Küba’lı yazar Leonardo Padura’nın 2009’da yayınlanan hacimli bir romanı. Köpekleri seven iki adam var, biri Troçki, öbürü ise katili Ramon Mercader. Köpekleri seven bu adamlar üzerine kurgulanmış, çok geniş araştırmalar sonucu elde edilen bilgilere, ki bunun büyük bir kısmı tarihi gerçeklere dayansa da neticede bir kurmaca roman. Roman yazar olmak isteyen sıradan bir Küba’lının ağzından anlatılıyor.
Ancak bir ön bilgilendirme yapmak gereği duyuyorum. Yazar Marksizme mesafeli, hatta Marksist ideolojinin karşısında, bu nedenle yazdıkları Marksizme inanları rahatsız edecektir, kitabı taraflı bulacak ve doğal olarak hoşlanmayacaklardır. Stalinizme ise tamamen düşman Kübalı yazar Padura, Stalin’i hastalıklı ruh sahibi bir cellat olarak anlatıyor, yine bu nedenle Stalinizmi savunanlar için adeta küfür niteliğinde bir kitap olarak ya okumayı bırakacaklar ya da 1 yıldız verip geçeceklerdir diye düşünüyorum. Roman Troçki yanlısı da değil, Troçkistleri de rahatsız edecek bir kitap bence. Yakın tarihe ait bu kurgusal siyasi romanı salt edebi eser olarak okumak bu nedenle yanlış olur.
1940’da Meksiko’da sürgünde olan Leon Troçki (Lev Davidoviç), aslında bir komünist olan Katalan Ramon Mercader tarafından öldürülmüştü, emri veren Stalin yerine getiren Sovyet gizli servisi NKVD’ydi. Kitapta geçen adlarıyla “Sürgün“ (Troçki) ve “Mezar Kazıcısı” (Stalin) arasındaki çekişme devrimden, yani 1917’den önce başlamış, Lenin’in ölümünden sonra bu kapışma ve ölümcül kavgaya dönüşmüştü. Stalin büyük temizliğini tüm muhaliflerini Troçkist olmakla suçlayarak yapmıştı. Bu süreç kitapta geniş olarak yer almakta.
Sovyet deneyiminin tüm dünyada Marksist düşüncenin başarısız kılınması yanında sol düşüncenin sosyalist ideale sırtını dönmesi sonucunu doğurduğu çıkarımını romanın ana fikri olarak değerlendirdim. Çünkü Ekim Devrimi ve sonrasındaki sovyet rejimini 20. yüzyılın en uzun süren ütopyası, gerçekleşmeyen hayali ve Marksist kuramın çöküşü olarak nitelendiriyor yazar. Bu nedenle kitap ideolojik olarak bir iddia taşımakta, ancak Troçki hakkında olabildiğince tarafsız yazıldığını düşünüyorum.
Stalinin cellatlığının ve İspanya İç Savaşının kaybedilmesindeki rolünün ve Hitler ile anlaşma yapacağının daha önce Troçki tarafından defalarca uyarılmasının anlatıldığı bölümler bulantı yaratıyor. Keza gizli servis aracılığıyla Stalin’in paranoyalarının nasıl halledildiğinin anlatıldığı bölümler de dehşet verici, örnepin Moskova duruşmaları. Troçki de pürüzsüz değil ama bir Stalin yanında saten gibi, ipek gibi kalıyor.
Özellikle katil Ramon’un İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçiler safında çarpışırken Sovyet Rusya adına çalışması için devşirilmesi, Komunistler yani İspanya K.P.(Stalinistler) ile PAUM militanları (Troçkistler) arasındaki akıl almaz nefret ve kinin yarattığı çatışmaların Cumhuriyetçileri nasıl zayıflatıp iç savaşın kaybedilmesine neden olunduğu çok açık anlatılmış. Stalin’in İspanyayı kaderiyle başbaşa bırakması Franco’nun zaferini getiriyor.
Bu arada Küba’nın tarihsel gerçekleri de az bilinen yönleriyle anlatılmış. Yazar Küba rejimini de eleştiriyor hatta Küba yönetiminde homofobinin güçlü şekilde varlığını vurguluyor. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra açlık ve yokluk içinde kalan ülkenin anlatıldığı bölümlerin sansüre uğramaması şaşırtıcı. Bunları halen orada yaşayan biri olarak nasıl yazabildiğini anlamış değilim. Anlatıcı Kübalı yazar heveslisi, yazarın yani Padura’nın kendisi mi ona da karar veremedim, olursa da şaşmam.
Troçki’nin sürgün yılları, siyasi görüşleri, mücadelesi, Ekim Devrimi’ndeki rolü genişçe yer alıyor kitapta. Suikastın ayrıntıları ve sonrası, Ramon Mercader’in Meksika’da 20 yıl hapis yattıktan sonra Moskova’ya dönmesi ve burada gördükleri ve yaşadıklarını anlatan bölümler çok dikkat çekici. Keza SSCB yönetimi özellikle Stalin’in iktidarı ele geçirme hırsı ve Marsizm-Leninizm ideolojisini Stalinizm ile biraraya getirmek için döktüğü kanları okuduktan sonra Kruşçev ve ardıllarının, Brejnev’in, bugün ise Putin’in Stalin ruhunu taşıdıklarını anlamak zor değil.
Yazarın hayal gücünü bazı yerlerde zorladığını, inandırıcı olmak için bazı bilgileri çarpıttığını görmüş olsam da, 20. yüzyılın bir dönemini ve dramatik tarihi bir olayını (Troçki suikasti) detaylı bir şekilde okumaktan keyif aldım. Kitap yüksek temposu ile rahat okunuyor, kurgusu ve dili oldukça iyi, çeviri kusursuz. Sadece bazı yazım hataları var, özellikle ünlü şarap Ch. Lafite Rothschild’ın “Ch Latife” olarak yazılmasına güldüm.
Uzun bir roman, 800 sayfa, yukarıda belirtilen konulara ilgi duyanlar için öneririm.
* Kitabı okuyacaklar için bir değerlendirmeyi de şuraya koyayım.
“Stalinist diktatörlüğün kurulması ve sürekliliğinin sağlanması süreci, çok kanlı bir karşı devrimin ürünü oldu. Troçki bu kanlı karşı devrimin sonucunda katledildi. Stalinist diktatörlük, yayılmacı bir emperyalist güç oldu aynı zamanda. Doğu Bloku bu güç tarafından, tıpkı 2003’te Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesi gibi işgal edildi. Stalinist bürokrasi, küresel dev kapitalist devletlerle işbirliği içinde oldu. Stalinist diktatörlük, Almanya’da Nazilerin iktidara gelişine hizmet eden politikalar izledi. Stalinist diktatörlük, sendikaları, işçi haklarını, kadın özgürlüğünü yasakladı. Yahudi düşmanı despot bir rejim, Ekim devriminin tüm kazanımlarını gasbeden bürokratik odağın egemen sınıf olarak örgütlenmesinin ürünü oldu.”
(Şenol Karakaş/ marksist.org)