İSTANBUL, 20 Ağustos 1957 *(1)
Sevgili Eskimo,
Üçüncü mektubunu dün öğlen üzeri aldık. İkinciden sonra arayı epey açtığın için günler sayılıyordu. Nihayet geldi de merak giderildi.
Bugün hava, haftalardan beri ilk defa puslu. Belki yağmur yağar. Sıcaklık yatışır. Hem artık vakti. On gün var dikkatimi çekiyor, günler kısaldı.
Akşam tez oluyor. Yalnız henüz sıcak. Selma ile biz işin pek farkında değiliz. Lebibe anne bunalıyor. Bir şikayet sıcaklar. Gerisi iyi. Gerisi pilav, zerde.
Her şeyin çaresi ... yok. Bazı şeylerin vardır. Benim bulduğum enfes çarelerden biri bir kitabın üzerine kapa gibi kapanmaktadır. Tencerenin içi o kadar
iyi ki pilav - zerde.
Orda eve kapanıp kalma, çık gez, kendi başına da olsa kısa gezintiler yap, yürü. Ev insanı melankolik yapar. Bilirsin, pek çok şeylerim gitti evlerde.
Erkek miyim, kadın mıyım, belli değil, bilirsin. Pek çok kazançlarım da oldu, evlerde, bilirsin, hayatı küçümsemeyi öğrendim, yalnız kendime saygım arttı,
sonra kapak gibi kapanmayı öğrendim, içerde, zerde.
İşte sabah saatleri, Selma daha kalkmadı. Kalkar. Günlük çalışmama başlamadım. Başlarım. Zerde. Güzel kelime de boyuna kalemime dolanıyor. Ben
hiç zerde yemedim, güzel bir yiyecek olduğunu da sanmıyorum.
Valla ben sana burdan haber maber yazamam hanımcığım. Haber sende. Bizde mesela üç ay önce hangi olaylar var idiyse yine onlar mevcut. Benim
yazmama hacet kalmadan sen onları tasavvur edebilirsin. Yalnız, rica etti de yazıyorum. Gül hanım oğlu için Ephedrin hapları istiyor, öksürük-nefes darlığı
içinmiş. Her kapı çalınışında yukarı koşuyor, gelen her kimse selamını söylüyorum. Dünya. Dünya ve zerde. Gerisi boş. Bir de burun.Her şeyin başı burun.
Mendillerin yıkanması hususunda yeni bir metod keşfettim, Vatan gazetesine Ev-Kadın-Moda sayfasına etraflı bir yazı hazırlıyorum. Bu keşfim, çamaşırcılık
tarihinde bir devir açacak. Yaşayamadınızsa, belki sebep bir mendil... Evet, şimdi bu sonuca vardım. Belki, değil, biricik sebep mendil. Ben bu mendiller
yüzünden böyle oldum. ''Mendiller ve Tasavvuf'' konusunda Varlık'a uzun bir etüd hazırlamayı da düşünüyorum.
Sen gideli beyaz peynir yok. Bir çok şeyler yok. Bulabildiklerimizle idareye çalışıyoruz. N'aparsın.
Sen gideli mitologya sözlüğünü*(2) bitirmeye çalışıyorum, sen dönmeden bitirmek istiyorum. İki liralık kitap olmayacak ya, dur bakalım. Zorla büyütemem ki.
Ne kadar olursa. Zaten hoşlanarak yaptığım da yok. Bitsin bir an önce, tatil bitmeden bir iki şiir yazmak için bol vaktim olsun.
Tekrar yazıyorum. Sen bizi merak etme, biz her zaman başımızın çaresine bakmayı bilmişizdir. Bir evde sağlam bir kişi oldukça o evden ümit kesilmez,
bilirsin. Sen sade sık mektup yaz. Uzun mektuplar olmasa da olur. Kısa bir kaç satır.
Haydi hoşçakal sevgili Eskimo
B. Necatigil
Notlar
*(1) Eşi Huriye Necatigil, çalıştığı okul (Alman Lisesi) tarafından bir aylığına Almanya'ya gönderildiğinde yazdığı mektuplardan.
*(2) Sözü edilen kitap , Küçük Mitologya Sözlüğü, Dr. Otto Hitbrunner (ilk basım 1957, Varlık Yayınları)