"Gelirken, ne kadar gerçeküstü varsa, hepsini beraberinde getirdi 'O'...'O'...Vakitle birlikte, vakitlice gelen...Hayatımı allak bullak eden, sonra da ortalığı bana toplatan...Bir kapı aralandı üç gün önce ve 'O' girdi hayatıma...Güneş kadar yakıcıydı, buz gibi don...Deprem kadar yıkıcıydı, tufan gibi bir son...'O'ydu hepsi de...Ruhumun tufanı, tufanımın Nuh'uydu...Kim, benim sandığım 'ben' olmadığımı öğretebilirdi bana?...Vakti, bir kılıç gibi kuşanan kim olabilirdi?...Kimdi, hiç tanımadığım halde, hep beklediğim?...Sarı gözlü, kara giysili, o yakışıklı kimdi?...'O'ydu elbette!"Üniversiteli öğrenci hayatının sebepsiz bir neşeyle anlamsızlık buhranları arasında gidip gelen olağanlığı içinde bir "kafa kızlar" muhabbeti... Ve bu olağanlığın tepesine düşen olağanüstü bir aşk hikayesi - üç günlük bir şey... Sezgin Kaymaz'dan, şenşatır anlatılmış bir gündüz düşü daha...
1962’de Sinop’ta doğdu. Konya Anadolu Lisesi’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Dilbilimi Bölümü’nü, Türkçe dersini veremediği için son sınıftan terk etti. 1976’dan itibaren oyuncu ve teknik direktör olarak hentbolla uğraştı. Türkiye Voleybol Federasyonu'nda Koordinatör olarak çalıştı. Romanları (hepsi İletişim’den): Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir (1997), Geber Anne! (1998), Kaptanın Teknesi (1999), Lucky (2000), Zindankale (2004), Ateş Canına Yapışsın (2008). Hikâyeleri: Sandık Odası (2005), Medet (2007), Ateş Canına Yapışsın (2008), Kün (2013).
Sezgin Kaymaz'ın en iyi kitabı olmasa da dinlemesi keyifliydi. Uzunharmanlarda bir davetsiz misafir tadı aldım. Tabi Uzunharmanlar çok çok daha iyi bir kitaptı; onu daha çok tavsiye ederim. Sonuçta bir Sezgin Kaymaz kitabı olduğu için belli bir kaliteye sahip.
Baş kahramanı olan Selin'in bencil, insanları kullanan, küfürbaz yönüne hiç takılmadım. Modern zamanlar ve insan ilişkileri böyle. Zaman zaman gülerek dinlediğim bir kitap oldu.
üniversite zamanının gırgır, şamata, boş muhabbet tarafını özlüyoruz, o kesin. bu kitapta da o boşluk, esprili diyaloglar, komiklikler, sataşmalar başarılı bir şekilde verilmiş; ancak genel olarak beklentimin çok altında kalan bir roman olduğunu söylemeliyim. inandırıcılıktan uzak olduğu gibi fantaziden de uzaktı. 300 sayfa boyunca çok müthiş bir şeyin geleceğine hazırlanıp eli boş kapatıyorsunuz kapağı. ama zekice laf sokmalar, tuhaf benzetmeler çok çok iyiydi. ama karakter eksiklikleri, olay akışındaki boşluklar, önemli bir konu hızlıca geçerken çok da hayati bir durumu olmayan bir konunun sayfalarca sürmesi biraz can sıkıcıydı. baccara gülleri, kellik ve köfteye olan takıntıyı ise anlamış değilim. yine de mevsime uygun, zaman kaybı olarak görmezseniz.
Yazarı seviyorum, şimdiye kadar okuduğum kitaplarını da elimden bırakamadım. Tıpkı Kaptanın Teknesi gibi. Aslında kitabı eleştirmek istesem, bir sürü neden bulabilirim. Mesela kız karakterlerin iç sesinin, konuşmalarının tamamen erkek gibi olması ya da zaman zaman cinsiyetçi olan üslubun rahatsız ediciliği... Karakterlerin ismi kız olmasa, erkek sanmak işten bile değil. Bu yüzden karşı cinsin ağzından bir kitap yazmak bir başarı ve maalesef bunu herkes iyi bir şekilde yapamıyor. Yine de, eksi olarak görülebilecek tüm sebeplere rağmen kitabı okurken keyif aldım, tahmin etmiş olmama rağmen sıkılmadan okudum. Sezgin Kaymaz, Türk edebiyatında farklı bir soluk; konuları, anlatımı şahsına münhasır. Severiz.
