Questa è la biografia di un uomo che in 57 anni vita fu protagonista di terribili tempeste, fu conosciuto sotto numerosi nomi, salvò una comunità, pose fine a un secolare impero, fondò un nuovo stato e per molti aspetti una nuova nazione, ma soprattutto sottopose il proprio paese a un radicale progetto di trasformazione culturale. Tutti i grandi nodi della storia del Novecento e del tempo presente appaiono espressi e simboleggiati dalla sua personalità e dalla sua opera. Senza mai perdere di vista il contesto storico generale, il libro segue le tappe della carriera militare del giovane Mustafa Kemal, che inizia a diventare famoso durante la Prima Guerra Mondiale. Dopo la sconfitta dell’impero Ottomano nel 1918 il giovane generale comprende che le potenze vincitrici sono intenzionate a infliggere ai turchi una pace rovinosa. Con il beneplacito britannico nel 1919 si trasferisce nella Turchia asiatica e organizza il movimento di ribellione contro lo smembramento del paese. Con eccezionale abilità politica rafforza la propria leadership all’interno del movimento di ribellione nazionale, sconfigge sul campo i nemici esterni, abbatte la dinastia ottomana, riporta - da sconfitti - al tavolo della pace i vincitori del 1918 e fonda l’odierna Repubblica di Turchia. Nato in Macedonia, ossessionato dal ricordo degli effetti distruttivi del pluralismo etnico-religioso, persegue una ferrea unità a danno soprattutto della consistente minoranza curda, dando origine a una tragedia ancora irrisolta. Nel frattempo imposta con somma abilità la politica estera del proprio Stato, che si guadagna la stima della comunità internazionale. Ogni successivo tentativo di evoluzione democratica ha evidenziato le riserve, quando non l’ostilità, di molti turchi nei confronti del suo radicalismo laico occidentalista.
Sanki başka kitaba başladım, başka kitabı bitirdim.
Atmosferik, ilgi çekici ve incelikli başlayan biyografi; yüzeysel ve delik deşik bir tarihsel anlatının üzerine, yazıldığı dönemin kof siyasi atmosferinden bir örtü çekilip sonuçlandırılmış.
Kurtuluş Savaşı'nın başlangıcına dek ayrıntılı ve tutarlı bir biyografik anlatı varken, Grassi tarihsel dönemeçleri doğru yakalayamamış, Mustafa Kemal'in yaşam öyküsünü doğru zemine ve doğru bağlama oturtamamış.
Grassi'nin biçemi, öncelikle, özellikle ilginç bir biçem değil. Yani kitap özel olarak iyi yazılmış bir kitap değil, dilinde ve tarzında ayırt edici bir yan yok. İkincisi, kitap bir biyografi olarak, Mustafa Kemal'in kişiliğini tutarlı ve derinlikli olarak irdeleyemiyor, dönemeçleri yakalayamıyor, olan biteni gerekli bağlam ve düzleme oturtamıyor. Örneğin saltanatın kaldırımasıyla ilgili tartışmalara değinip geçiyor, ama bunun neden ve nasıl büyük bir evre olduğuna değinmiyor. Yeri gelince devrim büyük devrimdi diyor ama neden büyük olduğunu anlatmıyor. Genel bir kopukluk, bir ruhsuzluk var. Üçüncüsü, bununla ilintili olarak, anlatı akmıyor. Kitap ilerledikçe atmosfer sönüyor, Atatürk anlatının odağı olarak silikleşiyor ve ilginçliğini yitiriyor. Anlatının çıkış ve varış noktaları gözden yitiyor. Yani hem kuramsa çerçeve, hem anlatı, hem de biçem kendini gerekçelendirme yeteneğini yitiriyor ikinci yarıda. Bu bence iyi bir biyografide gözlenmemesi gereken bir şey.
Grassi'nin anlatısında tarihsel dönemeçler tekdüze, silik ve eksik, literatür taraması oldukça yüzeysel, temel sorunsalı tuhaf ve anlaşılmaz. Bunlar, halbuki, kurgudışı metin yazmanın temel boyutları değil mi? Bir tek bizlerden mi bekleniyor bunları dikkate almak?
Tarihsel ruh, dönemin tartışmalarının ilginç boyutları, atmosfer, kişiler, çatışan öncelikler ancak müthiş bir yüzeysellikle yer bulurken; 2000'li yılların Kemalizm ve ulusalcılık tartışmaları, Kürt ve Ermeni konuları geniş olarak yer bulmuş. Sorun bunlara yer verilmesi değil, Grassi'nin takındığı tutum da değil. Ama Grassi bunları anlatı içinde gerekçelendiremiyor. Bunların okur için bir anlam taşıması için okurun Türkiye'yi 'Türk-Kürt, dindar-laik' çekişmesi içinde debelenen tuhaf bir ülke olarak tanıması gerekiyor. Peki, Grassi bu kitabı ne zaman yazmış olmalı ki aklında böyle bir okur olsun? 2008 elbette.
Demek ki Grassi'nin yazdığı biyografi ancak yazıldığı dönemin tartışmaları çerçevesinde anlamlı, başka zamanda yazılacak bir metin değil. Bu, peki, kurgudışı metin yazmanın, hele ki biyografi yazmanın iyi bir yolu mu? Hayır, bence kesinlikle değil.
Yineliyorum: Bir biyografi yazarı olarak Grassi'nin kendi kafasında bazı sorunlar, sorular olabilir ve metin bunlara yanıt vermek üzerine yazılabilir. Ama kalıcı ve nitelikli bir metin yazmak istiyorsanız bir dönemin siyasi tartışmalarının ötesine geçen bir görüşünüz, arayışınız, anlatınız olmalı. Sonuç olarak Grassi kitabın yazılışından 70 yıl önce ölmüş birinin biyografisini yazmış ama kitap 15 yıl sonra aynı oranda güncel değil.
Hoş, zaten güncel kalsa bile çok iyi bir kitap da değil.
Büyük kronolojik boşluklar ve yanlış olduğunu düşündüğüm bazı değerlendirmeler dışında Atatürk'e hayran olduğunu gizlemeyen İtalyan bir yazarın gözünden Atatürk'ü okumak keyifliydi.
Atatürk'ü kronolojik boşluklar bırakmadan tek bir kitaba sığdırmak elbette imkansız. Fakat kitabı bu açıdan biraz da sığ buldum. Atatürk'ü hiç tanımayan batılılara Atatürk'ü anlatmak için yazılmış gibi. Onu tanıyan, özümseyenlere ise sığ gelebilir.