Istanbul, Balkanlar'dan Basra Korfezi'ne, Rusya steplerinden Misir'a kadar uzanan tarihin en hareketli cografyasinin ortasinda kurulan imparatorluklarin baskenti olarak bin yili askindir sahip oldugu konumu 1914-1923 yillari arasinin trajik surecinde kaybetti. Istanbul'u, tarihinin bu kirilma noktasinda, "dusus" ve yeniden sekillenme sancilari icinde ele alan bu kitap, Istanbul merceginde bir cag donumunun manzaralarini sunuyor. Stefanos Yerasimos'un yayina hazirladigi eserde, Istanbul'da imparatorlugun cokusu, mutareke ve isgal yillari, yeni bir devletin dogum sancilari, sehrin kozmopolit yapisi, gundelik hayatinda onemli yeri olan azinliklar, Rumlar, Yahudiler, Beyaz Ruslar degisik yorumlarla dile getiriliyor. "Istanbul, (…) Buyuk Savas'in baslica ganimetidir. Fakat kimileri icin somurgeci bir yayilmaciligin basit bir ara istasyonu olan kent, baskalari icin bir car kenti, bir imparatorluk kenti olmayi surdurur. Kent, o siralarda jeopolitik bir kumara yol acmanin da otesinde, bir imparatorluk utopyasinin konusunu olusturur. Yeni Roma imparatoru olarak Ayasofya'da tac giyme hayalini kuran Rusya'nin II. Nikola'si, Bulgaristan'in Ferdinand'i ve Yunanistan'in Konstantin'i ile rekabet halindedir. Bu yuzden, ezeli ve ebedi Konstantinopolis, yeni bir imparatorlugun ham hayalini kendi uzerinde yogunlastirarak, yasli imparatorluklarin cokusune eslik eder." -Stefanos Yerasimos- (Tanitim Bulteninden)
Stefanos Yerasimos (1942-2005) Yunan asıllı Türk ve Fransız tarihçi. İstanbul'da 1942 yılında doğan Yerasimos, 1966 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu. “Paris Institut d'Urbanisme de l'Universite”den şehircilik diploması alan Yerasimos, 1973 yılında Sorbonne Üniversitesi'nde ”Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye” konulu doktora tezi verdi. Yerasimos, 1986 yılında ise “Osmanlı İmparatorluğu'nda Gezginler” konulu ikinci bir doktora tezi yazdı. Paris Üniversitesi'nin Şehircilik Bölümü'ne 1972 yılında öğretim görevlisi olarak giren Yerasimos, 1989 yılında aynı üniversiteden profesör unvanı aldı. Yerasimos, 1994-1999 yılları arasında İstanbul'daki Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nün müdürlüğünü yaptı. Stefanos Yerasimos, yakalandığı kanser hastalığına 20 Temmuz 2005'de Paris'te yenik düştü. Çok sayıda Fransızca ve Türkçe araştırma ve makaleleri bulunan Yerasimos'un Türkiye'de yayımlanan başlıca eserleri şunlar: “Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye” “Türk-Sovyet İlişkileri, 1917-1923” “Türk Metinlerinde Kostantiniye ve Ayasofya Efsaneleri” “Milliyetler ve Sınırlar” “İstanbul: İmparatorluklar Başkenti”, “Süleymaniye” “Sultan Sofraları”
Çok da uzak olmayan bir yerde kıyamet koparken, İstanbul'a gölge düşmüştür doğal olarak. Belki de ilk defa Anadolu, İstanbul'dan rol çalmistir mütareke döneminde. Bu kitap aslının hiç de öyle olmadığının kanıtı gibi Anadolu savaş içinde grisizken, İstanbul yine şenliktir. Son derece büyük bir anlatı yanında mikro tarih çalışmasını da içinde barındıran çalışma, konu edindiği şehre benzemiş.
İstanbul tarihinin en kırılgan ve en az bilinen dönemlerinden birine ışık tutan bir tarih kitabı. Akademik bir dili yok, bu bakımdan okuması kolay ve keyifli. Yerli ve yabancı yazarların yazılarından bir derleme olduğu için kendi tarihimize hem içten, hem dışarıdan bir gözle bakma fırsatı sunuyor.
İsminden yola çıkarak büyük savaş ve işgal yıllarında İstanbul manzaraları ve İstanbul sakinlerinin yaşantılarını içeren yazılar bekleyerek kitabı okumaya başladım ancak bu beklentimi tam olarak karşılamadı. Kitabın yarısı o dönemin tarihi olaylarını üstünkörü anlatan sayfalarla dolu. Şu tarihte İstanbul'dan bilmemkaç tane Ermeni aydın tehcir edildi, yahudi okulları arasında çekişme vardı falan gibi ne okuması keyifli ne de kitaptan beklediğim yazılar vardı.
Kitap birden fazla yazarın makalelerinden oluşuyor, bu yüzden genel bir üslup eleştirisi yapılamıyor. Kitabın girişinde büyük savaş öncesi İstanbul'un kozmopolit yapısını anlatan giriş yazısı güzeldi, devamındaki "Joanne" isimli gezi rehberine göre 1912 yılında İstanbul nasıl gezilir temalı yazı da oldukça keyifli bir tarihi gezi yazısıydı. Savaş ve işgal yıllarında şehirdeki kıtlık ve hayat pahalılığını, ahlaki çöküş ve kültür değişimini hicveden mizah dergilerinin anlatıldığı "Gülüşün ve Gözyaşlarının Kıyısında" isimli yazı en iyi makaleydi diyebilirim. Beyaz Rusların Ekim Devrimi sonrası İstanbul'a iltica etmeleri ve bunun etkilerini anlatan Beyaz Yıllar isimli makale de faydalı idi.
Ancak örneğin Osmanlıların Sonuncusu isimli Vahdettin'i ve kaçışını anlatan makale ile Bir Kurtarıcının Doğuşu isimli Atatürk'ün İstanbul'a gelişi ve İstanbul'daki faaliyetlerini anlatan makale güzel olmakla beraber İstanbul ile alakalı değil. Beklentiyi karşılamayan kısım burası.
Ama misalen Goben ve Breslau gemilerinin İstanbul'a varana kadarki serüvenini anlatan makale hem okuması bu kitabın hitap ettiği kitle için zordu hem de İstanbul'la uzaktan yakından ilgili değildi. Kitabın yazarı tarafından Yunan ve Türk yazarların hatıratlarından, günlüklerinden seçilen metinlerden derlenmiş elli sayfalık iki bölüm ise ne anlattığı dahi belli olmayan, havada uçan metinlerdi.
Sonuç olarak seçili metinler işgal ve büyük savaş İstanbul'u hakkında genelgeçer bilgileri içeren orta uzunlukta yazılar okumak isteyen okuyucu için öylesine okunup geçilebilir diye düşünüyorum.
İstanbul işgali hakkında çeşitli bakış açıları ile derlenmiş bir kitap. Rumların gözünden, mizah dergilerinden, Yahudi cemaati gözünden, Türklerin gözünden o döneme bakışlar ele alınmış. Atatürk, Beyaz Rusların İstanbul göçü, iki alman zırhlısının Osmanlı Devletine sığınma macerasıda detaylı şekilde incelenmiş. Bu dönemi merak edenler bakabilecekleri bir kitap.