Akan her damla gözyaşına inat, her şey yeniden doğacak. Başını kuma gömüp yaklaşan fırtınayı görmezden gelerek yok olmak ya da ayağa kalkıp gerçeğin peşinde ilerleyerek var olmak arasında seçim yapacak olan sensin. Bugünün dünyasında, yaşadıklarının gölgesinde nereye gidiyorsun?
İnsanı, dünyayı yok sayarak insanlığı kaosa sürükleyen sistemin yöneticisi Mayer... İnsanlığa bir çıkış yolu yaratmak için kendinden vazgeçen Hermes... Sistemin yaşattıklarıyla bir tetikçiye dönüşen İris... Ailesinin eleştirilerine kulak asmayıp bilgisayar başında kurulu düzeni sarsan liseli Mert... Kadını yok sayan bir toplumda tüm yüreğini ailesine açan Demet... Olanaksız bir aşkın enkazıyla geleceğinden vazgeçen Ayşe... Geçirdiği ölümcül sınavların ardından karanlığa ışık olan Selim... Dünyayı kadınların değiştireceğinin sembolüne dönüşen Zümrüt... Yaradan'ın yarattığını kabullenmeyen şeytan... Şeytanın bilinmeyen oğlu Lucifer... Her şeyin kaynağı Yaradan...
Gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki amansız savaşta dünyevi ile ilahi olan arasında sıkışıp kalan kadim bilgeliğin beşiği Anadolu'dan doğan kusursuz bir plan...
Türkiye ve dünyada milyonlarca insana ulaşan Aret Vartanyan'ın son romanı "Siyah Gözyaşı" yaşamı anlamaktan vazgeçmeyen, gösterilen dünyayla yetinmeyen ve geleceği öngörmek isteyenler için bir anahtar, hayatın tüm zorluklarına, yanılsamalarına ve varoluşun tüm ağırlığına rağmen dimdik yürüyenler için yeni bir umut...
Bir daha yazarla.yollarımız kesişmez umarım. Kendisi bana hitap etmedi pek. Diğer kitabını da pek sevmedim. Bu kitabın mantık hataları dolu kurgusu da beni içine çekmedi. Arka planda verilenler, altı dolu süslü cümleler sadece okurken terapiye, kendini bulmaya ihtiyaç duyanlara hitap eder bence. Felsefi yaklaşımlarla süslü cümleler beni kıpır kıpır etmedi. Çoğu cümleyi; verilmek isteneni zaten bildiğim, kendi içimde bunların farkında olduğum için de bir yerde sıkıldım da. Bilimkurgu desem değil, kişisel gelişim desen hiç değil bir kitaptı. Kurgu bakıyorsun mantık hatası dolu. Okuyucusuna, sevenine lafım yok ama buz gibi bir kalem, duyguların içine giremediğim, felsefe, politika, dinler ve daha birçok güncel konu dolu bir olaylar silsilesi okumaya çalışmak yordu beni. Bağlamların ana noktası anlaşılabilir olsa da mantıksız birleşme noktaları ne okuyorum dedirtti. Uzun uzun diyecek bir şey yok neticede sevmedim.
Birinci kitabı Gitme Zamanı yoğunlukla aşk, ilişkiler ve sosyal yaşantıya odaklıyken bu kitap internet, bilgisayar ve bilgi işlem, güvenlik, kelebek etkisi, devletlerin kontrol mekanizması, köleleştirilmiş günümüz toplumlarının sistem tarafından izlenmesi ve yönlendirilmesi gibi konuları işleyerek merakınızı kolay kolay tatmin etmeden sizi hızla sona götürüyor.
Kelebek Etkisi denen olgunun bu güne kadar gördüğüm en iyi anlatımına da bu kitapta tanık oldum.
Aret Vartanyan konuşmalarını severek dinlediğim ve düşüncelerini merak ettiğim biri olmasına rağmen bu kitabını o kadar güçlü bulmadım. Konu ve içinde olan düşünceler tam yoğrulmadan final ürün olarak ortaya konduğunu düşünüyorum. Kişilerin çokluğu, değinilmek istenen konuların çok fazlalığı ve derinliği ile birleştiğinde kitabın içine giremiyorsunuz. Kitaba kendimi kaptıramadım. Yine de diğer kitaplarını merak ediyorum.
"Fanusta doğduğum için fanusu dünyam olarak görmem gerekiyordu. Genlerimde, doğamda özgürlük var. Can bulduğum bedende kodlanmış varoluşumun üstünü hiçbir şey örtmüyor..."
Karmaşık kitap olmuş. İlk başta deneme okumaya başlıyorsunuz gibi bir his oluyor içinizde, daha sonra bu his romana evriliyor. Deneme olarak kısa bir kitap cikarsaydi daha başarılı olurdu.