"İnsanoğlu, hep kendini anlatmak ister...Dertleşmeler sırasında çoğu insan, ‘benim yaşamım bir roman’der. ‘Ama okur-yazarlığım yok. Bir yazan olsa da, ben anlatsam o yazsa...’ İşte ben de, kendi kendimi romana dökmeden önce, okur-yazar olmadığım için resimler çiziyordum durmadan. Ben okur-yazar olur olmaz, yaşamımın çilesine, toplum katlarındaki insanların çilelerini de yumak edip, resimler yaptım. Ama anlatacak gözlemlerim çoktu roman gibi. İşte bu nedenle, resimlerime sığdıramadığım serüvenlerimi, yazınla anlatmadan edemedim. Ben, bana ‘Benim yaşamımın bir roman, haydi yaz!’ dedim. Yazdım. İşte ROMAN!" - İbrahim Balaban
1921'de Bursa'nın Seç köyünde dünyaya geldi. Doğduğu köyün 3 yıllık okulunda eğitim gördü. 1937 yılının son günlerinde, henüz 16 yaşındayken hint keneviri yetiştirmek suçundan cezaevine girdi, böylece ilk defa köyünden dışarı çıktı. Cezaevinde kendini avutmak için resim çizmeye başladı. Resimlerini zeytinyağına batırdığı renkli kalemlerle yapıyordu. Altı ay hapis ve üç ay da para cezasına çarptırılmıştı. Ancak para cezasını ödeyemeyince üç yıl cezaevinde kaldı. Cezasının bitmesine çok az bir zaman kala dört mahkumun saldırısına uğrayan Balaban, cezaevinden çıktıktan sonra evlendiği gün düğün evini basan hasmını öldürdü ve yeniden cezaevine girdi. 1942 ile 1945 ve 1948 ile 1950 yılları arasını Bursa Cezaevinde geçirdi.