Mutfak ve yemek kültürü toplumsal tarihle iç içedir. Toplumsal, ekonomik ve siyasi tarihten gelen gizli ve aşikâr birçok iz taşır. Gıdaların tasnifinden pişirme tekniklerine, mutfak mimarisinden sofra düzeni ve adabına kadar uzanan geniş araziyi siyasi ve toplumsal veçheleriyle beraber yeniden düşünmek, toplumlar ve kültürleri hakkında ilginç ipuçları ve esaslı bilgiler sunar.
Mutfaktarih, önce yerel örneklere eğiliyor: Yeme içme alışkanlıklarının nasıl dönüştüğüne, milli mutfak kurgusuna, domuz eti tartışmalarına, mutfak kültürünün rafine biçimlerde sunulmasının aşamalarına odaklanıyor. Ardından savaşlar ve propaganda aracılığıyla dönüşen uluslararası mutfak kültürüne, beslenme rejimlerine, kalori ve istatistik tartışmalarına, diplomasinin sofra etrafında gelişen taktiklerine, devletin mutfağa nasıl müdahil olduğuna eğilerek zengin bir çerçeve çiziyor.
Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde lisans (1997), Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans (2002), École des hautes études en science sociales Tarih Bölümü’nde doktora (2009) eğitimini tamamladı. Osmanlı-Türkiye siyasal ve toplumsal tarihi, tarihyazımı, yemek kültürü temel çalışma alanlarıdır. MutfakTarih: Yemeğin Politik Serüvenleri başlıklı kitabı 2015 yılında İletişim Yayınları tarafından basılmıştır. Halen Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde çalışmaktadır.
Yemek kültürüne dair birbirinden farklı makalelerin olduğu güzel bir kitap. Kitabın ilk yarısındaki makaleler Türkiye odaklıyken ikinci yarısında yer alanlar daha evrensel. Evrensel olanlara biraz daha aşina olduğum için Türkiye’yle ilgili olanları daha çok sevdim. Özellikle erkeklik ve mutfak arasındaki ilişki, erkeklerin mangal düşkünlüğü üzerinden yapılan tespitler çok kafa açıcıydı. Konuya merakı olanlar için gayet başarılı bir çalışma.
Yemeğin toplumsal ve politik tarihini temel alan makalelerden oluşan kitap seyyahların ve turistlerin İstanbul mutfağı üzerine izlenimleri ile açılıyor. Dikkat çekici bölümlerden biri 1978’deki kriz ekonomisindeki gıda yokluğu. O dönemde margarinin sağlıklı bir yiyecek olarak pazarlanması ve köylü nüfusun nüfustaki payının yüksekliği ve tarımsal üretimin küçük üreticilerden oluşması kentsel alanlara yakın bölgelerde tarımsal üretimin devam etmesinin etkisiyle tüm yiyecek kıtlığına rağmen sebze meyvenin bol ve ulaşılabilir olması gibi dikkat çekici detaylara değiniyor. Mutfakların milli olarak etiketlenerek politik bir kimliğe bürünmesinden, erkeklik ve kadınlık arasındaki mutfak ilişkilerinin nasıl cinsiyetçi kodlarla şekil aldığına, nazi partisinin organik tarım merakına oradan 2. Dünya savaşının yemek kültürüne yansımalarına ve gıdanın propagandadaki rolüne kadar değinen makalelerle devam ediyor. Ülkelerin gastro-diplomasi yoluyla uluslarının tanıtımına nasıl katkıda bulundukları, 2. dünya savaşının yemek kültürüne yansımaları, propagandadaki rolü ve soğuk savaş dönemindeki mutfak savaşları da diğer dikkat çeken konularla ilgili makaleler. Kitap bir solukta okunacak kadar ilgi çekici ve akıcı. Gastrotarih okumaları için başucu kitaplarından biri.
Tarihçi Burak Onaran'ın "Mutfaktarih: Yemeğin Politik Serüvenleri" kitabında gıdayı, yemeği, mutfak mimarisini ve sofra düzenini siyasi ve toplumsal bir anlatımla ele aldığı, her biri ayrı konuya odaklanan makaleleri var. Bu makalelerden bazılarının başlıkları şöyle: "Erken Cumhuriyet Döneminde Domuz Meselesi (1923-1950)", "Kan ve Toprak: Nazi Partisi'nin Organik Tarım ve Ekoloji Merakı", "Mutfak Cephesi: İki Dünya Savaşında Propaganda ve Yemek Kültürü".
Modern devletlerin varlığını devamlı kılmak ve iktidarını pekiştirmek için gündelik hayatın büyük bir kısmını kapsayan yemeklere el atması zaten kaçınılmaz bir durum. Yazar da tarihçi olmanın bir getirisi olarak modern ulus devletlere odaklanıp mutfak ile ilgili konularda savaşların, propogandanın, devlet politikalarının ve milliyetçiliğin penceresinden yemeğin beslenme dışında hangi amaçlara hizmet edebileceğini gösteriyor.
Geçtiğimiz 5-10 yıla kadar Türkiye'de gıda çalışmaları alanında elimizde olan kaynak sayısı oldukça azdı. Şimdi hem sosyal medyadaki görünürlüğü hem de üniversitelerdeki gastronomi bölümleriyle popüler bir konu haline gelse de hala bu coğrafyada gıda ve yemek kültürü açısından üzerinde durulması gereken ve henüz konuşulmamış çok fazla konu var. Teker teker literatüre eklenen kitaplar ve araştırmalar bunun yolunu açıyor. Yemek kültürlerini, yeme pratiklerini ve gıdayı romantize ederek yüklenen anlamların dışında bakmamız gereken yer de tam olarak bunun gibi kitaplardan ve araştırmalardan geçiyor. Bu kitabın da yemeğe, tarihe ve siyasete ilgisi olan için epey güçlü bir kaynak kitap olduğunu düşünüyorum.
Yemeğin/mutfağın tarihi biçimleştirirken kendini de değiştirmesini farklı makalelerde çok iyi şekilde kaleme almış Burak Onaran. Elbette Mutfak Tarih ilişkisinde söylenecek şeyler bu kadar değil ancak bu kitap çok fazla şey söylüyor. Bana yepyeni bakış açıları ve bilgi birikimi kattı. Konuya az da olsa ilgi duyanların mutlaka okuması gereken bir derleme olmuş. Benim kafama takılan tek şey son 3 bölümdeki konunun ters kronolojiyle kaleme alınmış olmasıydı.