Abim 8 Aralık 1968'de dünyaya geldi. Aslında Zeytinburnu'na geldi de, yine de global bakmak lazım. 1973 yılı baharına kadar el bebek gül bebek büyüyen Can, benim doğumumla, önce sanayiye çırak verilmek istenmiş, sonra "devlet okulunda aynı çileyi çeker nasılsa" düşüncesiyle ilkokula başlatılmıştır. Ben tabii 1973'ten 2016'ya kadar kendi biyografimle ilgilendiğim için arada neler olduğunu pek hatırlamıyorum. Ancak kitabının çıkacağını duyunca kitabın taslağına bakıp anladım ki meğer ne güzel günlerimiz olmuş.
Kamuoyunda gösterilerimde anlattığım kadarıyla tanınan abim elbette komik olması için abartılmış bir "tip" değil, hayatımdaki en yakın arkadaşım, en güvendiğim eleştirmenim, meslektaşım, (amatörler arasında) en çok güldüğüm komedyen olarak çok önemli bir "karakter"dir. İkimizi tanıyanlar daha iyi bilir, ben ne kadar "şey"sem o da bir o kadar "başka bir şey"dir. Abimi severim, abim olmasa yine severdim. Az görüşürdüm belki ama yine severdim.
Kitabını okuyun siz de seveceksiniz. Eline sağlık Can Hoca, yine 1-0 öndesin... Benim kitabım bile yok... Yaptın yine numaranı... -Seni seven kardeşin ünlü komedyen, Cem Yılmaz-
Kitabı eğlenmek ve değişik bir şeyler okumak için almıştım açıkçası. Tek eğlenceli kısmı arka kapaktaki Cem Yılmaz'a ait yazı. Kesinlikle edebi bir kitap değil; yazarın da böyle bir iddiası olduğunu düşünmüyorum. Can Yılmaz tecrübelerini öyküleştirmiş. Hatta bunu yaparken aynı tecrübeyi iki kez öyküye dönüştürdüğü de olmuş; bakınız Sahibinden Emsalsiz ve At Koşar Baht Kazanır. Ön kapakta yazarın adını ortaya kabak gibi kocaman yazmış olması da İnkılap Kitabevi'nin ayıbı olsun artık. Can Yılmaz yaratıcı yazarlık dersi alırsa ortaya daha güzel metinler çıkacaktır. Bazı öykülerde temel yanlışlar mevcut; arka arkaya aynı kelimeleri tekrar etmek, aynı cümlede 4-5 fiilimsi kullanmak gibi.
Olmamış... Hep bir şeyler eksikti öykülerde... Hep mi hayat kötü, hep mi insanlar dolandırıcı... Her dört sayfa sonunda hep mi baş karakter ölüverir... Aziz Nesin de günlük hayattan insanları anlatır ama dili daha akıcı ve daha az tedirgin edici ... mutsuz bir kitap
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitabı eline alan herkesin içeriğin komik olmasına dair bir algıları var. Kitabı okuduktan sonra hayal kırıklıgına ugruyorlar ki bu yazarın hatası değil. Yanlış beklentiler içinde olanlar okuyucular. Bana gelirsek ben ba yıl dım. Gerek Sunay Akın'ın önsözü, gerek içindeki hikayeler gerçekten okuması çok keyifliydi. Hele en sondaki kapanış yazısı...Can Yılmaz'ın sonda anneannesiyle olan anısını okumak, o zamanı hayal etmek çok güzeldi. Çünkü benim hep 80'lere karşı bir zaafım olmuştur ve yanlış jenerasyonda doğduğuma inanırım. Kitapta ilginç bulduğum yerler ise hikayeleri okurken coğunun gerçekten sonunun trajik bitmesi. Gerçekleşmemesi imkansız sonlar değil. Sadece gayet olağan ama okurken birden gelmesi şaşırtıyor. Kitabı sevdim o yüzden ikincisini okumak üzere bu yorumu burda bırakıyorum.
Kafa dergisinde yayınlanan yazılarından sonra bugüne kadar biriktirdiği hikayeleri yazmaya başlaya Can Yılmaz, her sene bir kitap çıkararak son 3-4 senedir aktif bir yazarlık kariyerine başladı. Yarı hüzünlü yarı komik hikaye tarzını gördüğümüz ilk kitabının ön sözünde Sunay Akın, yazardan Aziz Nesin kokusu aldığını söylüyor. Fakat o raddede olmadığını farklı bir kulvarda yazıldığını, kitabı okuyunca anlıyorsunuz. Hikayeler mahallede yaşamış bireylere geçmişi hatırlatacak cinsten. Karakterler samimi ve komik. Hüzün dozajı da boğaz düğümletecek kadar başarılı. Ancak çok hafif, anlam veremediğim bir garip durum fark ettim. Bütün öykülerde, hikaye akarken bir noktada anlamadığım bir paragrafa denk geliyorum ve o paragrafı tekrar okumak durumunda kalıyorum. Olay akışında süreklilik ile ilgili bir kaç kesintiye uğrayabiliyorsunuz. Bu benim okuma tarzımla da alakalı olabilir.