Sezgin Kaymazın okuduğum ikinci kitabıydı. İlkin uzunharmanlarda bir davetsiz misafiri okudum. İlk okuduğum kitapta diyaloglar daha güzeldi, daha alışkanlık. Kaptanın Teknesinde ise selen ile cavidanın muhabbetleri bir noktadan sonra sıkıyor. Murat'ın kim olduğu, esrarengiz ve olağanüstü halleri, selenin devamlı bayılması okurken bizi de bayıyor
Durmamalı, dinlenmemeli ve yazmalıyım ‘O’ nu. Uyumamalıyım, yemek de yememeliyim gerekirse ve zamanında bitirmeliyim… Yoksa ‘O’nun kim olduğunu benden başka bilen de olmayacak…Üç gün önce başladı her şey… sadece üç gün önce…
Hacettepe Üniversitesi, Beytepe Kampüsü’nde İngiliz dili ve edebiyatında eğitim gören Selen ve Cavidan için sıradan bir gün. Aslında onları sınıfın diğer öğrencilerinden ayıran bir özellikleri var. İkisi de üniversiteye 5 sene rötarlı olarak başlamışlar, yani sınıf arkadaşlarından 5 sene daha yaşlılar. Aralarındaki arkadaşlık ilişkisini çok değişik kelimelerle tanımlamak mümkün. Çok samimi arkadaşlık, sıkı dostluk, birbirine destek olunan arkadaşlık, arkadan vuran arkadaşlık, birbirinin kuyusunu kazan arkadaşlık, kötü gün dostluğu. Hepsini söylemek mümkün.
Cavidan, Ankara’da ailesinden ayrı yaşayan, dışa dönük, çok güzel bir kız. Selen, Ankaralı, varlıklı bir ailenin, küçük kızı. Neşeli ve atak bir görünüm sergilese de aslında içine çok kapalı. Herkesle her konuda duvarları var. Babası Akil Bey dışındaki aile bireyleri için bile duvarları mevcut. İnsan ilişkileri hislerinden çok, menfaatleri doğrultusunda yönlendiriyor.
12 Ekim Pazartesi günü, bu iki kızın hayatı bir daha düzelmemek üzere değişiyor. ‘O’ siyah kıyafetleri, sarı gözleriyle sınıfa giriyor. Cavidan’la Selen’in arasına oturuyor. Adının Murat olduğunu söylüyor ama, sınıfa girmesiyle birlikte kızların hayatlarında öylesine değişikliklere sebep oluyor ki, Selen ve Cavidan için Murat, hep ‘O’ olarak kalıyor.
“Gelirken, ne kadar gerçeküstü varsa, hepsini beraberinde getirdi ‘O’ ‘O’… Vakitle birlikte, vakitlice gelen… Hayatımı allak bullak eden, sonra da ortalığı bana toplatan… Bir kapı aralandı üç gün önce ve ‘O’ girdi hayatıma… Güneş kadar yakıcıydı, buz gibi don… Deprem kadar yıkıcıydı, tufan gibi bir son… ‘O’ ydu hepsi de… Ruhumun tufanı, tufanımın Nuh’uydu… Kim, benim sandığım ‘ben’ olmadığımı öğretebilirdi bana? Vakti, bir kılıç gibi kuşanan kim olabilirdi?… Kimdi, hiç tanımadığım halde, hep beklediğim? Sarı gözlü, kara giysili, o yakışıklı kimdi? ‘O’ydu elbette!” ‘O’… Vakitle birlikte, vakitlice gelen… Hayatımı allak bullak eden, sonra da ortalığı bana toplatan… Bir kapı aralandı üç gün önce ve ‘O’ girdi hayatıma… Güneş kadar yakıcıydı, buz gibi don… Deprem kadar yıkıcıydı, tufan gibi bir son… ‘O’ ydu hepsi de… Ruhumun tufanı, tufanımın Nuh’uydu… Kim, benim sandığım ‘ben’ olmadığımı öğretebilirdi bana? Vakti, bir kılıç gibi kuşanan kim olabilirdi?… Kimdi, hiç tanımadığım halde, hep beklediğim? Sarı gözlü, kara giysili, o yakışıklı kimdi? ‘O’ydu elbette!” Üç gün boyunca yaptıklarıyla ‘O’ kızları kimi zaman şaşkınlığa, kimi zaman dehşete, kimi zaman korkuya sürüklüyor. Ama her darbe Selen’in etrafındaki duvarlardan bir parça kırıyor ve onu kendi kendisiyle ve çevresindeki insanlarla yüzleşmeye zorluyor. Selen, kendinden ve düşüncelerinden şüpheye düştüğünde ‘O’ndan kaynaklandığına inandığı tuhaflıkları Cavidan’la paylaşıyor, ablasıyla paylaşıyor. Hepsi ‘O’ nun farklı olduğunu kabul ediyor ama hiçbirisi aslında onun kim olduğunu bilemiyor. Ama bu hikaye üç günün sonunda geride hiç bir sır kalmamacasına sona eriyor.
