Jump to ratings and reviews
Rate this book

Lacivert Taşından Tabletler

Rate this book
Armağan Ekici, Türkçe'ye müthiş bir yetkinlikle kazandırdığı Joyce, Queneau ve Carroll'ın yapıtlarının ardından, bu kez de dünyayı kendi bildiğince okumaya girişiyor. Gezgin, ve müziksever olarak, antikiteden 21. yüzyıla ulaşan kişisel atlasında gerçekleştirdiği yolculuklarda, dünyanın kaybolmakta olan büyüsünü yeniden keşfediyor, zamanlar ve mekanlar arasında gezinerek şaşırtıcı bağlantıların izini sürüyor.

"Efsaneye göre, Zeus, dünyanın ortasını bulmak için dünyanın iki ucundan birer kartal uçurmuş, kartallar Delfi'de buluşmuşlar. Eski Yunanlılar Delfi'yi "omphalos", dünyanın göbek noktası saymışlar, İspanya'dan Gürcistan'a kadar yayılmış Yunan kolonileri Delfi'deki törenler ve sunaklarda buluşmuşlar. Sonradan Delfi'deki, Yunan şehirlerinin Perslere karşı kazandığı ortak bir zaferin anısına dikilmiş olan yılanlı, burmalı sütunun İstanbul'a getirilmesinde de, Konstantinopolis'in kurulmasıyla "dünyanın merkezi"nin İstanbul'a taşındığı iması olsa gerek. İnsanın kendi kişisel "omphalos"ları da oluyor illa ki. Benim yaşadığım, sık sık ziyaret ettiğim şehirlerde rastgele yürümeye başladığımda kendimi buluverdiğim "göbek noktaları" hep kitapçıların etrafında oldu: çocukluğumun ve gençliğimin geçtiği Ankara'da Dost'un ilk, küçük dükkânı; İstanbul'da Robinson Crusoe 389 ve Pandora; Amsterdam'da Spui meydanı, özellikle cumaları kurulan sahaf pazarı ve bu meydandaki Athenaeum; Paris'te La Hune; Brüksel'de Tropismes…" Dünyanın merkezi sürekli değişirken ihtiyaç duyduğumuz kültürel "omphalos"ları birbirine dokuyor Armağan Ekici, bakışı ise hem taze hem de bilge.

285 pages, Paperback

First published January 25, 2016

1 person is currently reading
58 people want to read

About the author

Armağan Ekici

20 books99 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
27 (61%)
4 stars
15 (34%)
3 stars
2 (4%)
2 stars
0 (0%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 5 of 5 reviews
Profile Image for Argos.
1,263 reviews494 followers
November 25, 2025
Armağan Ekici’nin iki kitabından ilki olan “Lacivert Taşından Tabletler” de bir deneme kitabı. Çevirisini yaptığı “Ulyses” ve J. Joyce hakkında ilginç açıklamalarda bulunuyor. Ulyses’i okuyan veya okuyacak olanlara katkıda bulunacak komprime bilgiler bunlar. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nün İngilizce çevirisindeki vahim ötesi rezalet hataları örneklerle ortaya koyarken, Ahmet Hamdi Tanpınar’a ve bu kitabına dair çok iddialı ama inandırıcı savlar ileri sürüyor. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nü bir kez daha okumak isterim bu değerlendirmeler ışığında, yıllar önce okuduğumda ne çok şeyi gözden kaçırmışım diye düşündüm.

Benim en gözde iki ismim Georges Perec ve Enis Batur da kitapta geniş yer bulmuş. Bu iki yazın insanı için çok olumlu notları okumaktan keyif aldım. Beckett, Ali Teoman, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday, müzik, dil retorik, Bach ve füg sanatı, Shönberg ve Stravinski kitapta yeralan diğer konular, tadımlık olarak yeralmış olsalar da zevkle okunuyorlar.

Armağan Ekici iddialı bir çevirmenin yanında çok iyi bir deneme yazarı, neden bu kadar az yazıyor anlamış değilim, Amsterdam’da oturuyor, bilgiye, kitaba ulaşımı kolay, meraklı, kurcalayıcı ve işletme eğitimi aldığından mıdır bilmem analiz-sentez yeteneği mükemmel, ilgi alanları da, edebiyat, sanat, müzik, mitoloji gibi (Enis Batur’a çok benzeyen) oldukça ilgi çekici ve geniş yelpazede yeralıyor.

