Jump to ratings and reviews
Rate this book

Motherland Hotel

Rate this book
الناشر

تنقلب حياة زبرجد الروتينية بوصول امرأة جميلة من العاصمة لقضاء ليلة في الفندق. ظهور المرأة الغامضة أثار حيرته، فباتت حياته انتظاراً لعودتها التي وعدت أن تكون في «الأسبوع المقبل»، لكن الأسابيع تتوالى وتخيلاته تتزايد حتى أخذ تدريجياً يفقد إدراكه للواقع.

هو سليل عائلة عثمانية كانت مرموقة في ما مضى، وآخر من بقي منها حياً، ومالك فندق «الوطن»، المؤسّسة المتهالكة بجوار محطة القطار. انطوائي في منتصف العمر، وحيدٌ حتى باتت حياته البسيطة قائمة على المهمات الإدارية.

رواية تدعو القارئ للاقتراب منها أكثر وأكثر. وإن كان آتيلغان قد حقّق شهرة أدبية كبيرة، فإنّ «سيّدة الفندق» جاءت لتكرّسه واحداً من كبار الحداثيين في تركيا

152 pages, Paperback

First published January 1, 1973

180 people are currently reading
5985 people want to read

About the author

Yusuf Atılgan

20 books522 followers
Yusuf Atılgan (27 June 1921, Manisa - 9 October 1989, İstanbul) was a Turkish novelist and dramatist, who is best known for his novels Aylak Adam (The Loiterer) and Anayurt Oteli (Motherland Hotel). He is one of the pioneers of the modern Turkish novel.

Atılgan is considered as one of the pioneers of the modern Turkish novel. His novels had a psychological style, digging into themes such as loneliness, questioning, meaning of life.

Atılgan finished middle school in Manisa, then high school in Balıkesir. He graduated in Turkish language and literature from İstanbul University. He finished his thesis titled Tokatlı Kani: Sanat, şahsiyet ve psikoloji under supervision of Nihat Tarlan. Atılgan then began teaching literature at Maltepe Askeri Lisesi in Akşehir. In 1946, he settled down at a village named Hacırahmanlı near Manisa where he took up writing. His novel Aylak Adam was published in 1959 which dealt with psychological themes such as loneliness, scope and possibility of love, meaning of life, seeking and obsession. This was followed in 1973 by Anayurt Oteli, which narrated the life of a hotel doorkeeper(named Zebercet) in an Anatolian town, with deep psychological examinations and touching themes such as sexuality and obsession. It gained further fame with a film based on the novel. In 1976, he began working in İstanbul as an editor and translator. With his wife Serpil he had a son in 1979 named Mehmet.

Atılgan died of a heart attack in 1989 while in the middle of writing a novel titled Canistan

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
3,418 (31%)
4 stars
4,152 (37%)
3 stars
2,409 (21%)
2 stars
731 (6%)
1 star
289 (2%)
Displaying 1 - 30 of 573 reviews
Profile Image for İntellecta.
200 reviews1,784 followers
January 3, 2021
Varoluşçuluk akımının Türk edebiyatındaki ilk örneklerinden olan bu kitapta yalnızlık, cinsellik, ve ölüm konuları psikolojik çözümlemelerle ele alınmış ve bir insanın yalnızlığı ile tekdüze yaşam içine kıstırılmış olma hali son derece etkili bir şekilde anlatılmış.

"Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde;sözle, yazıyla, resimle ya da susarak."
S.53
Profile Image for Oguz Akturk.
290 reviews743 followers
May 22, 2024
YouTube kanalımda Yusuf Atılgan'ın kitaplarını filozof ve psikanalistlerle yorumladım: https://youtu.be/N7qPdz3QdlE

Oedipus kompleksi : Erkek çocuğun annesine duyduğu aşırı sevgi sonucunda babasının yerine geçme isteğinin saplantı hali.
Nekrofili : Canlılar yerine ölülere yönelik bir cinsel istek duyma hali.
Zoofili : İnsan ve hayvan arası cinsel eylemi ya da şiddeti tanımlamak için kullanılan bir terim.
Gizli eşcinsellik : Kadının çekicilik yönü kuvvetli olduğunda erkekte oluşan şiddetli kıskanma durumlarında oluşabilecek klinik bir vaka.

Adım Zebercet.

Ne ölüyüm, ne sağım. Bilinçaltım dipsiz bir kuyu. Bir otel işletirim. Tavanarası katına bilinçsel olarak ulaşamayacağımı bilsem bile cinsel isteklerim Oedipus kompleksinin oluşmasını sağladı. Böylece Freud buna id adını koydu. id sensin ulan
id babandır ulan anandır ulan
karındır
karım değil bir kadın
adım zebercet
bir otel işletirim
babamdan kalma
babamın adıyla kendimi tanıttığım olmuştur
doğuştan bir yeteneğim var
bilinçaltlarını görmek
niye verdiğim para üstlerini almıyorsunuz
insanlar alsanıza verdiğim üstleri
kalmasın size ait bende bir şey
illa etrafımdakileri eksiltmem mi gerek
bir daha sizi içeri alan id olsun

Otelimize hoşgeldiniz, buyrun. Boş odamız yok. Şu an ego katı üzerinde bulunuyorsunuz. Ne kadar da normal görünüyorum değil mi? Sanki hiç id ve süperegoya sahip değilmişim gibi duruyor. Yalan yahu, külliyen yalan. Hayır, size dememiştim. Ben bu kattan yönetiyorum bütün bu oteli. Bir kadın vardı, o gittikten sonra 1 numaralı odayı kimseye vermedim. Zaten kimse hak etmedi ondan başka. Karakterim bana insanların kapılarını dinleyip onların cinsel olarak haz alışlarını duymamı emrediyor. Ama ya 1 numaralı odadaki çatışmalarım? Ya idin haberi olursa bundan, ne yaparım sonra ben? Hemen tavanarasına çıkmalıyım
her ne kadar süperegodan geçmek zorunda olsam da
idimi unutamıyorum
o yukarıda
o her yerde
bir kedi var
zoofilik biri miyim ben
hakkımda tek bildiğim şey adımın zebercet olduğu
gerisi bilinçaltım
madem annem benim hayallerimi süslüyor
o zaman babam olmalıyım
otoritenin ta kendisi
öldürmek
sokmak
gizli eşcinsellik
nekrofili
sabah kalktığımda beni ilk karşılayan sarı donum

