Menekşe gözlü Nagehan teyze, pazar günleri torunuyla istasyona giden dede, hüzünlü bir anne, yitirilmiş Kerim Ali dayı, onun ümitsiz aşkı Berrin, Miltiyadi Aile Gazinosu, bu gazinoda programa çıkan Matmazel Janin, gazinonun sahnesinin ördek resimleri, gemiyle uzak seferlere çıkıp elleri kolları armağan paketleriyle dolu dönen baba, Beyoğlu'nda terzilik yapan dost Hrisula, onun ailesinin ve diğer dost Rumların Yunanistan'a zorunlu göçü, gölgeli taşlıklar, kış uykusuna yatan kaplumbağa, paskalya yumurtaları, akordeonlar, zenci bir Amerikalıyla evlenip ülkesine çok uzaklarda yaşayan Yurdanur'un hüzünlü mektupları ve rüyalar, rüyalar, rüyalar...Bütün bunlar Şahsenem Şehrazat'ın, harcında derin bir sevgi olan ailesinin dağılış öyküsünün lezzetli ve hüzünlü ayrıntıları.Sevda Dolu Bir Yaz sıcak ve sevecen öykülerin usta yazarı Füruzan'ın son üç öyküsünü bir araya getiren bir yapıt.
Füruzan Yerdelen was an award-winning self-taught Turkish writer, who is highly regarded for her sensitive characterisations of the poor and her depictions of Turkish immigrants abroad.
Füruzan İlk kitabı Parasız Yatılı’yla 1972 Sait Faik Hikâye Armağanı ’nı kazandı. İlk kitaplarında kötü yola düşmüş kadın ve kızların, çöken burjuva ailelerinin, yoksulluk ve yalnızlıkla boğuşan kadın ve çocukların, yeni ortamlarda bunalan ve yurt özlemi çeken göçmenlerin dramlarına sevecenlikle yaklaştı; kişileri derinlemesine inceledi, anlatımını ayrıntılarla besledi. 12 Mart dönemini anlattığı ilk romanı Kırk Yedi’liler ile 1975 TDK Roman Ödülü’nü kazandı. 1975’te bir sanatçılar programıyla (D.A.A.D.) çağrıldığı Batı Berlin ’de bir yıl kalarak işçiler ve sanatçılarla röportajlar yaptı. Dokuz Çağdaş Türk Öykücüsü (1982, Volk und Welt Verlag) antolojisiyle Die Kinder der Türkei (1979, Kinderbuch Verlag) çocuk kitabını ise Doğu Berlin’de konuk kaldığı dönemde hazırladı. Öyküleri Fransızca, İspanyolca, Farsça, İtalyanca, Japonca, İngilizce, Rusça, Bulgarca, Boşnakça gibi dillere çevrildi: Öykülerinden yapılan bir toplam A. Saraçgil çevirisiyle 1991’de Napoli’de, Kırk Yedi’liler S. Pirvanova çevirisiyle 1986’da Bulgaristan’da, “Sevda Dolu Bir Yaz”, “Nehir” ve “İskele Parklarında” öyküleri Damian Craft çevirisiyle 2001’de Londra’da, Parasız Yatılı Elif Deniz - Pierre Vincent çevirisiyle (Pensionnaire d’état, Bleu autour yayınevi) 2010’da Fransa’da yayımlandı; toplu öykülerini ise İspanyolcaya Gül Işık çevirmekte. 2006’da 10. Ankara Öykü Günleri’nde, 2007’de Dil Derneği’nin Dil Bayramı’nda ve Antalya Öykü Günleri’nde, 2008’de 7. İzmir Öykü Günleri’nde onur ödülleri aldı. 2008 TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı seçildi. 2009’da Dil Derneği İzmir şubesince Türk Diline Emek Ödülü verildi. 