"Anlatacağım hikâye, şehirli ve çalışan grubun yaşadıkları. Ben de onlardan birisiyim ya, o yüzden içeriden bolca itiraf taşıyor. Zira ne yazıyorsam çokça kendimden, yakın çevremden gördüklerim. Hikâye gerçek. Uydurmadım, en fazla biraz abartmışımdır. Ne yaptığımızı, dünyayı nasıl gördüğümüzü ve neden böyle davrandığımızı anlatmaya çalıştım.
Bu kitap, kötü çocuklar olmadığımızı ispat etme ve bize verilen gazları kolayca yuttuğumuzun hesabını verme çabası aslında. Kendime ve sınıf arkadaşlarıma bolca iğne batırdım. Hatta çuvaldız ve şiş bile kullandım kimi zaman. Ama itirafçı olan beni dahi şişleyemeyecek kadar iyi insanlarız, biz beyaz yakalılar. Her sabah saat 6.45'te çalan alarm sesinin, sabah tıraşının, makyajının, kravat ve topuklu ayakkabı içinde büzüşen bedenlerin, bilgisayar başında uyuşan beyinlerin öyküsü bu kitap. Başka da bir şey değil."
. beyaz yakalı muhabbetinden sıkıldım. ilk çıkışından itibaren 2 yıla yakın ot dergi almış ve reklamnı yapmış biri olarak ot'tan da bıktım. beyaz yaka ve kahrolsun das kapital mıy mıy mıy, mavi yaka ve yaşasın işçi bayramı loy loy loy, ama bi allahın kulu da vazgeçmedi yakasından da renginden de. yani vazgeçsin ya da geçmesin, mevzunun çıkış noktasının beyaz yakalı olmaya bağlanmasına katlamıyorum. haliyle buradan hareketle yazılan kitaplara da katlanıyorum. banal. baydı. bayılazaam. bunu ot etiketi görerek ve kitabı inceledikten sonra söylüyorum. sıkıcı. basit. hippieler ya da bohemianvari tabanlı ve onlar gibi söylemlere girmeye çalışıp, etkilendiği yazar hem kim ise onun gibi yazan ve özgün yazdığını sanan tiplere yazar denmesi daha da sıkıcı. bunaldım. "bilmemnenin bilindik öyküsü ve itiraflar bla bla bla" bari bu cümleyi bi değiştir aq. içinde güzel saptamalar, 'denişik' bitişler falan felan filan olabilir ama bunu yıllar önce bukowski bile (satır arasında en azından) söyledi koçum.
ofiste bi' arkadaşımın masasında gördüm, aldım, birkaç saatte bitti..
metnin dil açısından bütünlüğü yok, bazı tespitlerin arasına kişisel anılar serpiştirilmiş, biraz abartı katılıp servis edilmiş, o kadar..
ısıtılıp ısıtılıp önümüze atılan beyazyakalı muhabbetinden de, her şeyin ucunun geziye dokundurulmasından da bunaldık ama bazıları bunun farkında değil sanırım..
"vakit geçirmek için okunur" bile diyemeyeceğim.. ben okurken sıkıldığımı hissettim sık sık.. bakmazsanız hiçbir şey kaybetmezsiniz bence ama yine de siz bilirsiniz..
aynı dergide yazdıkları, arkadaş oldukları için birbirinin kitabını öven, kalemi daha iyi olan yazarlar da sadece kendi güvenilirliklerini zedeliyorlar benim gözümde..
Mükemmeliyetçiliğe soyunup 4 verme kitaba, direkt bas 5i; bu kitabı okuduysan sen de beyaz yakalısın kuvvetle muhtemel. Ne güzel yazmış işte olanı biteni, beyaz yakalının kurmaca dünyasını. Kalemine/klavyene sağlık Erdem Aksakal. Bu kitabı okumayan kalmasın. Okuyalım ki sakilliklerimizin farkına varalım. Usandım artık birilerinin işi bırakıp köye yerleşme hayallerini dinlemekten. Ben de şikayet teyze olmaktan vazgeçiyorum hemen. Serinin devamını bekliyorum.