İyi de, ben neden bu oteldeyim? Ben hazlarımdan ibaretim. İnsanlar yoksun hissederse ben yoksun hissederim. Anne, babamla vakit geçirebilirsin ama olmaz ki
ben ne olacağım
benliğim ne olacak
otelim ne olacak
bu otel neye yarıyor ulan o zaman
bütün katlarını ben tasarladım
bu otelin mimarı siz değilsiniz
anne beni iste
babamı değil
yetersiz hissettirme beni kendime
yok olun
elimin değdiği insan yok olsun
mezarlıkta görmek istiyorum sizi
bu otele ayak basan bir kadın daha olursa
kendisini hayat boyu bir penisten yoksun hissetsin
karşılayamıyorum isteklerinizi
oteldeki bütün odalar boş
ama oteldeki bütün odalar dolu
yukarıdan geldi emir
esas bakmam gereken katlar aşağıki katlar
ruj sür kadınıma
temizlik yapıp durma sadece
bıyığım var mıydı
iyi de askerde değilim ki
anne babamla mısın
yukarılar beni sürüklüyor
sürükl

Zebercet soyutlanmadır. Toplumdaki bireysizleştirilmenin vücut bulmuş halidir. Canlılardan bulamadığını ölülerden, kadınlardan bulamadığını erkeklerden bulmak isteyen bir bilinçaltı virüsüdür. Bulaşıcıdır. Sanki herkes Anayurt Oteli'ne gelmek ister. Görünmezlik kremini getirin insanlar, ama bu bilince sürülür mü? Gelmeyecek mi? Hiç mi gelmez? Bütün kapılar kapalı otelde. Mahremiyet dağıtır isteyenlere. İstemezler miydi? Canları cehenneme... Alsalardı para üstlerini onlar da. Rahat bıraksalardı onu. Sonra yukarı çıktı.

Adım Zebercet.
Profile Image for Nika.
253 reviews316 followers
December 20, 2024
3.5 stars

The appeal of this novel lies in the way it is written. A stream-of-consciousness style and a rather peculiar use of punctuation marks quickly grab our attention.

We follow a man who runs a hotel in one of the Turkish towns. The text reflects his state of mind, and as the story progresses, the man's thoughts and memories reveal more and more of the gradual disintegration of his personality. The protagonist decides to close the hotel to visitors. We see him wandering the streets and at times acting like someone in a dream.
Motherland Hotel involves a crime and a suicide and has a bitter taste. The main character's gloom and anxiety deepen. The dark and foreboding tones permeate the whole story, reaching a climax as it crosses the equator and nears its end. Yet somehow I enjoyed being immersed in the strange journey of this troubled and self-centered man who harms others and ultimately destroys himself.

I hesitated how to rate this novel. I was engrossed in the narrative for more than half of the book but found myself struggling with the last 20 or 30 pages. This can, however, be explained by the changes the main character goes through. His thoughts become more and more confused and intermittent. Some sentences are left unfinished, ending after a word or two.
Then his memory is triggered, and he starts thinking about what his parents told him a long time ago. He plays these memories over and over again in his head.

This story left me with ambivalent feelings, but Yusuf Atılgan writes masterfully. Some passages in this book reminded me of James Joyce.
Profile Image for Maziyar Yf.
818 reviews634 followers
August 7, 2025
یوسف آتیلگان در کتاب هتل آنایورت نگاهی روان شناختی به زندگی فردی انداخته که به دلیل تنهایی و انزوای مفرط بیشتر دلایل و ریشه های جنون را در خود دارد ، نویسنده در کتاب کم حجم اما سخت خوان خود داستان زبرجد ، متصدی هتل آنایورت را بیان کرده که انتظار زنی زیبا که پیشتر یکی از مشتریان هتل بوده به تدریج او را از جامعه و زندگی جدا کرده و حالات روحی او را آشفته و پریشانتر می کند .
نویسنده حالت روحی زبرجد را در درازای داستان توصیف کرده ، او به صورت مستقیم صفات تنهایی و انزوا را برای زبرجد به کار نبرده بلکه در روند داستان ، گذشتن اوقات زبرجد در هتل آنایورت و صحبت کردن کم با افرادی محدود است که خواننده داستان متوجه تنهایی او می شود ، به همین ترتیب هم خواننده با رفتن زبرجد به اتاق خالی زن جوان به افکار جنسی او پی می برد .
نویسنده در این کتاب افزون بر استفاده از زبانی سخت با درهم ریختن زمان و توالی داستان و استفاده بسیار از رویا و خیالات و آمیختن آن به حقیقت ، درک کتاب و شناختن مرز میان حقیقت و توهم را برای مخاطب نگون بخت بسیار سخت کرده وسبب شده که دلبسته کتاب و فضای سرد وخاکستری آن شدن برای خواننده سخت و شاید ناممکن شود.
Profile Image for Firdevs.
17 reviews118 followers
April 15, 2018
Tekdüze bir hayatı en ince detayına kadar anlatan, psikolojik tahlillerin yoğun olduğu kısa fakat çok etkili bir romandı benim için.
Profile Image for İdil.
22 reviews
September 12, 2016
Okuması zor bir kitap Anayurt Oteli. Gerek, yer yer nokta veya virgül kullanılmaması gerek de anlatıcının belirsiz ve silik üslubu bilinçakışının nerede başlayıp bittiğini anlamamı zorlaştırdı. Geçmişte olup biten olayları anlatırken bahsi geçen onlarca isim bir noktadan sonra birbirine karışıp adeta alfabe çorbasına döndü. Zebercet'in çileli sülalesinin eskilerde neler yaşadığı hakkında çok az şey anlayabildim. Anlamak için de çaba göstermedim çünkü pek de merak etmedim. Sonuç olarak da derinliğini çözemediğim bir garip Zebercet kaldı elimde. O, psikopat mı, şizofren mi, sosyopat mı yoksa sadece yalnızlığın kölesi olmuş, tuhaf cinsel tutkular barındıran sapık bir kişilik mi, çözemedim. Bu roman bana sıkıntı verdi, içim karardı. Hem de öyle Poe hikayeleri gibi tatlı bir kasvet de değidi. Bir cenaze günündeki gibi tatsız bir iç sıkıntısıyla çevirdim kitabın son sayfasını.
Profile Image for B. Han Varli.
167 reviews123 followers
May 28, 2018