1988-90 yıllarında çektiği Benim Sinemalarım 1990’da Cannes Film Festivali’nin “Eleştirmenlerin 7 Günü” ve “Altın Kamera” dallarından çağrı alarak 158 film arasından seçilen 8 filmden biri olarak gösterime girdi; 1991’de ise Uluslararası İran Fecr Film Festivali’ndeki Uluslararası Jüri’den “En İyi İlk Film Jüri Özel Ödülü”nü kazandı ve Tokyo Uluslararası Film Festivali’nde seçilen “En İyi On Asya Filmi” arasında yer aldı. Oyunlaştırdığı Sevda Dolu Bir Yaz Ankara Devlet Tiyatroları’nda yaklaşık 200 kez sahnelendi (2000-2005). Öykü: Parasız Yatılı (1971), Kuşatma (1972), Benim Sinemalarım (1973), Gül Mevsimidir (uzun öykü, 1973), Gecenin Öteki Yüzü (1982), Sevda Dolu Bir Yaz (1999). Roman: Kırk Yedi’liler (1974), Berlin’in Nar Çiçeği (1988). Gezi-Röportaj: Yeni Konuklar (1977), Evsahipleri (1981), Balkan Yolcusu (1994). Oyun: Redife’ye Güzelleme (1981), Kış Gelmeden (1997). Şiir: Lodoslar Kenti (1991). Çocuk Kitabı: Die Kinder der Türkei (Türkiye Çocukları, 1979). Yaşantı: Füruzan Diye Bir Öykü (Haz.: Faruk Şüyün, 2008).
"En sevdiğin bilmem ne nedir" sorularından nefret ederim; çünkü hiçbir zaman bir "en"im yoktur. "Çok"larım vardır. Bununla birlikte, Türk öykücüleri söz konusu olduğunda Füruzan ve Tomris Uyar'ın bambaşka bir yeri vardır bende. Onlar kadar kalbime dokunan, içime işleyen öykücüler yok desem yalan olmaz.
Sevda Dolu Bir Yaz'ı da boğazımda bir yumru ile okudum. Bir hafta önce Ankara DT'nin Sevda Dolu Bir Yaz uyarlamasını izledim. Metinde değişikliğe gidilmişti; ancak izlediğimizin bir Füruzan metni olduğu başarılı olmayan performanslara ve rejiye rağmen hissettiriyordu kendini. Elbette okumak bambaşka bir keyif verdi; fakat kitaptaki diğer öykü "Şarkılar Kitabı" beni çok daha fazla etkiledi. Nedendir bilmem, Gecenin Öteki Yüzü'nü hatırlattı bana. En az onun kadar içimi acıttı, en az onun kadar hoşuma gitti.
Canım Füruzan! Seni okumayı çok seviyorum; ama aynı zamanda hiç de sevmiyorum; çünkü bitiveriyorsun hemen. Yine de karakterlerin, satırların daima benimle birlikte...
Füruzan'ın 47'liler romanını okumuştum daha önce. Bu kitapta ise öyküleri var. İkinci ve üçüncü öyküler birbirlerinin devamı. Bence kısa bir roman gibi değerlendirilebilirler. Ben özellikle bu kısa romanı daha çok sevdim. Kahramanı Şemsigül Şehrazat adında 6 yaşında bir kız çocuğu. İsim özellikle seçilmiş. "Şemsigül", güneşin gülü demek sanırım. Şehrazat'ı da Binbir Gece Masalları'ndan tanırız. Adı gibi bir çocuk Şemsigül Şehrazat. Yoksul ama mutlu bir ailede doğmuş, bolca hayal kuran, düşlere dalan, gururlu ve zeki bir çocuk. Sevdiği kız kendisine verilmediği için derin bir bunalıma girmiş, konuşmayı bırakmış Kerim Ali dayısı, her şarkıyı bir kez duyması makamına uygun söylemesi için yeterli olan Nagehan teyzesi, demir yollarında çalışan dedesi, çarkçıbaşı babası... Hepsi de öyle güzel anlatılmış ki...Kitabın arka planında 1950 Türkiyesi, 6-7 Eylül olayları da var. İyiki okumuşum.
Füruzan bence Öykü yazarlığı denince olmazsa olmazdır. Çok severim. Bu kitabında da beni şaşırtmadı. 50 Lere öyle bir gittim ki gelmek istemedim. O hüzünlü naif hayatlar, o sıcak insanlar... ah şemsigül şehrazat ah!
