Otorite, işlevsel yönü olan birşeydir. Otorite bağı, güçlü ve zayıf imgelerinden oluşarak, iktidarın duygusal bir ifadeye bürünmesidir. Duygusallık dediğimiz mefhum, insanın angaje olduğu bir yorumlama ve dünyaya anlam verme eylemi olarak tanımlanmaktadır. Duygular aracılığı ile insanlar birbirini fark etmekte ve toplumsallığı inşa etmektedir.
Otorite, temel bir gereksinim olduğu ölçüde, onun olmadığı fikri de korkuya sebep olmaktadır. Tabi yokluğu kadar varlığı da bir korku sebebidir otoritenin... Özgürlük tahayyülerimizin karşısında duran başlıca imgedir.
Otorite (author-ity), etimolojik bir bağlamda, üretkenliği çağrıştırmaktadır. Burada bir yanılsama devreye girmektedir. Çünkü otorite imgesi, varoluşunu toplumsal-zamansal koşullara dayandırmakta birlikte bir edebiyet iddiası da ileri sürmektedir. Aynı zamanda, bu bir çelişkidir.
Yanı sıra, otoritenin somutlaştığı figürler, semboller ve toplumsal imajlar bulunmaktadır. Otoriteyi yadsımamız ve onunla reddetmek üzerinde bir bağ oluşturmamız da buna bağlı olmaktadır. Bu lider başımızdan giderse herşey düzelecek,patron olmasa hergün daha mutlu geçecek gibisinden yadsıma ve reddedişler, aynı zamanda otoritenin tanınması anlamına da gelmektedir. Burada, otoritenin ontolojik yarılması içerisine davet ediyor bizi Senneth... Bu noktadaki tartışmalar gerçekten dikkat çekici...
Otorite, güç hiyerarşileri, güç farklılıkları kurmaktadır. Her zaman, güce dayalı kişisel bir üstünlük iddiası ileri sürer. Biz, otoriteyi, kendimiz var ettiğimiz bir güç ve zayıflık olarak düşünmekte zorlanırız. Bu yüzden, otorite yanılsama ile işe koyulur. Bu yanılsamanın aşırı bir sonucu tiranlığın iktidarıdır.