sırtını kapıya dayayıp çevresine baktı. kadının bıraktığı gibi duruyordu her şey: yatağın ayakucuna doğru atılmış yorgan, kırışık yatak çarşafı, terlikler, sandalye, başucu masasındaki gece lambası, bakır küllükte bitmeden söndürülmüş iki sigara, tepside çaydanlık, süzgü, çay bardağı, kaşık, küçük bir tabakta beş şeker (altı şeker koymuştu o gece bir çay içebilir miyim acaba demişti odaya girince üçlük çaydanlıkta demlemişti çayı bir elinde tepsi kapıyı vurmuştu girin yatağın kıyısında oturuyordu paltosunu çıkarmış kara kazağı iri yuvarlaklı gümüş kolyesi bakmıştı zahmet oldu size sonra o köye nasıl gidileceğini sormuştu öyleyse saat sekizde uyandırın beni lütfen olağan bir şeymiş gibi nüfus kağıdım yok demişti...


yusuf atılgan okumak beni bir garip yapıyor.

camel dinliyormuşum gibi hissediyorum kendimi, bir zeki demirkubuz filmine hapsolmuşum da yapış yapış bir aidiyetsizlik içerisindeyim sanki.

herhangi bir okura bu müthiş satırların sahte gelmesi için bir sebep yok, peki neden bir sahtekarı dinliyormuşum hissine kapılıyorum sık sık?

benzer hisleri demirkubuz’un kabız filmlerinde de yaşıyorum, son filminin türkiye prömiyerinde arkadaşım söylemişti bu hissi yönetmene, ingilizce arty-farty olarak değerlendirmişti yaptığı işi. sanat yaparken osuruyor mu şimdi yusuf atılgan, yok daha neler, çarpılırım yemin ediyorum.

sonra şöyle düşündüm: galiba, hikayesi olma ihtimali olmayan insanlara zorla hikaye yazıyor bu insanlar. demirkubuz bir atölye işçisi üzerinden bir şeyler anlatıyor mesela filminde, herhangi bir işçinin o cümleleri gerçek hayatta kurma ihtimali = yok ama. kendilerine sanatçı diyen marjinal bir topluluğun halkı yansıtmayı amaç edindikleri bir oyun mu yani tüm bu üretimler, belki, gerçekten böyle hissediyorum. atölye işçilerinden bi:haber bir yazar üretince sahte oluyor işte bir yerde. ben mühendisim, gördüğüm işçileri anlatacak olsam burada kimse o adamları okuyup değerlendirmek için sıraya girmez. bir işçi bahsettiğim filmi izlese hayatının dertsiz tasasız insanların hafta sonu eğlencesi, safari etkinliği haline geldiğini düşünür, güzel bir küfürle de süsler bu düşüncesini, kendisiyle karakterler arasında bir bağlantı kuramaz.

pl

atılgan da sıradan bir otel işletmecisini anlatıyor, gayet başarılı, girişteki alıntı gibi birçok yer var soluksuz okuduğum. bazı yerlerde insanları konuştukları gibi yazıyor, bazı yerlerde istanbul beyefendisi oluyor herkes. sepya bir ruh hali, bir gizem, anonim karakterler, ne ölüyüm ne sağım boş vermişliğinde bir dünya.

pekala, gerçeklikten koparıp kendi içerisinde değerlendirelim. diyelim ki yazar tamamen kurgu bir metin yazmış, tüm o ayrıntılar öylesine.

başlıyorum.

her şeye karşı bir beklentimiz var. bir kitap okuduğumuzda buna değsin istiyoruz galiba, bazısı hayatı değişsin istiyor, bazısı dişinin kovuğuna yetsin istiyor, bazısı aldığı paranın karşılığını istiyor. sanırım hepimiz karşılık beklediğimiz ilişkilerin içerisinde sürüklenip gidiyoruz ve bu alışkanlık hayatımızdaki her pratiğe bulaşmış halde.

emeğimizin karşılığını istiyoruz işte bir şekilde, daha fazla gevezelik yapmayacağım.

pl

yusuf atılgan ise elinin tersiyle itiyor tüm bunları, bir otel görevlisinin burnunu karıştırmasını anlatıyor, yalnızlığın verdiği rahatlığı işliyor satırlarında donuk bir kalemle. hiçbir şey yok aslında okuyacak, dümdüz akıyor anlatım, ama okuyorsun abi, delireceğim düşündükçe. bunu youtube’da bir kız yapmıştı a101’e girip atıştırmalık bir şeyler aldığı video’ları ile; büyülenmişti herkes, çıkamamıştık o basitlik içerisinden uzun süre; benzer bir durum kısmen.

bahsettiğim basit çemberin içerisinde öyle bir yakalıyor ki bazen yazar okurunu, tüyler diken diken kalıyorsun, kem küm ediyor bir yerlerde bir ses.

ulysses’i hatırlatan sayfalar, aynı donukluktaki cinsellik betimlemeleri, yeni yazım teknikleri ve noktalama işaretlerinin anlamını şaşırması ile cüretkar buldum ayrıca yusuf atılgan’ı.

aidiyet hissedemedim ama. kaçırdığım bir şeyler mi var diye düşünürken zaten kaçıracak bir şey olmadığını hatırlatıyor bir yerlerden bir şeyler. genelden özele değerlendirdiğim zaman dahi uyanmıyor o edebi doygunluk yaşıyorum hissi bende.

sanıyorum yaşlandıkça sivrilen karakterlerimiz gibi okur hayatımız da bir yöne eğilim gösteriyor ve “her şey”i sevemiyorsun.

her yeni başladığım kitaba objektif bakamayacak olmak beni çok üzüyor.
Profile Image for Marc Lamot.
3,474 reviews2,001 followers
July 3, 2022
In general, Turkish literature is greatly underestimated. Apart from Orhan Pamuk and Elif Shafak, the average (non-Turkish) reader hardly knows a name. Now, it is a well-kept secret that a number of Turkish writers in the 1970s were absolutely in tune with the modernist experiments that characterized Western European literature. A few years ago I was very taken with “Life in Pieces” (original Tutunamayanlar, which I read in a Dutch translation) by Oguz Atay (1934-1977), who rightly bears the title of Turkish Joyce. This book, Motherland Hotel (original “Anayurt Oteli”) by Yusuf Atilgan (1921-1989) seems to be more inspired by Albert Camus, in particular his novel “L'étrangerThe Stranger”. Alienation within modern existence, and how this can lead to a complete derailment, is the central theme.

