İsviçreli mimar Peter Zumthor, 1990’larla birlikte gelen enformasyon ve iletişim yönelimli ikinci postmodern dalgaya en keskin direnci gösteren kültür muhaliflerinin başında geliyor. Yazılı ve sözlü siyasi bir karşı koyuş değil bu; yaptığı işle, söz ve imge dolaşımı üzerine kurulu bu dünyanın umurunda bile olmadığını bir kez daha dışavurmuş oluyor. Üstelik de her seferinde başka bir şekilde: Bir seferinde ilkel toprak kap yapma tekniğine öykünerek, bir başkasında kayaların tektonik dizilişinden ilham alarak, ötekinde ise kereste depolarına sığınarak ya da balık sırtından esinlenerek. Her seferinde malzemeyle ve durumla tamamen kendine has bir ilişki kuran işlerinin tek ortak yanı doğrudan duyulara dokunmak, duyuları uyarmak üzere kurgulanmış olmaları. Bu kitapta Peter Zumthor’un dünyası, kendisine 2008’de mimarlığın Nobeli sayılan Pritzker ödülünü getiren işleri ele alınarak irdeleniyor. (Tanıtım Bülteninden)
'Olması gerektiği yerde olması gerektiği gibi olan'a dair Zumthor mimarlığı üzerinden bir anlatı. Soluk öylesine derin alınmış ki hala hissedilebilir. Formu, maddeyi ve içindeki ruhu zamanın derinliğine çakmış Zumthor. Maddenin duyuları yaşama ve dokunmaya davet ettiği dünyayla kurulan bu ilişki biçimi epey güçlü.
Mimarlığın ne demek olduğunu anladığım bir mimar: Peter Zumthor. Bakış açısı, yaşayışı ve eserleriyle modern dünyanın bu kadar dışından olup modern dünyanın ihtiyaçlarını bu kadar iyi karşılayacak yapılar yapmış olmasına hep şaşırdığım bir isim.
Bu kitabı lisansta bir hocamızın önerisiyle okumuştum. Bir grup arkadaşla üzerine konuşacağımız için tekrar okudum. Ve iyi ki tekrar okumuşum dedim. Başucu kitabım oldu artık kendileri. Mimarlıkla ilgili sorgulamlar yaptığımda örnek aldığım bir kişiydi hep Peter Zumthor.
İhsan Bilgin'i de unutmamak lazım. Çok kıymetli bir isim. Onun bakış açısından Peter Zumthor'u okumak çok iyiydi. Mimarın Soluğu gerçekten kitap. Bir mimar ne yapmalı? neden yapmalı? nasıl yapmalı? sorularının hepsine cevap bulduğumuz bir kitap.
Mimarlıkla ilginiz yoksa bile Peter Zumthor diye aratıp internette eserlerine bakmanızı tavsiye ederim. Eğer mimarlıkla ilişkiniz varsa bu mimarı hayatınızın bir noktasında ele almalı, incelemelisiniz. Naçizane tavsiyem :)
Çok daha fazla övebilirim bu kitabı ve mimarı. Ama şimdilik bu kadarla bırakalım.
Peter Zumthor'un mimarisinin nesne yönelimli olduğunu söylemek mümkün. O da minimalizmin içinden zuhur ederek, semantik olanı öncelemekten kaçınmış ("duyularla aracısız yüzleşmiş" s. 62), nesnelerin neliğinden poetiklik yaratmaya odaklanmış bir mimar.
İhsan Bilgin'in dili hem kendine özgü, hem de detayları mümkün olabilecek en sarih düzeyde sunabilen bir yapıya sahip. Yazınına yöneltilebilecek hemen hemen her sorgulamayı, okuyucunun aklına gelmezden önce yanıtlar nitelikte.
''Peter Zumthor'un işleri cazibelerini nereden alıyorlar? İlk bakışta, hatta ikinci, üçüncü bakışta sınıflandırılması güç işler bunlar. Birine bakarak sonrakini ya da öncekini kestirmek mümkün değil. Her seferinde yeniden anlamak gerekiyor. Şaşırtıcı: Her işiyle mimarlık dünyasının dikkatini bir kez daha üzerine çekiyor Zumthor; bir kez daha şaşırtıyor. Şaşırmaya eşlik eden izlenim genellikle içtenlik oluyor. Güven veriyor: Bizleri şaşırtmak için davranmadığına, motivasyonunu dikkatleri üzerine çekmekten almadığına dair bir güven bu. Aklı bizlerde değil, başka şeylerde gibi. Poz verirken değil de, dalmış işini yaparken dikkatimizi çekiyor adeta. Hassas bir denge bu. Bir "hinlik" sezildiği anda dağılıverecek hale. "Starlık" müessesesi tarafından öğütülecek, cansızlaşacak, sıkıcı müfredatların konusu olacak. Özenilirken burun kıvrılan ünlüler arasına katılıverecek. Farkında bile değil sanki bütün bunların. İşini yapmaya devam ediyor.''
İhsan Bilgin'de öyle bir Zumthor okuması var ki (bu konferanslarında iyiden iyiye hissediliyor.) Zumthor'u Zumthor'dan daha iyi anlatıyor olabilir.
“Kendi içinde huzurlu gözüken nesnelerle veya binalarla karşılaştığımızda, algımız da özel bir tarzda sakinleşir, yatışır. Algıladığımız nesne bize bir sözü dikte etmez, öylesine oradadır. Algımız sessiz ve önyargısızdır, tahakkümden uzaktır. İşaretlerin ve sembollerin ötesindedir. Açık ve boştur... Şimdi, algının bu boşluğunda, izleyicinin zihninde zamanın derinliklerinden geliyormuş gibi bir hatıra belirebilir. Nesneyi görmek artık aynı zamanda dünyayı bütünlüğü içinde sezmektir; çünkü ortada anlaşılmayacak bir şey yoktur...” (Zumthor, 1999)
Okumadan önce biraz on yargıyla yaklaştım kitaba. Bilgiden oluşan sıkıcı bir kitapmis gibime geldi lakin okudukça zevk alıyorsunuz. Kesinlikle bir daha okumak isteyeceğiniz bir kitap oluveriyor.