Bu kitabı sadece A.H. Tanpınar için bile okunur buluyorum. Öneririm.
Profile Image for Cem.
183 reviews3 followers
February 10, 2016
Kitaba başlarken içimden "inşallah olabildiğince fazla okumadığım yazı vardır" diyordum, çünkü son yıllarda kendisini mümkün olduğunca sıkı takip etmekteyim (ve futuristika röportajından beri de bu kitabın yolunu gözlüyordum). Yarı yarıya çıktı, güzel oldu.

Basit bir hesapla, kitabın dörtte biri, geceyazısı'ndaki yazılardan (7), yine bir o kadarı da, daha yakın tarihte istanbul art news'in edebiyat ekinde yer alan yazılardan oluşuyor.

Denemelerin ana başlıklarını saymamız gerekirse, ki kendisini tanımayan çok kişi var halen, şöyle: oulipo, Beckett, Tanpınar, Ulysses, klasik müzik.

Ulysses çevirisi bittikten sonra armağan bey'i daha sık görür olduk dergilerde. Bu gidişle 3-5 yıl içinde böyle bir tane daha elimizde tutuyor olabiliriz.

En önemlisi, "arazi marazi"de yer alan "6/9" başlıklı müthiş yazının daha fazla kişi için ulaşılabilir hale gelmesi sanırım. Sırf onun için bile tavsiye ederim bu kitabı.
Profile Image for Yiğit Yavuz.
Author 22 books79 followers
July 4, 2017
Okuduğu kitaptan memnun kalmak, yemek sofrasından memnun kalkmaya benziyor. Armağan Ekici’nin Lacivert Taşı’ndan Tabletler’i, söz konusu memnuniyeti yaşattı bana.

Taşın yaygın ismi lapis lazuli. Lapis Latince’de "taş" anlamında, lazuli ise Farsça lâciverd sözcüğünden geliyor. Her nedense “lacivert taş” değil, “lacivert taşı” diye yerleşmiş Türkçeye. İnsanlık tarihi bir bakıma bu taşla başlıyor—Armağan Ekici’nin 2003-2015 arasında yazdığı otuz yazının toplandığı kitapta, çivi yazısıyla tabletlere kazınmış Gılgamış destanından bir alıntı var:

Sedir ağacından tablet kutusunu gör,
Bronzdan kelepçesini aç!
Sırrının kapağını kaldır,
lapis lazuli tableti al ve
Gılgamış’ın maceralarını, başından geçenleri oku.

Bu alıntı, Armağan Ekici’nin ilk ve kitapla aynı adı taşıyan yazısında yer alıyor. Ekici, “hipertekst” kavramının geçmişiyle ilgili bir deneme niteliğindeki yazısıyla, lezzetli bir aperitif sunuyor okuruna. Böylece, 1963 yılında Ted Nelson’ın metinlerarası bağlantılar meselesi üzerinden “uydurduğu” hipertekst kavramının, aslında bilinen en eski yazılı metinlerden Gılgamış’ta bile izlenebildiğini ortaya koyuyor. Kitap boyunca okuduğumuz tüm denemelerinde de, “okumaya, bağlantıları kurmaya” davet ediyor bizi.

Kitapta 2003-2015 tarihleri arasında yazılmış ve çoğu çeşitli dergilerde yayımlanmış yazılar yer alıyor. Bunlar tarih bakımından karışık bir sıralamayla dizilmiş: 2014 tarihli bir yazıdan 2003 tarihli bir yazıya geçiveriyoruz ama bu geçiş bir üslup değişimi yaratmıyor; tüm metinlerde, 12 yıllık bir dönemin tümüne yayıldığı izlenimini veren bir olgunluğun tadı var.

Armağan Ekici’nin denemeleri sadece metinler arası ilişkilerin izin sürmüyor, metinlerle kültürün, sanatın ve bilhassa müziğin ilişkisini de sorguluyor. Bazı yazılar doğrudan müzik üzerine, bazıları ise müzik-edebiyat etkileşimine dokunuşlar içeriyor. Aruz vezniyle ilgili bir yazıda, bu veznin değerleri notaya dökülmüş olarak çıkıyor karşımıza örneğin. Söz oyunlarıyla matematiksel işlemler arasında bağ kuran Ekici, söz konusu ilişkiyi klasik armoninin kadanslarında, modülasyonlarında, akorlarında takip ederek, okura müzik konusunda biraz kuramsal bilgiye sahip olmanın lüzumunu hissettiriyor. “Müzik, Dil, Retorik” başlıklı yazıda, “müzik ve dil arasında, müzik sanatıyla edebiyat arasında düpedüz yapısal bir ilişki olduğunu” ortaya koyuyor. Ulysses’in, Armağan Ekici’nin çevirisi yayımlanmadan önce İngilizcesinden okumaya gayret ettiğimde içeriğinden çok şey alamadığım halde, yine de hissettiğim müziğine dair notlar, yine bu kitapta yerini buluyor.