We follow a certain Ahmed Zebercet who runs a hotel in western Turkey on behalf of an uncle. Atilgan describes in a very dry style the almost mechanical actions that Zebercet performs: registering guests, showing the rooms, receiving money, following up everything neatly, etc. Quite normal, it seems, although he does observe the behavior of his guests very meticulously, and his sexual fantasies (including rape of women in their sleep) certainly should warn the reader of ominous things to come. Zebercet is particularly intrigued by a woman who "came from Ankara on the slow train", stayed at the hotel for several days and then left without actually checking out. That woman becomes a real obsession and gradually "malfunctions" begin to appear in Zebercet's daily routine. As said, it's derailing, although I won't reveal the punch line.

Stilistically, the bulk of this novel is quite conventional, with an omniscient narrator chronologically describing what Zebercet does and what goes on inside his mind. Only at the beginning and at the end does Atilgan try some stylistic experiments with little punctuation and muddled sentences, not quite successful, I think. In terms of content, however, he fits in well with Camus and what his colleague Atay were aiming at. For some critics the title of the book is a reference to the straitjacket that Turkey imposed on itself in the 1970s (and before): with an artificial nationalism, a compulsive obsession with the secular nature of the Kemalist republic, and a good dash of paternalism. Such a straitjacket leaves no room for individuality and inevitably leads to alienation, is the message that Atilgan seems to give us. In my opinion this certainly is an interesting read, but it didn't completely captivate me, I'm afraid.
Profile Image for Sine.
389 reviews477 followers
September 11, 2018
“bir insan böyle bir şeyi nasıl yazar” diyerek okuduğum kitaplardan. ve böyle kitapları ilk defa okuduğum günleri sonradan hep özlüyorum. o kadar doğal, kusursuz, insanı içine alan bir roman ki; bitirince bir parçanız kopuyor sanki. iyi ki bu ülkeden bir yusuf atılgan geçmiş.
Profile Image for Sepehr.
210 reviews240 followers
January 20, 2022
امتیاز ۳.۵

هتل آنایورت را می‌توان به مثابه‌ «شازده ابتهاجِ ادبیات ترکیه» دانست که البته حین خواندنش مدام صحنه‌هایی از فیلم «روزی روزگاری در آناتولیِ نوری بیلگه جیلان» برایم تداعی میشد. رمان سر راست و ساده نیست. پر از ماخولیا و فلاش بک است. منتها گریزی است زیرکانه به بافت زندگی فردی و اجتماعی ملت ترک. این رمان از واضح‌ترین مثال‌هایی بود که در عالم ادبیات، از فرآیند تبدیل جنون بالقوه به جنون بالفعل خواندم.

دی هزار و چهارصد
Profile Image for Hakan.
833 reviews633 followers
August 7, 2015
Yusuf Atılgan'ın okumadığım tek kitabıydı Anayurt Oteli. Aylak Adam, Bodur Minareden Öte (toplu hikayeleri) ve Canistan'ı (ölümü nedeniyle tamamlayamadığı son romanı) hayranlıkla okumuştum. Özellikle Aylak Adam'ı kaç zamandır tekrar okumak isterim. Anayurt Oteli'ni bu kadar geriye bırakmam ise herhalde, Ömer Kavur'un uyarlaması etkileyici filmini seyretmiş olmamdan kaynaklandı. Kitap, taşranın boğucu ortamında insanlarla iletişim güçlüğü çeken, itilmiş/kakılmış baş kahraman Zebercet'in hikayesini anlatan, edebiyatımızın sanırım en güçlü psikolojik romanlarından biri olarak kabul edilebilir. Zebercet gibi kolay unutulmayacak bir karakter çizmiş Atılgan. Cinsellik çok ustaca işlenmiş. Üslup, duru ama vurucu, farklı karakterlerin ifadelerin harmanlanması, geriye dönüşlerle üst düzeyde. Sonlara doğru aile geçmişine değinilen bölümler bana biraz kafa karıştırıcı geldi. Filmini izlemiş olduğumdan, hikaye örgüsünü, sonunu bilmeme karşın, büyük bir zevkle okudum kitabı. Elbette, bir suç romanı okumuyorsun, sonunu bilmenin ne önemi var diyebilirsiniz haklı olarak. Kitabı bitirince Atılgan'ın sadece, üstelik biri de yarım kalmış, dört eser yazmış olmasına tekrar hayıflandım. Keşke biraz daha yaşasaymış da insan doğasına, hasletlerimize, zafiyetlerimize biraz daha ışık tutsaymış...
Profile Image for Sofia.
1,352 reviews297 followers
August 24, 2025
Watching Zebercet unravel is chilling. We start with him going through his life mechanically, methodically, even his sexual interludes are methodical. From there he is put onto a whirling wheel of obsessive thoughts which spiral him towards the end.

His lonely sojourn in this world and watching him get flushed down in the whirlpool of thoughts, obsession, method and loneliness made me sad.
Profile Image for trestitia ⵊⵊⵊ deamorski.
1,545 reviews454 followers
August 26, 2018

Zebercet, tekdüzeliğin düzenli ve hissiz saadetinde, ansızın paramparça olmuş bir yarı yaşayan, yahut yarı ölü.


“ne ölüyüm ne sağım.”

yalnız, Zebercet'i dibe sürükleyen bir kadın değil. ta doğumuyla, hatta varoluşuyla yalnızlıktan mütevellit, kendi hariç herkesi tanıyan, kendi hariç her şeyi gören, işte bu yalnızlıktan Zebercet'in hem yaşantısı, hem yaşayışı, hem yaşı, -kısaca- varoluşu canhıraşlıktan başka bir şey değil. Ki zebercet, ne yapmışsa ya da yapmamışsa ya da yapamamışsa bu yalnızlığın canhıraş oluşundan.
otele kayıt defteri bile öyle.


sonra olacak ya, her yaşantıda olduğu gibi bir şeyler kıyıya dik uzanmaya başlar, zebercet bir an için yaşar, ve ardından bir an için ölür. hayatı aslında, farkındalığa varmasa boş kurulmuş bir zemberekken, bir kadın, bir tetikleyici (evet kadın tetikleyicidir, ancak asla neden(ler) değil) işte bir tetikleyici yüzünden (sayesinde değil) zehir zembereğe dönüşür her şey.

ki zebercet, tetikleyiciden sonra değişmez bu kafa karıştırmasın, yani zebercet yine zehir zemberektir, yine yürek parçalar hali. ta doğumdan dediğim bu varoluşu, spoilersız örnek verirsem, yanında çalışan kadına yaptığı şeylere neden aslında. sadece bundan çıkıp şuna giriyor.

tetikleyicisi, takıntısı oluyor ama aslında bu takıntıları hep var. fişlerde var, ortalıkçı kadında var, odasında var; gecikmeli trenle gelen kadın sadece bir yenisi. bu takıntıları Zebercet'in hayatta tutunduğu bir ip. ama tam yaşamıyor belirteyim tekrar. ancak, sonradan fark edince, nihayet, o ipi dolayıveriyor boğazına.

