Jump to ratings and reviews
Rate this book

Felsefe-i Ferd

Rate this book
Felsefe-i Ferd, yayınevi olarak yola çıktığımız ilk günden beri yayınlamak istediğimiz bir eserdi.


Bu klasik eseri, çalışmanın editörü Burhan Şayli'nin ailesinden aldığımız izinle yayınlıyoruz.

ebook

Published January 17, 2016

Loading...
Loading...

About the author

Baha Tevfik

12 books1 follower

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
5 (15%)
4 stars
16 (50%)
3 stars
9 (28%)
2 stars
2 (6%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 4 of 4 reviews
Profile Image for Burak Taşcı.
168 reviews10 followers
August 22, 2018
Devlet kutsiyeti hat safhada olan toplumumuzun içinde 20. yüzyılın henüz başında "birey olabilmek", kültüre, tarihe, dönemine, değerlere eleştirel yaklaşabilmek hafife alınamayacak kadar anarşizan bir yaklaşım! Türkiye'de bireyin tarihi incelenecekse ilk Türk anarşisti kabul edilen Baha Tevfik şüphesiz ki köşe taşlarından olacaktır.

Baha Tevfik bize çöküşün sebebinin bireydeki ahlak bozukluğu olduğunu, toplumdaki "memuriyet" zihniyetini, bu zihniyetin temelinde yatan sebepleri anlattıktan sonra dününün ve bugününün felsefesizliğini nükteli ve iğneleyici bir üslupla aktarıyor. Yozlaşmış ve tortu tutmuş sosyal kurumlara savaş açıp bireyin geleceğini anarşizmde görüyor.

"Hükümet bir makinadır ki bir kısım halk onu kullanır; bir kısım halk da makinanın arasında ezilir."

"Her zaman dünün felsefesi bugünün ilim ve fenni, yarının ilim ve fenni bugünün felsefesidir."

"Balkan Harbinin sebepleri ve ırkî tesirleri tahlil olunursa hayretlerle görülür ki mağlubiyet sebebi milliyetten uzaklaşmamız değil, bilakis milliyetin derinliklerine saplanıp kalmamızdır, bugünkü medeniyetsizlik, dünkü akıncılığın, dünkü göçebeliğin, dünkü yeniçeri kavgalarının ancak isimlerini değiştirmiş şekilleridir. Ve milliyet namına ancak bunlara malikiz. Milliyet mazimizde ne bugünün galibiyet sebebi olan zeka, ticaret istidadı, kavimlerin medenileşmesi var, ne de arz ve ivazdan salim bir içtimaiyat, bir ahlak, bir siyaset var! Sözlerime inanmayanlar baştan başa katl ile, idam ile, siyasetin kılıcıyla öldürülenlere, kardeş, ana baba katilleriyle, asırlarca uzayan yeniçeri kavgalarıyla, isyan ihtilâl, eşkıya gürültüleriyle dopdolu olan tarihimizi, istibdadın bu bariz hüccetini mütalaa etsinler..."

"Vicdan, manevi ve ilahi bir şey değildir. Herkes kendi bilgisine, kendi maddi ve fikri vaziyet ve müktesebatına göre bir içtihat hasıl eder. İşte bu içtihat; vicdandır."

"Bir memlekette aile, aile hayatı, aile muhabbeti olmazsa o memlekette izdivaç bir cehennemdir, bahtiyarlığın katledilişidir, izdivaç hanesi kocanın daima kaçmak için bahane aradığı tuzak, zevceyi çürüten bir mahpus, çocukların her türlü istidadını mahveden bir mezbahadır."
Profile Image for Esma.
8 reviews
July 8, 2026
Cumhuriyet öncesi dönemde bireyin hak ve ödevlerine dair felsefe kitabı okumak güzel bir deneyimdi.

Önsözde de belirtildiği gibi, harf devrimiyle birlikte geçmişimizle kurduğumuz bağ zayıflamıştır. Bu da herhalde en çok düşünce alanında etkisini göstermiştir. Lacan'ın özne ve dil hakkında söyledikleri dikkate alındığında, dilin bireyin/öznenin oluşumu bakımından önemi daha da ortaya çıkacaktır. İnsan, dilin içine doğar ve kim olduğunu dil sayesinde öğrenir. Kimliğimiz, arzularımız ve düşüncelerimiz sembolik düzen olan dil içinde şekillenir. Harflerin değişmesi Osmanlı Türkçesinden kopuşu başlatmıştır. Dilsizleşmeye yol açmıştır. Bu halde Osmanlı dönemi düşünsel ve felsefi eserlerinden mahrum kalmak, insanımızda bu topraklardan filozof çıkmadığı ve çıkmayacağı yanılsamasına düşürmüştür. Düşünmek, felsefe "yapabilmek" ve düşünce özgürlüğüne sahip olabilmek, sağlıklı düşünebilmekten geçer. Bu düşünme eylemini sağlıklı kılabilmek ise bana göre zihni beslediğimiz şeylerin çeşitliliğiyle alakalıdır. Bugün düşünürken Osmanlı dönemi felsefi eserlerinden yararlanmayı bu sebeplerle önemli buluyorum.