minik öykülerden ve yer yer kısa anılardan oluşan bir kitap. 21 öykü/anı ve Sunay Akın'dan da bir önsöz barındırıyor. Öyküler tam içimizden, bizden. Ben bizden yazılmış öyküleri, bu ülke insanın yaşadıklarını okumayı çok seviyorum. Ülke trajikomikken okuduklarımızda bir hayli öyle oluyor. Tüm kitabı yüzümde buruk bir gülümseme ve çoğu hikayede gözlerim doluyken okudum. Elimden düşürmedim. Ama bir sitemim var Can abi. Öykülerin %95 i neden ölümle bitti. Çok içerledim. Ya da ölümle başladı ve hikayesini dinledik. Tam 12 den vurdun kalbimi abi. Ne diyelim sağlık olsun. Kitaba puanım sırf bu ölümler yüzünden 8. Aslında 10 numara kitap. Okuyun. İyi gelecek 🌼
Diyaloglar, üst ses, karakterler oturmamış. Yeri geliyor karakter boyundan büyük sözler söylüyor, yeri geliyor kendinden beklenmeyen çıkarımlarda bulunuyor. Bazen üst ses bize karakterin neden böyle cümle kurduğunu, neden bu şekilde davrandığını anlatıyor. Edebiyat bu değil. Bu olsa olsa kahvehanede hikaye anlatma falan olur. Betimlemeler iyi fakat yersiz. Metinler edebi değil. Duygu sömürüsü ve sokak edebiyatı dozu çok yüksek.
Öyle çerez niyetine belki tüketilebilir.
Cem yılmaz'ın abisi olmasaydı yayıncı bu kitabı basar mıydı ondan da emin değilim.
Sunay Akın'ın önsözü, yazarın kitaplarını sosyal medyada, etrafta, çok satanlarda görüyor oluşum beklentiyi yükseltti. Fakat bu beklenti büyük bir hayalkırıklığıyla sonuçlandı, kitabın ortalarında sıkıldım. Hikayeler çok benzer, tekrar eden betimlemeler, tekrar eden lakaplar vs. maalesef "çiğ" durmuş. Okuduğu, sevdiği türde yazmaya çalıştığını anlıyorum ama maalesef yapay durmuş, bir kısmı ortalama olsa da geri kalanı için aynısını söyleyemem.
Can Yılmaz'ın kaleminin bu denli kuvvetli olduğunu bilmiyordum. kütüphanede tesadüfen görüdüğüm bu kitap insanın içini ısıtan samimiyetle yazılmış denemelerden oluşuyor. bu kurgu da insanı sıkmadan kitapta gezinmesini sağlıyor. kitabı okurken tatlı bir hüzün veya salakça bir gülümseme içinde bulabilirsiniz kendinizi. diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum.
Cem Yılmaz'in abisiymiş evet oyuncu ve senarist ok ama kitabı gayet sıradandı belki de kitabın adı bu nedenle belkide klişe hayatlar matbaası konuldu. Okunur ama o kadar abartı hikayeler yoktu.
20 hekayədən ibarət kiçik bir kitabdır. Evə istənməyən qonaq gələndə, kənara çəkilib, özünü "oxuyurmuş" kimi göstərmək, baş qatmaq üçün yaxşı variantdır. Topluya daxil olan hekayələr arasında ən çox üçüncünü bəyəndim: "Hediyesi 35 kuruş" (Kitabxanadan götürdüyü kitabı xoşladığı sinif yoldaşına oxumağa verən, təhvil tarixi keçsə də, qızdan almaqdan utanan balaca oğlandan bəhs edir), "Size de çıkabilir" (məhlədə baş verən oğurluq üstündə səhvən tutulan, rəisin yeni il yolkasındakı işıqları yandıra bilmədiyi üçün adının "pis usta" çıxacağından ehtiyat edib, günahı üzərinə götürən elektrik ustası haqqındadır), "Sahibinden emsalsiz" (hekayənin əsas qayəsi: fırıldaqçı ətrafında olan hər kəsi fırıldaqçı bilir).
Kitabı oxuduqdan sonra Can Yılmazın aktyor və rejissor qardaşı Cem Yılmazın "Kara komik" seriyasından iki filmə baxdıq: "Kaçamak" və "İki arada". Birinci "bir köpüklük" ekran işi olmasa da, ikinci normal idi. İkinci filmin qəhrəmanı bərənin yeməkxanasında ofisiant işləyən Ayzekdir. Ayzek sevdiyi qıza tost hazırlayanda kaşarını bol edir. Bu, Can Yılmazın "Benanın çatalı" hekayəsindəki bir səhnəni xatırlatdı. Orda da tostçu Benan sevdiyi qızın gözünə girmək üçün eyni fəndə əl atırdı.
Kardesinin komedyen olmasi sebebiyle abisinin de komik seyler yazacagi yanilgisina dusenlerdenim ben de.sonra bir toparladim.okumaya devam ettim.okudukca icim sikilmaya basladi trajediden dramdan.kotu bir kitap mi?degil!okusan bir sey kaybeder misin?kesinlikle hayir! Son hikaye Bir Mayis Utopyasi icin de diyecegim tek sey su:amin!
Benzer hikayelerin neredeyse aynı üslupla anlatıldığı bir öykü kitabı. Hangi hikayenin konusu neydi kahramanı kimdi kitap bittikten sonra aklımda kalamadı, güçlü bir etki bırakamadı. Kötü diyemem ama kitabın ortalarında sıkıldım ve malesef pek beğenmedim.