"gelmeseydin ölürdüm..."

bir de nedendir bilmem, zebercet'e okurken de, konuşurken de hep zercebet diyorum önce, sonra aklıma doğrusu geliyor, ki gereksiz bir bilgi.

atılganın yaptığı muhteşem mecazlardan (mesela çay bardağı), imla kullanmadan yaptığı cüzi uzunluktaki tirat şölenlerini demiyorum bile.

ama kabaca bir şey demek istiyorum, zebercet'in hali hep olmuş olan olabilir, ama biraz da çevrenin siklememesinden kaynaklı. ne yapalım, öldürelim mi hem kimsesiz hem de çirkinse birisi.

ve rica ederim, zebercet'e kızmayınız.
esenlikle
iko
Profile Image for Joy.
552 reviews84 followers
July 23, 2020
İnanılmaz bir karektersin Zebercet. Nasıl da birden bire delirdim öyle ya anlamadım. Nasıl eksik, nasıl yalnız büyütülüldün sen. Hele zavallı ortalıkçı kadın, ah keşke onu da başka bir kitapta anlatsaydı. Yazmak bu bence, bir resepsiyonu yazmak. Ne anlatılır ki bunun hakkında dediğim adam, aklımı başımdan aldı, korktum yani yer yer.
Profile Image for zeyno.
114 reviews59 followers
June 26, 2012
"dayanılacak gibi değildi bu özgürlük."
Profile Image for Laurent De Maertelaer.
804 reviews168 followers
November 7, 2017
Verschenen op MappaLibri: http://mappalibri.be/?navigatieid=61&...

Yusuf Atılgan: Hotel Moederland

description

Sinds kort kan Uitgeverij Jurgen Maas er prat op gaan het volledige romanoeuvre van de grote Turkse schrijver Yusuf Atılgan (1921-1989) op de fondslijst te hebben. Anderhalf jaar na haar lovend ontvangen vertaling van Atılgans debuut De lanterfanter (1959) vertaalde Hanneke van der Heijden op even sublieme wijze nu ook zijn tweede roman, Hotel Moederland (1973). Met gedurfde vormexperimenten tilt Atılgan dit duistere verhaal over een vereenzaamde man die langzaam wegglijdt in waanzin naar ongekende literaire hoogtes. Hotel Moederland — opgenomen in de Schwob-selectie van 2018 — is een vergeten maar onvergetelijk meesterstuk dat een ruim lezerspubliek verdient.

Atılgans oeuvre beperkt zich tot de twee nu in het Nederlands vertaalde romans (een derde, Canistan, bleef onvoltooid en verscheen postuum in 2000), een toneelstuk, een kinderboek en enkele korte verhalen. Desondanks is zijn invloed op de moderne Turkse literatuur van onschatbare waarde. Zo dweept succesauteur Orhan Pamuk openlijk met Atılgans oeuvre, in het bijzonder met Hotel Moederland.

Atılgan groeide op in Manisa, een middelgrote stad aan de westkust van Turkije die in de Grieks-Turkse oorlog werd verwoest. De Atılgans verhuisden naar een nabijgelegen dorp en werden landbouwers. Yusuf studeerde literatuur aan de universiteit in Istanbul en volgde een lerarenopleiding bij het leger. In 1945 werkte hij voor een jaar als docent aan de militaire academie in Akşehir. Daar werd hij ervan beschuldigd communist te zijn. Een militaire rechtbank veroordeelde hem tot zes maanden gevangenis en hij werd ontslagen uit het leger. Na dit debacle trok Atılgan zich terug op het platteland met het ijdele plan net als zijn vader boer te worden. Maar in de plaats van op de akker vond hij zijn vaste stek aan de schrijftafel. Na verschillende vruchteloze pogingen om een roman te schrijven, publiceerde hij in 1959 De lanterfanter. Het boek werd (en wordt) geprezen om zijn stilistische prouesse. Veertien jaar later voltooide hij Hotel Moederland, na schier eindeloze versies en herwerkingen.

Zebercet is drieëndertig en baat in een niet nader genoemde provincieplaats in het zuidwesten van Turkije een gammel hotel met amper negen kamers uit. Het aftands gebouw behoorde ooit toe aan zijn aan lager wal geraakte grootvader. Het bed waarin hij werd geboren staat nog steeds in een van de kamers. Zijn schimmig cliënteel bestaat uit landbouwers, militairen, marktkramers, rondreizende acteurs, veetelers, studenten, prostituees en minnaars-voor-één-nacht. Zebercet is vervreemd van de kleine stadsgemeenschap en heeft geen vrienden. Hij verlaat nauwelijks het hotel, een schuiloord waar hij zich veilig voelt. Hij teert op routine: elke dag staat hij op om zes uur ’s morgens, om zeven uur drinkt hij thee met één suikerklontje, gaat om de vier weken naar de kapper, om de zes maanden naar het badhuis en botviert bijna dagelijks zijn lusten op de dienstmeid Zeynep, die sinds haar zeventiende na een mislukt verstandshuwelijk bij hem inwoont.