Armağan Ekici Ankara’da okumuş, Amsterdam’dan önce İstanbul’a gitmiş; “Montaigne, Morrissey, Mozart” başlıklı yazısında, ince espri anlayışıyla, bu kentte yaşarken onu yıllarca maddeten (kitaptan kelimenin “madden” olarak geçtiğini belirterek, ufacık bir düzeltmede bulunayım) ve manen beslemiş iki önemli kurumun Oxford University Press ve İskender Kebapçısı olduğunu söylüyor. Ankara’da, İstanbul’da, Amsterdam’da şehir merkezinin kişisel çekirdeğini hep kitapçılar oluşturmuş. Geçmişten bu yana finans sektöründe çalışmış ama gördüğüm kadarıyla onun dünyasını kültür ürünleri, kitaplar ve bilhassa da çeviri dolduruyor. Kitapta, doğrudan çeviri meseleleri üzerine yazılmış tek yazı var: Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün İngilizce çevirisine yönelik eleştirilerin yer aldığı bu yazı, İstanbul Art News’ta yayımlandığında epey beğeni toplamıştı. Söz konusu yazıyı dikkatle okuyunca, Maureen Freely’nin 10 Aralık 2015 tarihinde K24’te çıkan mülakatında bu eleştirilere verdiği yanıtların tatmin edicilikten ne denli uzak olduğunu kavradım. Bunu izleyen “Saatler Nasıl Ayar Edilmeli?” başlıklı yazıda ise, bir zamanlar radyonun ve televizyonun içindeki insanları bulmak için alıcıların arkasına bakmış ve bugün kırklı yaşlara gelmiş çocukların, o günlerin anılarını hâlâ içlerinde nasıl sıcacık yaşattıklarını görüyoruz. Bir radyocu sıfatıyla çok hoşlandığım bir değinme:

Benim kuşağım, en güvenilir saat ayarının radyo ve televizyondan verilen ayar olduğu zamanları yaşadı; uğraşır, saatlerimizi radyoya göre ayarlardık. Saati saniyesine kadar doğru ayarlamak tam bir oğlan çocuğu eğlencesi olduğundan, bizler de Casio saatlerimizi tam saat başına getirip, elimiz saatin düğmesinde, radyonun sinyal sesini beklerdik. Çocukluk ve gençlik yıllarımda aldığım bu terbiyenin etkisi bende hâlâ kendini gösteriyor; radyoda saat ayarı verilince, çevredeki saatlerin de sinyalle birlikte değişmesi içimde tatlı bir tatmin duygusu yaratıyor.

“Lacivert Taşı’ndan Tabletler”i okumaktan memnuniyet duyduğumu, yazının başında belirtmiştim. Armağan Ekici’yle ortaklıklarımız bu memnuniyeti besliyor: Aynı yıllarda doğmuşuz, ikimiz de Ankara’da İşletme eğitimi görmüşüz, aynı mekânların havasını solumuşuz, ikimiz de çeviriyle uğraşıyoruz. Hiç yüz yüze gelmemiş olsak da, internet ortamında diyaloğumuz ve karşılıklı olduğunu tahmin ettiğim sıcak hislerimiz var. Okuduğunuz yazıyı da bu hisler içinde yazdım.
Kitabın kapsamına dair kafama takılan ufak tefek şeyler:

Genel olarak, mesela sondaki “6/9” başlıklı yazıyı saymazsak, kitabın ilk yarısındaki yazıların ağırlığı, lezzetli yoğunluğu daha fazla bence. Kitaptaki yazı sayısı biraz azaltılabilirmiş. Bir eleme yapacak, bazı yazıları dışarıda bırakacak olsaydım, işe “Ödevini Yapmış Yazar”dan başlardım: yazarın o çok hoşuma giden ve bizi de katılmaya davet ettiği metinlerarasılık oyunundan en yoksun yazı olduğu için. Öte yandan, Everest Yayınları’nın “Deneme” dizisi içinde yer alan bu kitaptaki her metnin “deneme” türü içinde kabul edilemeyeceğini de belirtmek gerek belki. Deneme değil makale denmesi doğru olabilecek, çeviri eleştirisi, kitap değerlendirmesi gibi alt sınıflara dahil edilmesi gereken yazılar var. Yine de söz konusu yazıların bu kitapta yer almasına memnunum: böylece gözden kaçmalarının önüne geçildiği, kenarda köşede kalmalarına mani olunduğu için.