Bitirdiğimde hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. Füruzan'ın duru Türkçesi ile parıldayan iki öyküden oluşan kitapta çocukluğun ışıklı günleri, çocukluğun bozbulanık hatıraları, anne kokusu, yoksulluk, sevme ve doyasıya sevilmenin verdiği ve her an yok olmasından korkulan o uçucu neşe hepsi olanca kuvvetiyle içimizdedir. O kadar hikâyenin içindeyiz ki hatta, neden bilmeyiz koşup salkım söğütlerin, mor sümbüllerin, erguvanların, manolyaların, gül hevenklerinin ve ortancaların sardığı koca bir bahçede en kuytu köşeyi bulup saklanasımız gelir. Orada oturup mevsimin yazdan güze dönüşünü izleyip birileri bizi bulana kadar ağlayasımız gelir. Ve okuru öyküsüne bu denli sokmayı başarabilmekse herkesin harcı değildir. Füruzan Türk edebiyatının yüz akı, şahikası; ne kadar övülse, nasıl sevilse azdır.
Kitabı sevgili arkadaşım @çisem sayesinde bitirebildim. Benim için kalan 60 sayfanın herbirini tek tek fotoğrafladı ve bana iletti. 2500 km öteden dayanışmak böyle bir şeymiş. Minnettarım. Son hikayenin en hızlı akan ve her şeyin tepetaklak olduğu kısmını böylece okuyabildim. Füruzan’ın hikayelerindeki sınıf farkı ve yaşama yansıma şekilleri vurgusu bu öykülerinde merkezde yer alıyor. Farklı sınıfları yan yana getirip yoksul sınıfı hep mahsun bırakıyor. Bu da bana biraz mutsuz biten Türk filmi hissi verdi.
Füruzan… Nasıl anlatacağımı bilmiyorum, asla hayal kırıklığına uğratmıyor. Sık sık bir insanın nasıl böyle yazabildiğini düşünüyorum. Bu kitap beni Türk Sanat Müziği dinlemeye başlattı… Küçük kızlık, çocukluk… Hem her şeyi hissederek anlamak hem de anlayamamak, yoksulluğu büyüdükçe öğrenmek ve fark etmek… Annenin acılarının, geleceği boşverip geçmişe takılı kalmasının yükü ama aynı zamanda hüznü… Şehirlerin değişmesi, insanların uzaklara gitmesi, sevdiklerimizin vefat etmesi… İnsan bunların arasında sanki evdeki eksik unu tekrar alırmış gibi tekrar tekrar insanlarla tanışıp yakınlaşamıyor. Kaybettiklerimizin yeri yeni insanlarla dolacak gibi değil, dolsun istemiyoruz da. Ama bununla nasıl başa çıkacağız? Hayatımızı boşa harcamadan, sevdiğimiz insanların hayatlarımızdan çıkışınını yasını, hüznünü, sevdiğin insanların hayatında varoluşuyla gelen o korunmuşluk hissinin yok oluşunu-bence en kötülerinden biri de bu- nasıl katlanılabilir hale getireceğiz? Bilmiyorum ama sanat, yazmak, çizmek, çekmek bunu yapabileceğimiz en onurlu yollardan biri gibi geliyor
İlk kez Füruzan'ı okudum. Bu bir geç kalmışlık mı bilmiyorum, eğer öyleyse bile bu geç kalmışlığın beni bu kadar etkileyebileceği aklımın ucundan geçmezdi. Öykülerdeki betimlemeler beni içine çekti, kalbimi ısıtıp eritti. Kendimi mekanların bir parçası gibi hissettirdi. Kitap biterken yaşadığım kalp kırıklığı bile dakikalarca geçmedi. İyi ki okumuşum, iyi ki tanışmışım.