Zebercets monotoon bestaan wordt abrupt doorprikt wanneer een knappe vrouw — ‘de vrouw die met de vertraagde trein uit Ankara was gekomen’ — voor één nacht zijn gaste is. Hoewel haar verblijf kort is en ze nauwelijks contact heeft met Zebercet, raakt hij door haar geobsedeerd. Wanneer ze de volgende ochtend vertrekt, vertelt ze hem dat ze familie op het platteland gaat bezoeken en over een week zal terugkomen om in het hotel te overnachten. Het boek start drie dagen na haar vertrek. Om er bij haar terugkeer piekfijn uit te zien, scheert Zebercet zijn snor af en koopt hij nieuwe kleren. De kamer waarin zij sliep weigert hij nog te verhuren. Sterker nog, hij maakt er een soort schrijn van: hij gaat er slapen, ververst de lakens niet, minnekoost de trui en handdoek die ze achterliet, masturbeert er en fantaseert over een lichamelijke vereniging met de vrouw. De sfeer wordt steeds beklemmender en dreigender. De afdaling naar de totale zinsverbijstering is ingezet.

Na een week is de vrouw niet terug, maanden later evenmin. Zebercets irrationele obsessie neemt de overhand. Wanneer hij het kopje waaruit de vrouw haar thee dronk per ongeluk breekt, gaat hij door de rooie. Hij pleegt een moord en heeft brandend van gewetenswroeging een soort visioen waarin hij terechtgesteld wordt voor het doden van de kat die in het hotel woont. Hij sluit voor onbepaalde tijd het hotel en trekt er op uit, tegen al zijn gewoontes in. Bij een hanengevecht maakt hij kennis met een jongeman die hem meelokt naar de bioscoop. Daar ontstaat een flirtpartij, maar Zebercet panikeert en druipt af naar het hotel. De lezer zit vanaf dan midden in Zebercets duizelingwekkende koortsdroom, die onafwendbaar afstevent op een dramatisch einde.

De verteltrant houdt gelijke tred met Zebercets mentale staat: er flitsen glimpen van een noodlottige familiale ondergang voorbij, wrange fragmenten van geweld, flarden van herinnerde dialogen en oprispingen van onverwerkte seksuele trauma’s. De narratieve draden die de roman samenhouden beginnen langzamerhand te ontrafelen. Het meer traditionele proza maakt mondjesmaat plaats voor een modernistisch getinte stijl, aangejaagd door hitsige streams of consciousness en een ontregelende mengeling van verbeelding, dromen en werkelijkheid.

Die beklijvende disruptie bereikt Atılgan aan de hand van talrijke vormelijke experimenten. Zo gebruikt hij in de openingspagina’s ronde, vierkante en punthaken om verschillende niveaus in de verteltijd aan te duiden. Of introduceert hij de diverse plaatsen delict en personages in korte paragrafen waarboven hij koppen in hoofdletters zet. Wanneer de waanzin overheerst laat Atılgan de syntaxis geleidelijk ontsporen: interpunctie en hoofdletters verdwijnen, het perspectief wijzigt van een alwetende verteller naar een ik-verteller en het aanvankelijk objectief register van de vertelinstantie verandert in een broeierige, verinnerlijkte telegramstijl (en komt in cursief te staan).

Van der Heijden geeft in haar boeiend nawoord weer hoe deze vormexperimenten ervoor zorgden dat Hotel Moederland in Turkije door sommigen werd onthaald als een anti-roman. De vergelijking die van der Heijden maakt met dat andere vormelijk meesterwerk uit de Turkse literatuur, Het leven in stukken (1972) van Oğuz Atay, is in dit opzicht revelerend. Een diepere lezing van Hotel Moederland brengt evenzeer een verhulde kritiek aan het licht op een veranderende maatschappij die meer en meer in een ideologisch keurslijf kwam te zitten. Ook het feit dat Atılgan er niet voor terugschrok om over seksualiteit te schrijven — de vrij expliciete seksuele passages in Hotel Moederland waren de aanleiding voor de Turkse autoriteiten om het boek van de lijst ‘Honderd basiswerken’ te verwijderen—, maken hem tot een pionier die de Turkse letteren de moderniteit binnenloodste.

De existentiële radeloosheid en het centraal stellen van het individu in Hotel Moederland doen denken aan de werken van Albert Camus, in het bijzonder L’étranger. De ongebruikelijke vertelvorm en de ingenieuze toepassing van streams of consciousness brengen dan weer William Faulkners The sound and the fury (1929) voor de geest. Maar de roman die naar mijn gevoel het dichtst aanleunt bij Atılgans boek is De blinde uil (1937) van de Iraanse cultschrijver Sadegh Hedayat (1903-1951), toeval of niet maar ook een titel die — in januari 2018 — verschijnt bij Uitgeverij Jurgen Maas én eveneens in de Schwob-selectie van dat jaar zit.

De blinde uil is het ontluisterende verhaal van een gestoorde die zijn vrouw vermoordde en een groot deel van zijn leven in een instelling doorbrengt. De onbetrouwbare verteller schrijft aan zijn schaduw die de vorm van een uil heeft. Hij bekent zich aangetrokken te voelen tot jongens. Hij kwijnt weg van wroeging en denkt aan zelfmoord. Zebercet heeft heel wat raakpunten met de verteller uit De blinde uil. Beiden zijn moordenaars, beiden worden gekweld door hun geweten, beiden hebben een onduidelijke seksualiteit ( cfr. ‘zebercet’ is Turks voor het mineraal ‘olivijn’, terwijl het gebruikelijk is in Turkije om enkel meisjes naar een edelsteen te vernoemen), beiden lijden onder visioenen en zijn krankzinnig. Er schuilt een mooie scriptie in de vergelijkende studie van deze twee romans, zoveel is zeker.

Laat het duidelijk zijn: Hotel Moederland snijdt door merg en been. Het is het soort roman dat je daags na de lectuur blijft achtervolgen. Het dwingend ritme, de krachtige beelden, de tastbare kwelling, de unieke vertelvorm: deze roman is een verbluffende tour de force van een wonderbaarlijk auteur.

Yusuf Atılgan: Hotel Moederland, Jurgen Maas, Amsterdam 2017, 202 p. ISBN 9789491921339. Vertaling van Anayurt oteli door Hanneke van der Heijden. Distributie: EPO
Profile Image for Nathan "N.R." Gaddis.
1,342 reviews1,656 followers
Read
October 28, 2017
"My heroes are Ahmet Hamdi Tanpınar, Oğuz Atay, and Yusuf Atılgan. I have become a novelist by following their footsteps... I love Yusuf Atılgan; he manages to remain local although he benefits from Faulkner's works and the Western traditions." --Orhan Pamuk

And so I've tested Pamuk's authority. And I have not found it wanting. All three authors are more than worth your time. And worth much more than a bit of curiosity seeking from Turkey. All three are Weltliterature. They are novels that belong to you as readers and do not deserve to be shuttled off into an ethno=cultural ghetto.

