Jorge Semprun, Avrupa'nın yirminci yüzyıldaki sancılarını, özellikle İkinci Dünya Savaşı'nı yaşamış bir yazar. Gerek doğum yeri olan İspanya'da, gerekse sürgün gittiği Fransa'da hem Nazi dehşetini yaşadı, hem de ona karşı savaştı. Semprun'un bugüne kadar imza attığı edebiyat yapıtlarında da, film senaryolarında da bu anıların izleri vardır. Beyaz Dağ'da da, kahramanlarının ağzından gene Semprun konuşuyor. Romanda, yazar Juan Larrea, ressam Antoine de Stermaria ve yönetmen Kartel Kepela, 1982 yılında Normandiya'daki bir evde bir araya gelirler. Rastlantıların da yardımcı olduğu bu buluşmada iki de kadın vardır. Madrid'ten, Venedik'ten, Prag'dan, müzelerden söz ederler; yüzyıla damgasını vuran olayların izleriyle dolu olan bu yerler, onların kişisel dramlarının da tanığı ortamlardır. Semprun, bu beş kişinin birlikte geçirdiği iki günü anlatırken, Avrupa'nın geçmişi, yirminci yüzyılda yaşanan dehşet, bunun kültürel temelleri üzerine düşünüyor. Avrupa kimliğini kuran düşünceleri, Kafka'dan Marx'a, Musil'den Lenin'e kadar pek çok adın yer aldığı bir insanlık coğrafyasını, insanlık durumunu tartışıyor. Jorge Semprun, insanlığın tükendiği anlara tanıklık ediyor.
Jorge Semprún (Madrid, 1923-París, 2011) fue testigo de algunos de los peores cataclismos políticos del siglo xx y participó activamente en la lucha contra los totalitarismos. Hijo de una familia de la alta burguesía, el estallido de la guerra civil le condujo al exilio en Francia. Miembro activo de la Resistencia francesa contra la ocupación nazi, es detenido y enviado a Buchenwald, donde permanece prisionero hasta abril de 1945. Tras la liberación, convertido ya en militante comunista, será durante los años cincuenta una pieza fundamental de la lucha clandestina contra la dictadura franquista. Sin embargo, tras advertir los métodos dictatoriales que empleaba el propio Partido Comunista, y enfrentado a Carrillo, acabó expulsado del partido, junto con Fernando Claudín. Jorge Semprún inició en los años sesenta una carrera literaria en la que explora las tragedias y los horrores de la historia reciente con títulos tan imprescindibles como La escritura o la vida, Aquel domingo o El largo viaje.
Jorge Semprún Maura was a Spanish writer and politician who lived in France most of his life and wrote primarily in French. From 1953 to 1962, during the era of Francisco Franco, Semprún lived clandestinely in Spain working as an organizer for the exiled Communist Party of Spain, but was expelled from the party in 1964. After the death of Franco and change to a democratic government, he served as Culture Minister of Spain from 1988 to 1991. He was a screenwriter for two successive films by the Greek director Costa-Gavras, Z (1969) and The Confession (1970), which dealt with the theme of persecution by governments. For his work on Z, Semprun was nominated for an Oscar. In 1996, he became the first non-French author elected to the Académie Goncourt, which awards an annual literary prize.
Έντονα ελιτίστικου περιεχομένου το συγκεκριμένο μυθιστόρημα, καλλιτεχνικής και πολιτικής φύσης - από την τέχνη της ζωγραφικής περνάει στη, λογοτεχνική και μη, ζωή του Κάφκα, του Ντοστογιέφσκι και του Κλάιστ, από την ιστορική πορεία και τα εγκλήματα του σταλινισμού στον ισπανικό εμφύλιο. Ατμοσφαιρικό και απαιτητικό έργο, όπου κρίνεται αναγκαία η παρουσία του αναγνώστη, με συχνές αναδρομές στο παρελθόν των ηρώων, με εγκιβωτισμούς, με μια σχεδόν εμμονική παράθεση των χρονολογιών και με κυρίαρχη την παρουσία των χρωμάτων (του γαλάζιου, κατά βάση, και του κόκκινου). Οι χαρακτήρες συγκρούονται και συνδιαλέγονται επιτηδευμένα σχεδόν, ενώ η ίδια η πλοκή είναι που ενδιαφέρει περισσότερο, η εξέλιξη και η κατάληξη της τόσο οξείας αλληλεπίδρασης των ηρώων.
στις πρώτες σελίδες είπα όχι δεν θέλω. μετά ήρθε ο κάφκα, η πολιτική, η διαλεκτική, η ιστορία και μου είπαν με ένα στόμα: πού θα βρεις καλύτερα από εδώ; και έμεινα μόλο που δεν συμπάθησα κανέναν 'ήρωα'.
20ci yuzyilin nazi toplama kamplarindan komunist dogu blokuna aci tarihinde dolanan, bir film yonetmeni, bir ressam ve bir yazarin ve hayatlarini dolduran kadinlarin cogu zaman karmasik iliskilerini, sevinclerini korkularini heyecanlarini desen degisik bir roman. Ben tek oturusta bitirmedim ama oyle okunmasini tavsiye ederim kitap surekli zamanda atlamalar yaptigi icin ve baglantilari daha rahat kurabileceginiz icin.
Kitabın sevmediğim yerleri vardı, ama onları es geçiyorum, eğer bir Türk yazar, Türkiye'ye dair temalar çerçevesinde, Semprun'un bu romanda yaptığı bazı numaraları yapmış olsaydı, bu yazarın en büyük hayranlarından biri olurdum. Yurdun en uzak köşelerindeki imza günlerine bile giderdim, söyleşilerinde en ön sırada oturur huşu içinde dinlerdim, en ipe sapa gelmez laflarını ellerim patlayana kadar alkışlardım, vs. vs. şimdi düşününce neyse ki böyle bir yazar yok.
Semprun schreibt so schön, da ist schon das Lesen allein eine Freude weil hinter jeder Zeile ein tieferer Sinn zu liegen scheint... Bei diesem Buch stimmt auch noch die Geschichte.