Bir broşür niteliğinde olabilecek bir kaç yılı kapsayan bir günlüğün başına Ömer Seyfettin'in hayatı ve eserleri isimli bir bölüm, hemen ardına elinizde sanki bir tarih kitabı tutuyormuşsunuz gibi uzun uzadıya Balkan Harbi'nin anlatıldığı bir başka bölüm (ki bu bölümü okumadım) ve ardından günlük ve ekler ile bir cilt hacmini ite kaka doldurmuş bir kitap.
Günlük kısmı da edebi hüviyete sahip değil. Günün gelişmeleri ve bu gelişmelerin yazarın iç dünyasında yarattığı yüzeysel akislerin tutulduğu bir not defteri gibi daha çok. Şekil olarak bunlar söylenebilir.
İçerik olarak ise 27 yaşında bir Türk milliyetçisi asker olan yazarın kendisinde bir savaş sırasında, tıpkı bütün orduda olduğu gibi bir heyecansızlık, hamiyyetsizlik, bir bıkkınlık ve ne yaptığını bilememe durumu açık bir şekilde göze çarpıyor. Açlık, barınma sorunu, askerin hastalıktan kırılması bir tarafa, göze çarpan bir diğer husus ordu içerisindeki iletişimsizlik. Yazarın içinde bulunduğu birlik hem erat hem zabitan olarak nereye gittiğini, oraya ne amaçla gittiğini, hiçbir şeyi bilmiyor. Heyecansız, bilgisiz, umutsuz yalnızca bıkkın bir yolculuk.
Ayrıca günlüklerde çokça karşılaşılan bir diğer durum da yazarın efsaneler dediği şayia ve dedikoduların kulaktan kulağa yayılması durumu diyebiliriz. Bahsettiğimiz iletişimsizliğin sonucu olarak "İstanbul'da padişah değişmiş", "mütareke şu gün imzalanacakmış", "Şu ordu ile sulh olmuşuz." gibi aslı astarı olmayan söylentiler her gün kulaktan kulağa dolaşmakta. Disiplinin d'si kalmamış.
Neticeten yazar Yanya savunmasında düştüğü esaret günlerinde de günlüğe devam etmiş. Esaretinde Yunanlıların kendisine iyi davrandığından bahsediyor. Yer yer milletin ve devletin düştüğü duruma üzüldüğü satırlar olsa da bunlar nadir diyebilirim. Hava durumundan, orada tanıştığı Yunanlı askerlerden çok çok daha fazla bahsediyor. Esirliğinde kendisine iyi davranıldığını da bir kaç defa tekrar etmiş. Hatta yazar "Ben mahpusluğumdan son derece memnunum. Zira yalnız kalıyor ve rahatça hikayeler yazıyorum." diye günlüğüne yazabilecek heyecansızlık seviyesinde.
Günlüğün arkasından iki tane hikaye ve Ömer Seyfettin'in Ali Canip Yöntem'e gönderdiği yeni lisan ile ilgili bir kaç mektubu "ekler" başlığı ile konulmuş.