Now, what remains to be seen is whether there is anything else worthwhile coming out of Turkey/BURIED deep in Turkish territory. My goodTurkish=grFriend informs me that no indeed there's not much (his authority has been thoroughly demonstrated to me). I can though attest that Hasan Ali Toptaş' Shadowless is worth your time but his Restless is (near) worthless. I'll eventually make a brush with Pamuk's fiction itself, of which I've been trustily informed that his The Black Book is his most worthwhile (with My Name as Red remaining a candidate possibly). And I'll make some room too yet for Bilge Karasu's Night.

anyways. This Turkish jaunt has been wonderful.
Profile Image for Metin Yılmaz.
1,084 reviews129 followers
July 9, 2017
Yusuf Atılgan'dan bir sıradan yaşamların arasında, sıradan olmayan hayat sonları hikayesi diye özetlenebilecek bir güzel roman. Okurken bir iki yerde kopmalar yaşasam da kitap her Yusuf Atılgan kitabında olduğu gibi çok içten çok gerçek bir kitaptı. Zebercet karakteri şu yaşadığımız Türkiye şartlarında bol bol olan bir karakter bence. Bastırılmış güdülerin örneklerinden biri sadece.
Profile Image for Armağan.
163 reviews59 followers
March 8, 2015
"Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak."
Profile Image for Gunce.
117 reviews34 followers
October 7, 2018
Hayatın monotonluğu ve anlamsızlığı karşısında “ne ölü ne sağ” bir anti kahraman Zebercet ve okumakta geç kaldığım Anayurt Oteli..
Okuması kolay bir kitap değil, hatta yer yer rahatsız edici ama ara verirsem Zebercet’in iç dünyasının karanlığına tekrar girememekten korktuğum için bir oturuşta bitti. Kasvetli ama etkileyici, hayatın çok içinden ama sarsıcı.
Profile Image for Rouzbeh Fakouri.
4 reviews13 followers
July 18, 2020
زبرجد سی و سه ساله ای که "یوسف آتیلگان" در رمان "هتل آنایورت" به ما معرفی می کند، متصدی هتلی در شهر قصبه است که پس از آمد و رفت و اسکان یک شبه زنی زیبا و آشفته دچار تحولاتی می گردد و این دیدار کوتاه او را هرچه بیشتر در لاک تنهایی خویش فرو می برد

در طی فرازو نشیب های داستان به دنبال یافتن راه گریز یا درمانی می گردد تا بر تنهایی خویش غلبه کند. از تجسم خیالی زن و با او خوابیدن در اتاقش، برقراری ارتباط فیزیکی با اشیای به جا مانده از زن (به آغوش کشیدن حوله، بوسه بر لبه استکان چای و ..)، تغییرات ظاهری (تراشیدن سیبیل و خرید البسه نو)، پناه بردن به اجتماع و تجارب جدید (خوردن غذا در رستوران، کافه نشینی، محافل شرط بندی و خروس جنگی، سینما و ..) تا خفه کردن و کشتن خدمتکار هتل (دیدن خود واقعی در دیگری و کشتن آن و در ادامه محاکمه خیالی خود)

این کارها نه تنها برای او التیام آور نبوده بلکه روز به روز بر وخامت حال او می افزاید. وخامت حالی که نتیجه رویارویی با خود و خویشتن است

یوسف آتیلگان در صفحات پایانی کتاب به موضوع مهمی اشاره می کند که شاید بتوان آن را مهمترین بخش رمان و پرداخت به آن دانست