Gülerek okuduğum kitabı bitirirken, kapağını kaparken canım acıdı, ağlamaklı oldum. Ne kadar güzel işin vardı, neden bıraktın diye soranlara anlatamadığım ne varsa, nefret ettiğim ne varsa bu beyaz (!) dünyada, hepsini anlatmış Erdem Aksakal. Şimdi kendi kendime üretmeye çalışırken bile bu kafadan çıkamadığım birçok nokta olduğunu keşfettim. Mesela hala kendime işe başlangıç ve bitiş saatleri koyuyorum.. Keşke en başından sanata, üretime yönelseymişim de bu dünyayla hiç tanışmasaymışım..
Cok guzel betimlemler var. Gezi baglantisi da cok dogru. Hele yemekler konusuna bittim.
"beyaz yakayı bir kilometreden tanırsın kardeşim. yolda giyiminden tanırsın. Takım elbisesi aslında pideci önlüğü, madenci bareti gibi bir üniformadır. Ama bir tek o iş kiyafetinden bir moda akimi yansıttığını düşünecek kadar saftir. Mesleği gereği üniforma giyen herkes akşam olsun da kurtu layım üniformadan geri sayımındayken, o üniformasıyla bütünleşir. Sandalyeye otururken ceketine kundaktaki bebek ih timamı gösterir. Uniformaya bulaşan kir, mesleğin doğal raconuyken beyaz yakali için iş yemeğinde kravatına sıçrayan yemek onun kusursuzluğunun yikildiği andır. Hiç sevmez"
Ot dergisinden yazılarını bilirdim ve beğenirdim. Kitapta yalın ve esprili dille yazılmış. Zaten edebi bir metin gayesi olmadığı icin cok da o yonden incelenmesi gerektiğini düşünmüyorum.
Bu kitabı okumaya karar vermemi sağlayan tek sey konusu oldu. Cunku 8 yıla yakındır "beyaz yakalıyım" ve aslinda bize varmış gibi gösterilen o güya büyülü kurumsal hayatın ne kadar fasa fiso oldugunu, kendimizi kaldırdığımızı cok güzel anlatmış. Acı gerçeklerle cok güzel yüzleştiriyor.
Neredeyse eğer cümleye katılıp, hakkaten ya bizde de boyle dedim.
Eğer beyaz yakalıysanız ve yüzleşmeye hazırsanız okuyun derim..
Hangi sınıfa ait olduğunun farkında olmayan beyaz yakalıyı ve beyaz yakalıya ait her şeyi son derece akıcı ve keyifli bir dille anlatmış Erdem Aksakal.
Kitabı okurken, baştan aşağıya bir test gibi düşünün. Ne kadar çok noktayla kendinizi özdeşleştirebiliyorsanız, puanınız o kadar yüksek. Bu bakış açısıyla ben bu dersten ancak DD ile geçiyorum. Ama aldığınız en düşük not dahi mahcup olmak için bir sebep...
Nitekim para karşılığı emeğimizi satıyoruz, bunu yaparken de olmadık triplere giriyoruz. Sırf bu konuda kendi farkındalığımızı dürtüyor olmasıyla bile şahane bir kitap Mezeleri Güzel.
Beyaz yakalıların kaypak yaşantısını çok güzel anlatmış. Ben de bir beyaz yakalıyım ve anlatılanların hepsi bildiğim, yaşadığım şeyler, fakat çoğunun farkında olmayanlar, işçi olduğu halde kendini patron sananlar, her türlü terfi, zam, şirket partileri, biz bir aileyiz vs oyunlarını yutanlar beyaz yakalıların %90ını oluşturuyor. Özetle beyaz yakalıysan al oku, gerçeklerle yüzleş, çok geç olmadan...
Beyaz yakalilari fena halde tiye alan, okumasi cok eglenceli bir kitap. Siz de is hayatinizin buyuk bir bolumunu plazalarda gecirdiyseniz bu kitaptaki her senaryo cok tanidik gelecektir. Saptamalar cok yerinde. Beyaz yakalinin otomatiklesmis davranislari, bilincaltinda yatanlar, eylemlerinin kaynagindaki dusunceler hepsi esprili ve sarkastik bir uslupla cok basarili aktarilmis.
