İran gibi hem bize çok yakın hem de çok uzak bir ülkeden çıktığı yetmiyormuş gibi yaşamı ve yapıtlarıyla da çok ötemizde yer alan Sadık Hidayet’ten bir kitap daha. Sadık Hidayet’in Türkçe’deki serüveni öykü, deneme, oyun, gezi yazısı, folklor incelemesi gibi değişik alanlarda yazdıklarından ve mektuplarından tipik örnekler içeren Hidayetname’yle sürüyor.
17 Şubat 1903'te Tahran'da doğdu. Soylu bir ailenin çocuğuydu. Ortaöğrenimini Tahran'da tamamladıktan sonra mühendislik okumak için Belçika'ya gitti. Ancak edebiyata ilgi duyduğundan öğrenimini yarıda bırakarak Paris'e gitti. Orada Fransız dili ve edebiyatını yakından inceleme fırsatı bulan Hidâyet, ilk öykülerini Paris'te yazdı. Dört yıl sonra Tahran'a döndü. 1936'da Hindistan'a giderek Sâsânî Pehlevîsi ve Sanskritçe öğrendi.
Öykü, tiyatro, deneme gibi çeşitli türde yazıları mevcut olan bu kitap bir derleme gibi diyebiliriz.
Bir Eşeğin Ölüm Vakti Hal Diliyle Söyledikleri Hayvanlara yapılan eziyetlerden dem vuruyor.
Sâdık Hidâyet ve Ölüm Mehmet Kanar Mehmet Kanar hidayet’in öykülerindeki ölüm düşüncesinin nerelere dayandığını inceliyor.
Ölüm Hidayet bu yazıda ölüme karşı fikirlerini anlatıp bir nevi onu arzuladığını söylüyor.
Sâsân Kızı Pervin Bir tiyatro eseri olan Sasan Kızı Pervin, çok etkileyici bir konuya sahip. İran’da Araplara karşı direnen insanların hikayelerine değinirken, Zerdüşt bir babanın kızı Pervin’de sevgilisini bu savaşta kaybediyor ve Arap komutanın eline esir düşüyor. Fars medeniyetinin Araplardan çok çok üstün olduğunu anlatan bu hikâyede İran’ın Arap politikalarının karşısında çektiği acılara şahit oluyoruz.
Isfahan: Yarım Cihan Camus Yaz kitabında Cezayir’i anlatır. Bunu anımsattı bana ama kesinlikle Hidayet’in anlatımı daha güzel. Isfahan’ı okuduktan sonra o kadar çok gezip görmek istedim ki!
Nîrengistân Kitapta en sevdiğim bölümlerden birisi oldu bu. İran gelenek ve göreneklerini anlatıyor Hidayet; nikah, düğün, gelin adetleri, çocuk, loğusa dönemi gibi her konuyu detaylıca anlatmış. O kadar benzer halk inanışlarımız var ki bunların çoğu büyük ihtimalle Şah İsmail’in Türk kültürünü Güney Azerbaycan’a yerleştirmesiyle ve onlardan etkilenmesiyle oluştu.
Sampinge Hidayet, saplantılı bir intihar düşüncesine sahip. Zaten kendisi de bir iki kere deneyip son denemesinde vefat ediyor. Bunu arzuluyor resmen. Ölüme karşı hassas duygulara sahip. Yine bu hikayesi de intihar temalı. Sampinge, başına gelen tüm kötü şeylerden sonra huzurlu bir yolu tercih ediyor.
Aysar Pek anlam veremediğim bir kadın ve erkek ilişkisi diyebiliriz bu öyküye :D
Kafka'nın Mesajı Kafka’yı çok sevdiğini bildiğimiz Hidayet burada Kafka üzerinden suçluluk problemine değiniyor. Eserlerini tek tek inceliyor. Güzel bir yazı olmuş.
Sâdık Hidâyet'in Mektupları Mizah duygusu olduğunu gösteren mektuplara sahip Sadık Hidayet. Okumaktan zevk alıyorsunuz. İntihar edip kurtulduktan sonra şöyle demiş: ‘’ Bir delilik ettim; ucuz atlattım.’’ Niye böylesin? :D
Sadık Hidayet ve eserlerini anlamak için iyi bir derleme olmuş. Ben daha çok hikayelerini sevdim. Hindistan döneminde yazdığı Sampinge ve Aysar öyküleri güzeldi. Pervin oyunu baya iyiydi, derinlikli de bir eser. Din eleştirisi çok iyi gerçekten. İlkokul döneminde bize dayatılan din savaşları ve şimdi müslüman oldular indirgemesinin arka perdesini satır aralarında çok iyi anlatıyor. Kafka’nın Ceza Sömürgesi kitabına yazdığı önsöz de oldukça derinlikli olmuş, yeniden Kafka okuma isteği uyandırdı- Çin Seddi’nin İnşaası’nı kendi önüme koydum. Sadık Hidayet öykülerinden devam etmek istiyorum.
Hidayetname'yle birlikte yeni bir yazarla da tanışmış oldum. Batıl İnançlar kısmı ve -yazarı çok da tanımadığımdan olsa gerek- kendi mektuplarının olduğu yer çok hoşuma gitmedi ancak öykülerinin, gezisinin ve tiyatrolarının yazım dili ve içeriği oldukça hoştu. Özellikle "Kafka'nın Mesajı" kısmının kitabın asıl yeri olduğunu düşünüyorum ve beni tekrar Kafka okumaya ittiğini itiraf etmeliyim.