“Ellerini masaya dayadı. Ne yapacağını düşünmeye çalıştı. O başını kaldırıp konuşmaya başlamadıkça, burada durup ne yapacaktı? İyi ama, nereye gidebilirdi ki? Kiminle konuşabilirdi? Sonra tekrar onun,
“Bugünü beklemiyor muydun?” deyişini hatırladı.”
Türkçe edebiyatın ustalarından Erhan Bener’in 1960 tarihli Loş Ayna’sı, sıradışı kurgusu ve farklı edebi türleri bir araya getiren üslubuyla önemli bir roman.
Teknik açıdan polisiye romanın tüm özelliklerine sahip olan roman, kurgusunun sürükleyiciliğini yapısal bir öğe olarak kullanıyor. Bener, yalnızca gerilim yaratma, suç ve suçun farklı boyutlarını sergileme gibi temel bir yaklaşımı değil, bunlarla birlikte toplumun değer yargıları, ölüm, tutku, cinsellik gibi konuları çok boyutlu olarak yansıtmayı, kişilerini trajik sona sürükleyen psikolojik süreçleri göstermeyi amaçlıyor.
“Loş Ayna başarılı ruh çözümlemeleriyle başlar; örnekse Mâhide’nin kaba saba bir adamla cinsel ilişkiden sonraki pişmanlığı, korkusu ya da İlhan’ın Selçuk’a toplumun ahlâk adına baskılarıyla donanmış tutkusu, Erhan Bener’in ustaca yazdığı çözümlemelerdir. Roman sonra polisiye havasına bürünür. İntiharın cinayete dönüşmesi, katilin kim olduğu hep sürükleyici anlatımla işlenir. Sonra yeniden psikolojik romandan esinli anlatıma geçilir. Yazarın iç dünyalara göndermeleri Loş Ayna’nın bütünlüğünü sağlar.”
Yazar Erhan Bener, 1929 yılında babasının görevli bulunduğu Kıbrıs’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamlayan Bener, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Bener, 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de lisans diploması aldı.
Erhan Bener, 1951-58 yılları arasında Maliye Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. 1958-1973 yılları arasında yurt dışında çeşitli görevlerde bulunan Bener, 1975 yılında Emekli Sandığı Genel Müdürü iken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
Türkiye'nin ilk fen doktorlarından Raşit Bener'le Mediha Hanımın oğlu, felsefeci Cemil Sena Ongun'un yeğenidir. Yazar Vüs'at Orhan Bener'in kardeşi, Yiğit Bener'in babasıdır.
GENÇ YAŞTA YAZMAYA BAŞLADI Kısa bir süre avukatlık yapan Bener, edebiyat yaşamına 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlanan şiir ve öyküleriyle başladı. Bener, 30’un üzerinde kitaba imza attı, kimi yapıtları da yabancı dillere çevrildi. Çocuk kitapları, çevirileri ve radyo oyunları da bulunan Bener’in “Yalnızlar”, “Ölü Bir Deniz”, “Böcek”, “Aşk-ı Muhabbet” ve “Sevda” adlı yapıtları sinemaya ve televizyona uyarlandı.
Bener’in, “Hızır Doktor”, “Bürokratlar” ve “Şahmeran” adlı oyunları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ankara Halk Tiyatrosu ve Ankara, Konya, Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nca sahneye konuldu.
BİRÇOK ÖDÜLÜ VARDI Erhan Bener, Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülüne layık görüldü.
Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü altın madalyası sahibi olan Erhan Bener, Fransa’nın uluslararası L’Officier de Lordre des arts et des Lettres (Sanat ve edebiyat ustası) ve Uluslararası Film Festivalleri Kurumu’nun “Sanat Çınarı” unvanına da sahipti.
Kedi ve Ölüm adlı romanı Le Chat et la mort adıyla, Baharla Gelen adlı romanı ise Ce qui arriva avec le printemps adıyla Fransızcaya çevrildi.
Okuduğum en iyi Erhan Bener romanlarından biri oldu. Henüz okumadığım ve başyapıtı sayılabilecek Yalnızlar adlı romanında nasıldır bilmem ama bu kitabında “psikolojik roman” ustası oluşunu gayet iyi yansıtmış oluyor. Polisiyenin sınırlarında hafifçe gezen ama asla polisiye olamayan bir roman.
Erhan Bener'in hak ettiği değeri görmediğini düşünüyorum. Romandaki ilişki sarmalı, psikolojik gerilim çok iyi işlenmiş. Özellikle roman ilerledikçe İlhan bir Rus romanı karakterine dönüştü gözümde. Sahir karşısında hastalıklı bir şekilde sayıklaması ve itirafları... Budala'daki Prens Mışkin''i anımsattı. Gerçekten etkileyici bir kitaptı.
Sahir, Selçuk ve İlhan karakterlerinin iç döküşlerini okumaktan gına geldi. Tekrarlar, sayıklamalar, boğucu bir atmosfer… Bu romanı erkekler sevebilir, tahminim çoğu kadın bunaltıcı bulacaktır. Erkek sayıklaması okumak istemiyorum artık. Katiller Selçuk ve İlhan, cinsel kimliklerini bulamayan, kadınlarla sorun yaşayan, nefret dolu, öfkeli iki tane incel.
This entire review has been hidden because of spoilers.
... Bir ağabey ne kadar özverili olsa, her zaman yanıbaşında bulunamaz insanın. Artık kırk yaşını geçtim ben, bir gün pat diye ölüp gidecek olsam, ne yapacak bu? İnsan kendisini yalnız kalacağı günleri düşünerek hazırlamalı. Ağabey olarak kendisine düşen görev, kardeşini insanı yavaş yavaş çökerten yumuşak yürekliliklerden, ince, kemirici, boş duygululuklardan korumak, zamansız, köksüz, hastalıklı sevgilerin, kokmuş bağlanışların, afyonlu tutkuların tutsağı olmaktan kurtarmaktı. Bu dünyada ancak tek başına ayakta durabilecek kadar güçlü olanların yaşama hakkı vardı. Gerçi zor bir meslekti yalnız yaşama mesleği, bu anlayıncaya kadar insan çok acılar çekiyordu. Selçuk da bunu zor anlayacaktı ama er geç anlayacaktı. O anlamazsa, anlatacak bir ağabeysi vardı. ... (syf.36)
Erhan Bener’in romanı (1960). Mâhide’nin ölümü üzerine daha da artan gerilimiyle heyecanlı bir polis romanı niteliğine bürünen eser, başarısını, daha çok, kişilerin iç dünyalanm ustalıkla çözümlemesinden alıyor.