SEVDA DOLU BİR YAZ - Şu zamana kadar okuduğum öykülerinin çoğunda olduğu gibi yine çocuğuyla kimsesiz kalmış bir kadının çocukluğuna, geçmişe duyduğu özlem konu ediliyor. Omurgasız bir babanın gelişmelere engel olmaması, sesini çıkartamaması sonucunda kendisini evin beslemesi zanneden bir kız çocuğunun yaşadıkları hiç hafif şeyler değildi. Babaannesinin kalpsizliği, merhametsizliği babasının umarsızca kızını terkedip bir başka kadınla evlenip avrupaya gitmesi sinir sistemimi bozmama sebep oldu okurken. BİRİNCİ YAZ ŞARKILARI&İKİNCİ YAZ ŞARKILARI - Bu hikayeyle ilgili nerden başlayacağımı nasıl bitireceğimi hiç bilmiyorum. Şemsigül Şehrazat'ın ağzından dinliyoruz tüm hikayeyi. En fazla üzüldüğüm karakterler Kerim Ali, Berrin, Şahende Şahsenem ve anne babalarıydı. Ailesinin bir çoğunu kaybeden Şahende'nin tüm geçmişini bir odaya sığdırıp orda tek başına yad ederek yaşaması mahvetti. Geçmişe duyduğu özlem burnumun direğini sızlattı. Buna karşılık Şemsigül'ün geçmişe annesine kayıtsızlığı, ilk fırsatta rahatsız olduğu adını değiştirmesi, teyzesinin seneler sonraki ziyaretinin yarattığı rahatsızlık çok büyük nankörlük olarak geldi bana. Hikayede tek rahatsız olduğum mevzuu da Kerim Ali'nin ölümünden sonra bütün olayların ve ölümlerin peş peşe aktarılması oldu. Zaman atlamaları çok fazla ve hızlı oldu. Bunların dışında yine muhteşem bir Füruzan kitabıydı. Son olarak da dün ADT'da ilk öykünün oyununu izledim ve müthiş bir hayal kırıklığına uğradım. Bir eser bu kadar hakkı verilmeyerek sahnelenirdi.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitapta yazarın üç öyküsü var. Aile bireylerinin birbirlerine bağlılığı, sevgi ile sarmalanıp büyüme bir çocuğun gözünden anlatılıyor. Okurken kız arkadaşların sıcacık bir odada yorganı dizlerine çekip sabaha dek sohbet etmelerinin keyfini yaşıyorsunuz. Eski İstanbul'da bahçesinde ağaçlar olan bir ev, paskalyayı birlikte kutlayan rum komşular, mutlu günlerde gidilen Miltiyadi aile gazinosu'ndaki sihirbaz Kamil Kadabra ve Macar yardımcısı bayan Janin yılların, yıkılanların yerine yapılan beton apartmanların altında kalmaya mahkum oluyor ne yazık ki.
Anadilinde okuduğum için şanslı hissettiğim Füruzan’ın yazılarının tipik tadı.. Bitirdiğinde akılda kalan can alıcı, keskin hatlarıyla anımsanılan kimi cümleler olur bazı kitaplarda. Burda akla şimşek ışığıyla gelen cümleler yok, kelimeler var. Satır aralarında hissedilen bir zerafet var. Işıltılı ve yumuşak. Ve bu kitapta tüm bunlara ek olarak hepimizin derinlerde yaşadığı ortak hisler de var. Çocukluğu anımsamak, hatırlanan ilk anılar, kokular, ışıklar, çağrışımlar.. daha ne ister ki bir okur?
Açık olmak gerekirse kitabın kapağından dolayı kitabı merak edip satın aldım. İçerisinde üç öykü bulunan kitabın ikinci ve üçüncü öyküleri birbiriyle bağlantılı. Kitabı okurken çocukluğumu,ilkokul yıllarımı,beyaz yakalı önlüğümü, sobalı evde büyüdüğümü,soba yanmayan odada yatakların nasıl buz kestiğini hatırladım.
📖 Kitabın son on sayfası beni baya hüzünlendirdi... İlk Füruzan kitabım idi.Çok beğendim mi hala karar veremiyorum ama “Parasız Yatılı” kitabını da en kısa zamanda okuyacağım 🌈
Yeşilçam'ın acıklı filmleri tadında. Çocukların gözünden sevda dolu 3 koca yaz, ana teması denebilir sanırım. Neden sevda yanı sıra hüznü de sürükler hep diyerek, boğazınızda bir yumru ile okuyorsunuz.
