Halid Ziya'ya kadar, romancı muhayyilesiyle doğmuş tek muharririmiz yoktur. Hepsi roman veya hikâye yazmaya hevesli insanlardır. Ahmet Hamdi Tanpınar
Halid Ziya'nın "Küçük Kitaplar" alt başlığıyla yayımladığı üç öyküsü --"Bir Muhtıranın Son Yaprakları" (1888), "Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası" (1888) ve "Bu muydu?" (1896)-- ilk defa bu kitapta yeni harflerle okura sunuluyor. Yüz yılı aşkın bir süredir unutulmaya terk edilmiş bu metinlerde Aşk-ı Memnu'nun Bihter ve Nihal'ini, Mai ve Siyah'ın Ahmed Cemil'ini müjdeleyen karakterlerle karşılaşıyoruz. Yazarın ilk verimlerinden olan bu öyküler, büyük yazarın edebiyat dünyasının daha yolun başındayken bile ne kadar zengin olduğunu göstermesi bakımından son derece önemli.
Bu kitapta, çevrimyazılarını yapıp yayına hazırladığımız öykülerin hem orijinal metinlerini hem de günümüz Türkçesine uyarlanmış hallerini bulabileceksiniz.
Altmış yıllık yazı hayatında şiir dışında pek çok eser kaleme alan Halid Ziya modern Türk edebiyatına romanları ve hikâyeleriyle damgasını vurmuş bir yazardır. Türk romanının büyük ustası olarak kabul edilir.
Edebiyata Fransızcadan ve İngilizceden bâzı küçük hikâyeler çevirmekle girmişti. Çeşitli konularda yazı ve makalelerin ardından nesir niteliğinde şiirler yazmış, bu ürünlerine “mensur şiirler” adını vermişti. Bu hazırlıklardan sonra ilk roman denemelerini yaptı.
1886-1908 yılları arasında sekiz roman kaleme alan yazar, bu türdeki ilk eserlerini Fransız realistleri ve natüralistlerinden etkilenerek yazdı. Acemilik dönemi ürünü olan ilk romanlarından sonra Ferdi ve Şürekâsı ile olgunluk dönemine girdi ve ardından Servet-i Fünûn'un edebî beyannâmesi olan Mâi ve Siyah’ı kaleme aldı.[3] Romanlarında olaya dayanan anlatım yerine kahramanların iç dünyasını sanatkârane üslûpla tahlile dayanan yeni bir anlayış benimsenmiştir.[3] Eserlerinde toplumsal mesaj verme endişesi taşımaz. Romanı, insanın iç dünyasına ait bir tür olarak görmüştür.[4]
Hikâye türünün de Türk edebiyatındaki ilk gerçek temsilcisi olarak kabul edilir.[5] Hikâyeleri, romanlarına oranla daha doğal ve yerlidir.
Roman ve hikâyeleri dışındaki en önemli eserleri anılarıdır. Türk edebiyatında anı türünde en çok eser vermiş yazarlardandır
Kitabın içerisinde 3 hikaye var. Sadeleştirilenlerle orijinal metinler arka arkaya verilmiş. Aslında kitap hacimsel olarak yarısı kadar. 🌼Bir muhtıranın son yaprakları, Necip ovadaki evde adeta depresyona girmiştir. Bahar gelip komşuları gelse de hala içindeki sıkıntıdan kurtulamaz. En sonunda amcasının oğlu onu ziyarete gelir. Günlük şekilde olması ve işlediği konu ile beğendiğim bir hikaye oldu 4/5 🌼 Bir evliliğin aşk tarihi, 1 senelik evli Cevat ve İclal. iclal kocasının ona eskisi gibi hitap etmediğini, vakit ayırma adını söyleyerek serzenişte bulunur. Evlenmeden önceki mektuplaşmaları hatırlatır. Çift bunun üzerine birbirlerine yazdıkları mektupları okumaya başlar 3/5 🌼Bu muydu? Zergun ve Nesibe 2 arkadaşlar, nesibe okula giderken gördüğü bir çocukla her gün bakışır. Ve aynı kişiyle evlenirler evliliklerinin gününde zergun çok mutsuzdur çünkü evlenememiştir. Yıllar geçtikçe zergun daha çok depresyona batarken, nesibe de yaşadığı şeye bu muydu? Demeye başlar. 5/5
Kitap iki bölümden oluşuyor: Günümüz Türkçesi ve Orijinal Metinler. Ben Günümüz Turkcesi ile okudum. O dönem yazılmış eserlerin o yormayan metinlerine, özenli betimlemelerine hayranım.