Kitap bazen ağır gelse de nüktedan diliyle kendini okutan bir üslupla yazılmış. Abdülhamid ve istibdad dönemi tespitlerini okurken, çoğunda bugün ile bağlantı kurdum. Memur kavramını incelemesi ve Fransız idare hukukunu iktisap edişimizi anlatması aklıma Balzac'ın "Çalışanın Fizyolojisi" kitabını getirdi. Bürokratik yapı ve hükümet sistemimiz hâlâ daha çok farklı işlemiyor.
Ayrıca döneminde yükselen Türk milliyetçiliğine karşı getirdiği eleştirilerde de ileri görüşlülüğünü görmek mümkün. Genel olarak görüşleri dönemi açısından oldukça radikaldir. Çünkü Baha Tevfik, bireyi millet, gelenek ve devlet gibi üst kimliklerden daha önemli görür.

Millileşmek mevzusunda Baha Tevfik, milliyeti mutlak ve kutsal bir kimlik olarak reddeder, ancak hak, ödev, bilim ve ilerleme ilkeleri doğrultusunda yeniden tanımlanmış, bireyin özgürlüğünü destekleyen bir milliyet anlayışını savunur. Milliyetin doğal bir oluşum gibi, insanın doğar doğmaz yerleştirildiği ulus kimliği tahakkümü olarak kullanılmasına karşıdır. Fakat burada kullandığı "Avrupalılaşmak" kavramı başta canımı sıksa da daha sonra bununla ne kastettiğini açıklıyor.

"Her türlü istibdattan kurtulmak gerekir. Geçmiş gibi milliyet de istibdattır. Bunlardan kurtulmadıkça gerçek 'bireysel özellik' görünemez. Böylece en önce geçmiş milliyetten sıyrılmak, zamanın gereksinimleriyle uyumlu düşünce ve eylemleri büyük hedef edinme zorunluluğu vardır."

"Avrupalılaşmanın asıl ruhu: hak ve ödevdir. Hakkı tanımak, ödevini gerçekleştirmek."
"Hak ve ödev ancak bencillikten bağımsız bireysellikle karşılıklı toplumsal yardımlaşmaya dayanır. Bunlar da adil, sağlam bir yönetime, serbest muhakemeye, bilimsel bir terbiyeye bağlıdır."

Bunları Avrupalılaşmak başlığında toplamak günümüzde pek de tutarlı değildir, yine de 20. Yüzyılın başında insan hakları gelişimi Avrupa topraklarında gerçekleştiğinden, Baha Tevfik'in ilerleme ile Batı'yı bağdaştırmasını mazur görmek gerekir diye düşünüyorum. Söylemeden geçemeyeceğim, insan hakları, bireyin hak ve ödevleri ilkelerini benimsediklerini söyleyen Avrupa ülkeleri bunu birçok kez çifte standartlarla uygulamış ve ikiyüzlülüğünü ortaya sermiştir. Filistin'deki soykırım konusunda da aynı ikiyüzlülüğü sürdürmektedirler. Bütün bunlara rağmen, insan haklarının evrenselliği ilkesinin değeri, onu temsil ettiğini söyleyen devletlerin normatif ikiyüzlülüğünden ayrı bir şekilde savunulabilir.

Son ve beni en çok etkileyen alıntı:

"Hep yapılamayan ya da kötü yapılan işlerin sorumluluğu bu zavallı istibdada atf olunurdu. Hiç kimse demezdi ki istibdad bu yapılmazlıkların sebebi değil, sonucudur. Daha doğrusu istibdad; sizi işlerinizden men etmiyor, tersine tembellik ve kansızlığınızla istibdadı oluşturuyorsunuz."

Burada sistemin oluşturduğu eşitsizliğin sorumluluğunu bütünüyle bireye yüklemekten çok bireysel sorumluluk ile siyasi yapı arasında karşılıklı bir ilişki kuruyor. Bireyin tutumları siyasal düzenin oluşumunda belirleyici bir rol oynar. İstibdadın toplumun edilgenliği tarafından yeniden üretildiğini savunarak, siyasal dönüşümün yalnızca yönetimin değişmesiyle değil, bireyin zihniyetindeki ve eylemlerindeki dönüşümle gerçekleşebileceğini ileri sürer.
Profile Image for Ferhat A..
57 reviews
April 16, 2022
Bizim topraklarımızda hakkındaki keskin tespitlerinin çoğu çok yerinde olması ve ileri görüşlü bir düşünür olmasından dolayı hala geçerliliğini korur.

"Anarşizme gelince, bu büsbütün ayrı bir mahiyete haizdir. Anarşizm demek ancak bireyi yaşatmak ve bireye, bireyin hususi meziyetlerine karşı tekmil kuvvetleri mahvetmek demektir."
Profile Image for Mahir Şanlı.
Author 8 books110 followers
October 5, 2018
Ağır diline rağmen severek okuduğum bir kitap oldu. Farklı bakış açısı, ilginç tespitleriyle okunası bir eser.
Displaying 1 - 4 of 4 reviews