Gecenin Öteki Yüzü ve Parasız Yatılı kitaplarından sonra okuduğum üçüncü Füruzan kitabı Sevda Dolu Bir Yaz oldu. Sevda Dolu Bir Yaz, diğer kitaplarına nazaran daha az hikaye içeriyor ama beni en az onlar kadar etkiledi. Özellikle ikinci hikaye beni derinden sarstı.Hikâye, normalde okuduğum diğer kitaplarına istinaden, Füruzan'ın çocuk karakterleri daha yalnız ve içe kapanık bir ortamda bulunurlarken; Şemsigül Şehrazat’ın diğer hikayelere göre daha sevgi dolu ve kötülüklerden uzak bir ortamda büyümesine özen gösteren bir ailenin yanında olmasına rağmen hayatında hatırladığı ilk yaz ve kış mevsiminde gözlemlediği olayların hayatı üzerinde bıraktığı etkiyi anlatıyor. Füruzan’ın çocuk bakış açısını ve çocuk psikolojisini incelikle aktardığı diğer kitaplarından biri. Füruzan, keşke daha önce keşfetseydim dediğim ve tüm kitaplarını okumak istediğim nadir yazarlardan.
Şemsigül Şehrazat Debrecenli… Bir çocuk… Annesi, teyzesi, felç olmuş Kerim Ali dayısı.. İstanbul.. Harcında hem sevgi hem ızdırap barındıran bir ailenin dağılma hikayesi.
SEVDA DOLU BİR YAZ - Şu zamana kadar okuduğum öykülerinin çoğunda olduğu gibi çocuğuyla kimsesiz kalmış bir kadının çocukluğuna, geçmişine duyduğu özlem konu ediliyor. Vasıfsız ve omurgasız babasının yüzünden babasının asıl babası olmadığını evin beslemesi olduğunu zannederek ağır bir travma yaşıyor. Babaannesinin vicdansızlığı ve merhametsizliği, babasının vurdumduymazlığı sonucu bir başka kadınla evlenerek avrupaya gitmesi, kızını terketmesi okurken sinir sistemi bozdu. BİRİNCİ YAZ ŞARKILARI&İKİNCİ YAZ ŞARKILARI - Bu hikayeyle ilgili düşüncelerime nasıl başlayıp nasıl bitireceğimi hiç bilmiyorum. Öyküyü ailenin tek torunu olan Şemsigül Şehrazat'ın ağzından dinliyoruz. Hikaye iki birbirini seven insanın zorla ayrılması sonucunda koca bir ailenin nasıl yıkıldığını anlatıyor. Hikayede en üzüldüğüm karakterlerse Kerim Ali, Berrin, Şahende Şahsenem ve anne babalarıydı. Şahende'nin yaşadığı kayıplar sonucu uğradığı yıkım okurken kolay hazmedilemeyecek cinstendi. Seneler boyu bütün anılarıyla ve geçmişi yad ederek bir odaya kapanması, geçmişe duyduğu o müthiş özlem burnumun direğini sızlattı. Bütün bunlara karşılık Şemsigül'ün annesinin durumuna karşı gösterdiği duyarsızlık, ilk fırsatta rahatsız olduğu adını değiştirmesi, senelerce sonra ziyarete gelen teyzesinden duyduğu rahatsızlık muhteşem bir nankörlük örneğiydi. Hikayede tek rahatsız eden nokta Kerim Ali'nin ölümü sonrasında olayların çok hızlı aktarılması, zaman atlamalarının fazlalığı, aile fertlerinin ölümlerinin peş peşe anlatımıydı. Son olarak da dün ADT'da ilk öykünün oyununu izledim ve büyük bir hayalkırıklığına uğradım. Bir hikaye bu kadar mahvedilerek sahnelenebilirdi. Metin iyi fakat oyuncu seçimleri, oyuncu eksiklikleri çok kötüydü.