آدمی تا خویشتن خود را می شناسد، از انبوه گزینه های موجود از احتمالات ممکن و ناممکن آگاهی می یابد، و بر حد دانایی و به تبع آن توانایی اش واقف می شود، و از بابت این همه پی می برد که تکلیف یا مسئولیت راستین او در هستی و حیاط چیست، از پا در می آید، از دست می رود، می ماند چگونه این سنگینی را تحمل کند و این میزان درماندگی را تاب بیاورد
Profile Image for Tahmineh Baradaran.
567 reviews137 followers
April 7, 2023
داستان درهتلی دورافتاده می گذرد وحول مدیر هتل ، اعمال ودرگیریهای ذهنیش استواراست که بسیارقوی و هنرمندانه روایت شده است . وسواس فکری او نسبت به زنی جوان از مسافرین حتی درغیابش ، بسیار قوی و پایدار ،حجم بالایی از افکارو اعمال اورا درگیرکرده است .همزمان حوادثی درآن محل اتفاق افتاده یا درذهن او می گذرد (؟) که آنها هم با جزئیات وسواس گونه روایت می شود وبه تدریج نکاتی از گذشته آشکارمی شود وپایان.... با شناخت شخصی از مقوله " وسواس فکری " برداشت من این است که اگرنویسنده خود به درجاتی مبتلا به آن نبوده باشد ، روایتی چنین هنرمندانه بعید است . شاید هم ازبیخ وبن در دریافتم از داستان اشتباه کرده باشم.
داستان زیباتر می بود اگر سه نقطه های نشانه سانسور وجود نداشت و مجبورنبودم ازتخیل خود برای تکمیل پاراگراف هایی با " انتها باز " مثل فیلمهای فرهادی استفاده کنیم :
"چه راحت و چه بسیاردروغ می گوییم . باکلام ، با نوشته ، عکس ، فیلم و حتی با سکوت . معلوم بود که کله گنده ها تک سوارتنها را ازپادرمی آورند. اما به دروغ و "الکی " هم که باشد ،حتی توّهم این که دراین دنیای سراپا کثافت ، دست تنها می شود کاری کرد ، زیباست وهرکسی دوست دارد این دروغ روشن را راست خیال کند."
Profile Image for Yakup Öner.
180 reviews114 followers
November 22, 2015
Çok fazla derin bir psikolojik yapıyı ortaya koymadan yüzeysel yani metalar veya/ve bireyler ile hızlıca girip çıktığı ilişkilerin psiko-tasviri çok iyi diyebiliriz. Cinsellikteki özgürce aktarım ve doğallıktaki dil, Türk edebiyatında o günlerde yazıya dökerken gerçek anlamda özgüven isteyebilecek bir konudur. Başka bir anekdot ise sanki Zeki Demirkubuz'un herhangi bir filmini izlemiş gibi oldum.
Profile Image for Onur.
192 reviews10 followers
January 31, 2018
Kendine has bir tarzı var Yusuf Atılgan’ın. Daha önce Aylak Adam isimli kitabını okumuştum. O romanın içine girmekte zorlanmıştım. Bu defa öyle olmadı. Romanın sadece giriş kısmında, bir miktar bilinç akışı ile yazılmasından ötürü kısa süren bir zorluk yaşasam da; hemen birkaç cümle sonrasında kendimi hikayeye kaptırmış buldum.
Hikaye son derece özgün, anlatım da bir o kadar kusursuzdu. Dönem dönem, geçtim kitabın yazıldığı dönemi, şu dönemin bile sınırlarını zorlayacak şekilde erotik öğeler vardı. Zebercet karakterini hakkıyla anlatabilmek amacıyla bunun gerekli olduğunu düşünmüş olsa gerek yazar.
Final bölümünde ise ailenin geçmişine dair bir hayli detay yer alıyor. Bu kısmın neden bu kadar uzun tutulduğuna dair pek bir fikrim yok. Zebercet’in bir şekilde Faruk’a benzemesinden dem vurulmak istendiyse, Zebercet’in intihar sebebiyle Faruk’un sebebi arasında bir bağ olmalıydı diye düşünüyorum. Ancak, pek bir benzerlikten söz etmek mümkün değil. Zebercet’in intihar sebebi sanki hiçlikten, amaçsızlıktan ötürüymüş gibi.
Aynı belirsizlik cinayeti işleme sebebinde de var. Ortada herhangi bir sebep yokken bu cinayeti işlemesi hayatın doğal akışına ‘aykırı’. Kimbilir; belki de doğru kelime bu: aykırılık!
Zebercet kendisini bu dünyaya aykırı bulmuş olabilir. İşlediği cinayetle beraber bu aykırı konumunun farkına varıp, kendisini pek de dışına çıkmak istemediği bir kıstırılmışlığın içinde buluyor. Sonuçta da kendisini intihara götüren süreç başlıyor. Onun için bu intihar olsa da olur, olmasa da olur. Hayatın içindeki diğer olaylar gibi... Otelin işletilip işletilmemesi, gündelikçiyi öldürüp öldürmemesi gibi!
Bu kadar kararlı gözükmesine rağmen son anda can havliyle ipi tutmaya, yaşama tutunmaya çalışması da belki bundandır. Zebercet gibi bir insan bu dünyada olsa da olur, olmasa da... Hatta belki olmaması daha da iyi! Yusuf Atılgan da bu şekilde düşünmüş olda gerek ki; finali bir miktar belirsiz bırakmış. İp çatırdıyor ve roman sona eriyor. Peki Zebercet kurtuluyor mu? Okuyucuya bırakılmış bir final!
Benim için Zebercet öldü. Ya sizce?
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Mehdi EbrahimZadeh.
69 reviews31 followers
August 15, 2020
کمتر از یک قرن پیش ساختار جامعه، فرهنگ و روابط اجتماعی ما و ترک‌ها در مشابه‌ترین حالتش بوده، اما فکر می‌کنم منشأ تفاوت ما و ترکیه امروزی اونجایی بود که اون‌ها به مصطفی کمال پاشا لقب آتاترک دادن و ما به رضاخان، شاه خائن!
Profile Image for shutterbug423.
136 reviews17 followers
August 21, 2012
Anayurt Oteli'ni "Zebercet Gezer" adını duyduğumdan beri okumak niyetindeydim.Dünya üzerinde edebiyat tarihine damgasını vurmuş karakterler vardır.Sözgelimi, nasıl ki Ivan Gonçarov'un Ivan A. Goncharov Oblomov karakteri Oblomov ikonik tembelliği ile "Oblomovluk" diye bir kavramı ortaya çıkarmışsa "Zebercet" karakteri de Türk Edebiyatı'nın 'yalnızlık,saplantı ve yalnızlaşma' üzerine dünya yazınına hediye ettiği bir karakter. Aslında Ömer Kavur bu kitaptan birçok ankette " Türk Sineması'nın en başarılı on filminden biri" diye nitelenen bir film çıkarmasa belki de Zebercet karakteri bu kadar da popüler olmayabilirdi, zira Yusuf Atılgan her ne kadar psikolojik yabancılaşma ve yalnızlaşma kavramlarını başarıyla işlediği için övgü almış olsa da 'Anayurt Oteli' hiç de okuması kolay bir kitap değil. Yazarın belli noktalarda konuşma çizgisi,tırnak kullanmaması ya da italik yazı tercih etmemesi hangi düşüncelerin hayal hangilerinin gerçek olduğu konusunda bazen kafanızı karıştırabiliyor. Bu konuda filmin bana ciddi anlamda yardımcı olduğunu söyleyebilirim.

Dahası kitabın rahatsız edici içeriği, Zebercet'in süreğen cinsel fantezileri, hatta fantezi boyutunda kalmayıp onun temizlikçi kadın üzerinde uygulamaya koyduğu cinsel oyunlar,nihayetinde kadını öldürmesi ve içinde bulunduğu yalnızlıktan kurtulmak için intihar etmesi birçoklarına sanatsal gelebilir ve ama her okurun hoşlanacağı ya da kaldırabileceği bir öykü değil bu aslında.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Caner Ergen.
67 reviews9 followers
November 3, 2017
Tek bir karakterin (otelci Zebercet) küçük dünyası ve ruhsal dalgalanmaları üzerine bir roman. Kötü yanı yazarın kullandığı zor dil. Kesinlikle sakin kafayla ve kendini vererek okunması gerektiğini düşünüyorum, aksi takdirde Zebercet’in dağınık kafası ve olaydan olaya atlayan düşünceleri arasında kitaptan kolayca kopabilirsiniz. Her şeye rağmen hafızadan silinmeyecek (belki de ismi nedeniyle) bir karakter edinmiş oldum.
Profile Image for Aylin.
196 reviews19 followers
September 19, 2018
Kitabı üçüncü okuyuşumda anladım açıkçası. Kısa romanların yakın okumasını çok dikkatli yapmak gerekiyor. İlk okuyuşumda yakalayamadığım şeyleri ancak üçüncü seferde yakaladım.

http://www.kitaptanfilme.com/2018/09/...
Displaying 1 - 30 of 573 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.