken bazen sevdiğini incitmeden de edemez. Buna da gerçek dünyanın yüzü denir. Gençlik aşkı unutulmazdır her zaman, hep içinde en derinde bir yerde kalır . Hasret için öyleydi. Çok sevdi ve çok aşık oldu. Bir tek Hasret değildi en 'çokları' yaşayan. Onur da Hasret kadar çok sevip aşık oldu. Henüz lise bitmemiş genç bir kız Hasret, Onur ise ondan altı yaş büyük ama bu aşka engel değildi onlar için. Onlara engel, Hasret'in babasının sabit fikirlariydi. Statü farkı konu edilmişti kitapta. Varlıklı bir ailenin tek çocuğu Hasret kendi dengi biriyle olmalıydı, kendi gibi biriyle olmalı ve evlenmeli. Babası Memduh Bey için bu böyleydi. Kitaba başlarken böyle bir konu ile karşılaşacağımı itiraf etmeliyim ki beklemiyordum. Aslıhan Akagöz'ün hemen hemen her yazdığını okuyan ben, ondan yine naif bir aşk hikâyesi bekliyordum fakat böylesi duygu yüklü ve alışagelmiş bir konu kalbe dokunarak işlemesini beklemiyordum. Yine kaleminin hakkını vermiş. Anlatıma değinmeyeceğim, zaten orasına söylenecek laf yok. Kalemi oturan bir anlatımı ve su gibi akıp giden sayfalar var. Bu sefer adamımız zengin değildi. Ufak bir evi, kendine ait bir tamirhanesi olan bir adam çıktı karşımıza. Öyle lüks otellerde yapılan bir düğünde değil de Hasret'in en yakın arkadaşı Meltem'in ağabeyinin mahalle düğününde karşılaşıp aşık oluyorlardı. Daha ilk anda, gözleri birbirine değer değmez aşk yüreklerine yerleşip birbirlerini bağladılar. Etkileşim ilk anda olmuş ve hikâyelerine hızlı bir giriş yapılmıştı. Kitap tamamen Hasret odaklı ilerliyor tabi. Onun yaşadıklarını ve açısını okuyoruz satırlarda. Memduh Bey'in kızına Onur'u yakıştırmaması, hatta onu tartaklaması içime oturan detaylardan. Bir insanın maddi durumu yeterince iyi değilse 'o' kötü, gözü parada olan bir insan mi oluyor? Kitapta sevmediğim karakterlerden biri Memduh Bey idi. Tabi Hasret'in pasif olan annesi Nisa Hanım'ı da en az Memduh Bey kadar sevmedim. Bir de üniversiteden arkadaşı yalancı Nermin var. Kızdım, içim burkuldu, Onur'un o çaresizliğini içimde hissettim, Hasret agladikca boğazın düğümlendi ama beni hiç kırarak ağlatan final idi. Memduh Bey'e üzüldugumden değil de kızının hayatına uzaktan tanık olması, kendi torununa yabancı oluşu içime dokundu.
Dolu dolu bir kitaptı Hasret Rüzgarları, 406 sayfa bana az geldi. Biraz daha uzun olsaydı da Onur'u da doyasıya okusaydık fena olmazdı. Sanırım yorum yazacağım diye kitabı anlatacağım ben, o yüzden kısa kesmekte fayda var yorumuma. Kitaptaki tek eksik bana göre - ben Onur'u çok sevdim tamam mi aaaa - Onur'un yaşadıklarını okuyamamamızdı onun haricinde her şey yerli yerindeydi. Her bir karakter, her bir söylem etkiledi beni. Diyeceğim tek şey kitabı çok beğendiğim olduğu ama Onur ya, ahh ahh Onur. Kapak zaten diyecek söz yok. Tam kitap konusuna uygun bir kapak, mektuplar özellikle. Ki ben mektupları çok severim. Yazarından düzenleyenine, kapağı yapana, herkesin emeğine sağlık. Sonuç olarak muazzam bir şey çıktı ortaya. Aslıhan Akagöz her kitapta kendine, kalemine bağlıyor okurunu, bir sonraki kitabı da büyük bir merak ve dört gözle bekliyorum. Kalemine sağlık :*
Bu kitabı başta yazarımız sosyal paylaşım sitesinde okumuştum işte o zamanlarda yürekli delikanlı mız Onur'a vurulmuştum. Ben bu çiftin hikayesini yazarın diğer kitaplarında işlediği konulardan farklı geldi. Daha güzel ve daha tatlı. Yazarın dilini ise çoğu okuyucu bilir kendine bağlayıcı ve kendine has bir yapısı var. Her bir hikayesinde aşkın en güzel halini anlatıyor...Kusursuz bu kitaba puanım 5/5