“Lacivert Taşı’ndan Tabletler”i okuyun. Kanımca derlemenin özü niteliğindeki bir alıntıyla bitireyim:

Tecrübemizin önemli bir kısmı, kafamızın içinden geçen düşünceler, kelimeler, cümlelerden oluşuyor. Hatta, bir bakış açısına göre, sürekli olarak bir şimdi’yi yaşadığımıza göre, bütün tecrübemiz bundan ibaret. (…) Hangi müzikleri dinliyor, hangi metinleri okuyoruz, beynimizi hangi kelimelerle, hangi seslerle besliyoruz, kafamızın içinde gezen seslerin içeriği, düzeni, kuruluşu nasıl—bence, kim olduğumuzu, edimlerimizi belirleyen sorular bunlar.

*İlk olarak K24 sitesinde yayımlanmıştır:
http://t24.com.tr/k24/kitap/lacivert-...
Profile Image for İlke.
108 reviews20 followers
November 20, 2024

Müzikle, hayatla, edebiyatla içiçe denemeler. Her denemeyi okurken hissettiğim en yoğun duygu "merak"tı. Kendisi detaycı, araştırmayı çok seven Armağan Ekici, bilgiye doymaz ruhunu okura da yansıtıyor.

Aruz vezninden füge, matematikten edebiyata, şiirden bilime, resimden Bach'a, tarihten sinemaya, çeviriye kadar birbirinden bağımsız denemeleri bitirdiğimde, bu kitaba, Ekici'nin de yazdığı gibi "dünyayı kitapların içinden bakarak kurmuş, kendi haline bırakılınca kendilerini bir kitapçıda kitap karıştırırken" bulan bizim gibi, iyileşmeyi edebiyatta sanatta arayanlar için bir sığınak olarak baktığımı hissettim.

Bu denemeler sayesinde daha önce, üzülerek, duymadığım isimlerin (İlhan Mimaroğlu, Tedi Papavrami) kitaplarını aldım, uzun zamandır ertelediğim iki kitabı hemen okumak için karşıma koydum(Uykuda Çocuk Ölümleri, Mekik).

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, saatler ve zaman üzerine detaylı özenli incelemesine hayran kaldım, kitabın İngilizce çevirisini titizlikle analiz etmesini ve eleştirilerini takdir ettim. Mutlaka farklı bir gözle tekrar okuyacağım Tanpınar'ı.

Melih Cevdet Anday'ı özledim, Narmanlı Han'a üzüldüm, Oulipo'yu aslında çok iyi anlamadığımı fark ettim, metro istasyonlarındaki levhalara daha dikkatli bakmaya karar verdim:) Ekici'nin sadece bakmayan gören, anlayan, anlamak için emek vermekten sonsuz keyif alan ve yerinde duramayan meraklı zihninden geçen her cümleyi duymak, okumak istediğime de eminim artık.

Bir söyleşisinde diyor ki Armağan Ekici
"Bu konuya hazırlanırken ne kadar dallı budaklı ve yıllarca çalışılabilecek bir konu olduğunu idrak ettim." Gülümsedim içimden, acaba kendisinin üzerinde yıllarca çalışamayacağı bir konu var mıdır:) Her konu üzerinde sonu gelmeyecek araştırmalar yapacağına, bağlantılar, şifreler bulacağına, bir makalesi için onlarca kitap inceleyeceğine ve yine de yetinmeyeceğine çok eminim.

-----------------


"İnsanın değerli, anlamlı bulduğu işleri işaret etmesi, benzer mizaçlı insanlarla bu merakları paylaşması-hayat adlı bu "hastalık"a karşı olabilecek en anlamlı şifa arayışları bunlar bence."


"Bu gidişatta bir yanlışlık olduğunu gören biri için, bu gidişata karşı durmak, merak etmek, öğrenmek, bilinci açık tutmak ve bu bilinci paylaşmak ahlaki bir tercihtir."




Profile Image for Mehtap.
92 reviews1 follower
Read
October 29, 2016
şahane!

-bir yazıda cheesecake kuramı diye bir şeyden bahsederken künefe kuramı olarak çevirip devam ediyor. hala düşünüp eğleniyorum.-

armağan ekici'yi sever ve takip ederdim ama bundan sonra daha da dikkatle ve merakla takipteyim.
Displaying 1 - 5 of 5 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.