Sezgin Kaymaz yine çok güzel ve sıra dışı bir fantastik romanı okuyalım diye kucaklarımıza bırakmış. Bir erkek olarak, kitabın kadın kahramanlarına inanılmaz gerçekçi ve eğlenceli diyaloglar yazmış. Kaptanın Teknesini elimden bırakmadan bir solukta okudum. Çok çok güldüm, çok meraklandım, fena halde şaşırdım, ayrıca hüzünlendim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bihter Ziyagil ne kadar anasının kızıysa kendisi de o kadar anasının kızı olan Hacettepeli, ağzı bozuk, karakteri ondan da bozuk ve de bir hayli sevimsiz Selen Hanım'ın başından geçen, kâh güldüren kâh ürküten ve de çokça meraklandıran macerasını anlatan bir Sezgin Kaymaz klasiği. Yine bolca argo, "Vehbi'nin kerrakesi" gibi ilk defa duyduğum deyimler falan filan...Kitabı yine beğenerek okudum ama son olarak iki şerh düşeyim; - Selen'in viski içen, briç partilerinden çıkmayan, yurtdışına iş gezilerine gidip valiler tarafından misafir edilen aile profiliyle "gidiyon, yapıyom"lu konuşma tarzını bağdaştıramadım. Argoyu, küfrü çok kullanması da biraz tuhaf geldi ama Kaymaz'ın tarzı böyle deyip geçtim. - Selen'in Haldun, Tankut ve özellikle de Aşkın'la ilgili yaptığı bazı yorumlar çok çirkindi. "Avrat ağızlı" ne mesela?! Tamam, olay 80'lerde geçiyor. İnsanlar o zamanlarda bu konularda pek hassas değildi ama ne bileyim, olmadı bu. Selen üniversiteli bir kız değil de kahvehanede doğup büyümüş bir erkek gibi konuşuyordu açıkçası.
Her sefer tamam bu son Sezgin Kaymaz romanı dinlediğim diyorum, sonra bir bakıyorum yine yeniden kulağımda Emre Melemez'in seslendirmesiyle Sezgin Kaymaz :) Edebi anlamda değil ama hakikaten Emre Melemez şahane seslendiriyor, kendim okusam eminim çoğu kitabı yarım bırakacakken, sanki radyo tiyatrosu dinler gibi, ev işleri ve şöförlük hallerinde şahane bir eşlikçi oluyor bana. Bu roman da diğerleri gibi, çok paralel "öte alemler" falan, ki normalde sevdiğim konu değildir hele hele sürekli aynı şeyi yazan romancılara da ne bileyim, mesafeliyimdir ezelden beri. Fakat dedim ya, Emre Melemez.... Alıntı yok, çünkü dinledim. Okumadım. En iyi kitabı da değil (bence en iyisi Geber Anne'ydi açıkcası.. Ya da Lucky) ama evet, merak ediyorsun, ne olacak ulan bu işin sonu diyor, bırakamıyorsun diyeyim..
Basit bir ortamda basit bir şekilde başlayan bir konu. Ankara'da okuyan iki üniversiteli iki kızın, iki kankanın sohbet ortmına bir erkek düşmüştür. O andan itibaren başlangıçta hafif hafif sonrasında ciddi olağanüstü olaylar olmaya başlar. Zaten macera topu topu üç gün sürmektedir. Yazarın anlatımı çok etkileyici; bir cümleyi okurken kahkaha atıyorsunuz, bir sonraki cümlede ağlamaya başlıyorsunu, bir sonrakinde ağzınız açık kalıyor. Olağanüstü olaylar gizem yaratmakta. Acaba bu gizemli olaylar nasıl bağlanacak kitabın sonunda? Bitmesini istemeyeceğiniz bir başka Sezgin Kaymaz kitabı.
Kaptanın teknesi konu ve kurgu olarak tam bir Sezgin Kaymaz klasiği olmakla beraber sanırım ilk romanlarından olmasından dolayı Kün ya da Sevinç Kuşları tadında değil.