Evet hikaye gerçek, uydurma değil. Fakat yazarın da dediği gibi cidden abartmış. Neden olduğunu çözemediğim şekilde saldırıyor beyaz yakaya, sınıf kompleksi mi var diye düşünmedim değil ara ara. Kitabın çoğunda "sen beyaz yakasın sus otur yerine, bir şey isteme zaten hakkın da yok enayi" tavrı hakim. Sonu, olabilecek en güzel şekilde bağlanmış, bu kadar uç ve saçmaya kaçan eleştirilerin olduğu bir konu başka türlü kapatılamazdı. Kitapta yapılan eleştirilerin insana olanları değil de, sisteme olanları gayet yerinde. Bu kısımlardan düşünecek maddeler çıkar, geri kalanına çok takılmayın.
Istanbul ve plaza hayatini biraz ozlememden mutevellit bos bir anima gelip aldim ve okudum. Okumasam da olur diyebilecegim bir kitap dersem cok haksizlik etmis olmam ama tuhaf bir sekilde okuduguma da pisman olmadim. Bunun sebebi bence hayatimdan bircok kareyi bu kitapta bulmam ve sanki o gunleri anmam icin yazmis oldugum bir ani defteri gibi hayal etmem oldu bu kitabi bana isindiran...
Erdem Aksakal'ı OT dergisi sayesinde tanıdım. Yaptığı tespitleri severim. Kitabından da, anlattığı hikayelerinin yansımasını beklemiştim ama hiç de beklediğim gibi çıkmadı. Öncelikle kitap, bir beyaz yakalı hakkında tespitleri anlatıyor. Tamamı ile beyaz yakalıların yaptığı yanlışlar ve düşünce tarzındaki bozuklukları özetliyor. Bu açıdan pek subjektif kalmış. Üstüne basa basa proleter sınıf ve küçük burjuva ayrımını yapmasına rağmen, Türkiye'deki girişimcilerin eğitim seviyesini de göz önünde bulundurup anlatmasını beklerdim. Bu haliyle tüm iğnelemeler beyaz yakalılara gelmiş. Ben üstüme alınmadığım için keyifle okudum ama arada sıkışıp kalan bir çok insan var ve algısı nedeniyle bu kitabı okuduklarında mutsuz olacaklar. Zaten yazarın amacı da bu.. Erdem Aksakal'ın tespitlerinden öte bu işleri hikayeleştirmesi gerekiyor. Yoksa bu haliyle çerezlik bir kitabın ötesine geçemez maalesef.
Beyaz yakalının hikayesi son derece keskin ve trajikomik bir dilde anlatılmış. Storytel'in seslendiricisi kitabı daha da teatral hale getirmiş, sagolsun. Son bölümde beyaz yakalının uyanışını Gezi Olaylarına bağlamasını cok çözemedim, sanki bu olaylar sırasında kendisinin kafası karışmış ve kitabı alelacele bitiresi gelmiş gibi hissettim.
Vakit kaybı ve bir bilgi içermeyen bir kitap. Bu kitabın iş arkadaşlarınızı etiketlemeye yardımcı olmasının, onlar hakkında sizi paranoyak yapmasının, kariyerinize yabancılaşmanızı sağlamasının ve -ben de şeklinin doğru olmadığını kabul etsem de- milyonlarca kişinin emeğine sizi yabancılaştırmaya çalışmasının dışında hiç bir şey içermediğini söyleyebilirim.
Rahat ve hızlı okunuyor. Örnekler gerçek. Hepsi, hatta daha fenaları her gün yaşanıyor. Yine de bir şeyler yavan kalmış. Çok fazla ‘ben bilirim’ci ve öğüt verir bir üslubu var. Belki daha çok anılardan oluşan bir içeriği olsaydı daha samimi hissettirebilirdi.
Gayet eğlenceli. Bazı noktalarda tekrara düşse de, kesinlikle tavsiye edilir. Özellikle Beyaz Yakalı hayatına başlayacak gençlere güzel öğütler içeriyor...
Bitiremedim. Başlardaki bazı komik tespitler "ben bunu niye okuyorum" yahu diye düşündüren tatsız bir standup metnine dönüştü. Ayrıca yazar bence Marx'ın sınıf ayrımını anlamamış.
Cogu yorumuna katildigim, bir kismini abarti buldugum, henuz gozlemlemedigim bir kismina oldukca sasirdigim, geri kalan kismini ise pek de desteklemesigim, okumasi keyifli, kafa dagitan bir kitap.