... Bir ağabey ne kadar özverili olsa, her zaman yanıbaşında bulunamaz insanın. Artık kırk yaşını geçtim ben, bir gün pat diye ölüp gidecek olsam, ne yapacak bu? İnsan kendisini yalnız kalacağı günleri düşünerek hazırlamalı. Ağabey olarak kendisine düşen görev, kardeşini insanı yavaş yavaş çökerten yumuşak yürekliliklerden, ince, kemirici, boş duygululuklardan korumak, zamansız, köksüz, hastalıklı sevgilerin, kokmuş bağlanışların, afyonlu tutkuların tutsağı olmaktan kurtarmaktı. Bu dünyada ancak tek başına ayakta durabilecek kadar güçlü olanların yaşama hakkı vardı. Gerçi zor bir meslekti yalnız yaşama mesleği, bu anlayıncaya kadar insan çok acılar çekiyordu. Selçuk da bunu zor anlayacaktı ama er geç anlayacaktı. O anlamazsa, anlatacak bir ağabeysi vardı.
...
(syf.36)