Yine insanın kendisiyle yüzleşme yolcuğu ve bunun elzem oluşu kurgu ancak anlatım fazla ergen dili kalıyor. Yazarın şu ana kadar okuduğum kitaplarından bir kadının dilinden yazdığı ilk eseri, hemde genç bir kadının dilinden olunca bu kadar derin bir hikaye, anlatım biraz zorlama olmuş.
Sezgin Kaymaz'ın külliyatını bitirmeme az kaldı. O nedenle de onun küfür dili edebiyatına alışığım. Ama Selen'in aile yapısına sahip birinin bu şekilde konuşması bana abes geldi onun dışında olay silsilesi baya merak unsuruna sahip ve bunu sevdim. Ve bir şeye de dikkat ettim hem hayvan sevgisi,hem de ahir dünyaya karşı ilgisi çok fazlaymış bu da kitaplarına çok yansıyor. Aynı zamanda asla tabu sahibi değil her farklılığı rahatlıkla kapsayabiliyor. Külliyatını okumanızı tavsiye ederim.
Uzun yıllar sonra okuyup bitirmeyi başardığım ilk kitap olduğu için yeri bende ayrı olacak. Okurken üniversite yıllarınızdaki geyiklerinize götürüyor sizi. Kızlar arasındaki diyaloglar o kadar doğal verilmiş ki, kadın bir yazarın kaleminden çıksa bu kadar gerçeklik hissi uyandırmayabilirdi. Sonunda herkese ne olduğunu bilemiyorsunuz, yazar oraları okuyucunun hayal gücüne bırakmış. O yüzden bitirince ilk hissettiğim şey tatminsizlik gibi oldu ama demlendikçe o hissi sevdim.
Tekrarlayan olaylar, abartili diyaloglar ve klise denebilecek bir son. Bitsin diye sayfalarin icine baktim. Benyusuf’u sesli kitap dinleyip begenmistim. Bir Sezgin Kaymaz kitabim daha var. Uzun bir ara verip okurum. Hayalkirikligi.
Kitap nereye varacak diye düşünürken, Sezgin Kaymaz yine yaptı yapacağını. O kadar güzel bağladı ki, tahmin edemedim kitabın böyle biteceğini. Çok sevdim. Her kitabın ayrı güzel, Sezgin Kaymaz. İyi ki varsın, iyi ki yazıyorsun.
Kün’den sonra beklentim yüksek olduğundan onun altında kaldı mı? Evet. Beğendim mi? Evet. Zaten Sezgin Kaymaz’ın kalemini çok beğeniyorum, ne yazsa okurum modundayım. 3,5’dan 4.
Eğer ki Zülfü Livane'linin Serenad kitabını okumamış olsaydım çok etkilenirdim. Fakat sonundan çok etkilendiğimi söyleyemeyeceğim. Zaten şahıstan sürekli "O" olarak bahsedildiği için kişinin kim olduğunu tahmin etmiştim. Kitabın son 20 sayfasına kadar gerçekten çok sıkıldım.Selen ve arkadaşının ukalaca ve bana göre basitçe tavırları ve konuşmaları,kızın da kendini oldukça bir şey sanması çok sinirimiz bozdu,tüm kitap boyunca bunların birbirlerinle dalga geçmelerini mi okuyacağım diye düşünmedim değil. Fakat kitapta oldukça fazla imla hatası var göze batıp rahatsız edecek kadar ! Yazarın en iyi kitabı olduğunu okudum birkaç yerde ; en iyi kitabını bile beğenmeyen biri olarak başka kitabını okuyabileceğimi sanmıyorum maalesef
"Farkettim ki yürüyen sadece ayaklarımdır. Kafamda olduğu yerde durup durur... 'O' nun olduğu yerde, 'O' nun olduğu saatte... Yine farkettim ki, Ayşe Tunalı'nın o şarkısı, hiç de benim dalga geçmemi gerektirecek kadar uyduruk bir şarkı değildir... Hani var ya: 'Saat olmuş sekiz on beş, nerdesin?'...
Mizah, argo dil kullanımı, mistik ve zaman zaman ürpertici olaylar, tipik bir Sezgin Kaymaz romanı olarak karşımıza çıkıyor Kaptanın Teknesi. Açıkçası daha iyi S.K. kitapları okumuştum. Yine de bu kitap gülmeyi unuttuğumuz şu günlerde, bana gülmeyi hatırlattı.
Guzeldi ama sonunun boyle bitmesini istemezdim,biraz hayal kirikligina ugradim.Evet ruhani birseyler tagmin etmistim ama bu kadar da direk baglamamaliydi sanki...