"Doğru sevilmek ve yeterince sevilmek diye bir şeyin, insan ırkının sadece çok nadide elemanlarının başına geldiğini sanmıyorum ben. Benim annem babam da, ya yanlış sevilmiş ya da hiç sevilmemiş insanlar. Beni çok sevdiler. Ama bazen de yanlış sevdiler." -Ece Temelkuran-
Ali Nesin'den Fazıl Say'a, Sevinç Erbulak'tan Serra Yılmaz'a, Barbaros Şansal'dan Fırat Tanış'a "Baba Öyküleri"ni anlatmayı kabul etmiş yirmi güzel insan var bu kitapta.
Jehan Barbur'un yürek sesiyle, susamadıkları, şaşırtıcı, coşkun, derin sohbetler ediyorlar. Kimi babasına sevdalı, kimi küskün, kimi yaralı. Kimi özlüyor, kimi unutmak istiyor... Onlar anlattıkça, yalnızlığımız azalıyor. Jehan Barbur sordukça, kendi öykülerimiz dile geliyor.
Jehan İstiklal Barbur (d. 12 Nisan 1980), Hıristiyan Arap asıllı Türk şarkıcı-şarkı yazarıdır. 2002'de profesyonel müzik hayatına başlamak için Ankara'dan İstanbul'a taşınan sanatçı, ilk olarak farklı gruplarda pop, caz türünden repertuvarlarla vokalist olarak yer aldı. Bülent Ortaçgil'in referansı ile Ada Müzik adlı şirket ile anlaştı. 2009 yılında ilk stüdyo albümü Uyan yayımlandı. 2010 yılında ise ikinci albümü Hayat ile müzik kariyerini devam ettirdi. Son olarak 2012 yılında üçüncü albümü Sarı yayınlanmıştır.
Çok güzel bir kitap. Çok da zor bir kitap. Konuşmayı, düşüncelerini-anılarını bizimle paylaşmayı göze alanlara bu zorlu işi yapmayı kabul ettikleri için teşekkür borçlu olduğumu hissediyorum. Darbeler, katliamlar, göçler, ayrılıklar,... Asıl eylem "hatırlama" ve ne anlatsak biraz eksik kalacak, bir parçasını kendimiz tamamlayacağız. Riskli de bir eylem. "Ya haksızlık yapıyorsam", "ya onları kırarsam" diye korktukları yerler mutlaka olmuştur. Ben de kendi babam ile ilgili neler söylerim diye düşündüm kitap boyunca ve sonrasında. Nasıl tanımlardım, babamla yeniden buluşma fırsatım olsa neler yapardım, ...???.Babamızı anlatmanın neredeyse tüm yaşantımızı gözden geçirmek , bulunduğumuz coğrafyada yaşananları hatırlamak, babamızdan kişiliğimize katılan renkleri tespit etmek ve daha neler neler olduğunu gösteriyor Jehan Barbur "Baba Öyküler"de yerinde soruları ile. Çok katmanlı bir kitap. "Benim babam..."
*Jehan Barbur görüşmecine sorduğu soruları -birkaç yazıdan sonra ne olduklarını hissetseniz de- okuyucuya vermeden, kesintisiz bir anlatıymışçasına yapılandırmış her bir röportajı. Buradan Barbur'un kitap üstüne epey çalıştığı sonucuna vardım. Ellerine sağlık... *Babasıyla/baba olmakla iyi-kötü derdi olan herkes kitabı okumaktan keyif alacaktır. *Hikayelerine yer verilen kişiler orta sınıf, solcu, aydınlanmacı kesimlerden seçilmiş veya yazar o çevreye yakın olduğu için denk gelmiş diyebiliriz. Kitabın ikincisi olsa ve sağ muhafazakar çevrelerin babalarıyla yapılsa nasıl hikayeler ortaya çıkardı acaba diye merak ettim. Acaba onlar da çekirdek aile kavramına bu kadar verip veriştirir miydi ? *Boşanmış yazarlar çocuklarının ne kadar şahane olduklarını anlattıkları kısımda eski eşlerinin de o şahanelikte emeği olduğunu yadsıyorlar. Barbur, feminist bir tavır gösterip orada ufak müdahaleler yapabilirdi belki. *Son olarak, yirmi görüşmeciden sadece dördü kadın. Bu da görüşmeciler habire ataerkil aile eleştirisi yapsa da kitabın buram buram testesteron kokmasına yol açmış.
Çok güzel bir kitap. Bitene kadar ‘Ben babamı nasıl anlatırdım’ diye düşündüm durdum. Bir de hemen tüm hikayeler o kadar idealize/romantize (eksikleri de olsa) babalar anlatıyor ki, anlatanın veya anlatılanın ‘tanınan’ ‘ünlü’ birileri olmasının hikayeyi ne kadar özgür veya tutsak kıldığı hakkında soru işaretleri oluştu kafamda. Derken en sondaki anlatıcı yetişti. Tek ‘ünsüz’ veya daha ‘halk içinden’ bir anlatıcı. Bam bam bammm! ‘Benim babam vahşiydi, kötüydü, problemliydi.’ diyor. Empati yapabildiğim tek anlatıcı. Bir de Ece Temelkuran’la açık açık anlatamadıklarını konuşabilmek isterdim. Son olarak, yazarın bölüm başlarındaki kısa pasajları aşşşırı ağdalı olmuş. Sanki anlatıcıyı önden pohpohlama ihtiyacı hissetmiş gibi. Daha doğal olabilirmiş. Yazar kendi babasını da ekleyebilirmiş 🥰 Yine de tekrar belirtmek istiyorum ki çok güzel bir kitap. Herkes okumalı.
Jehan Barbur’un gorusmeye giderkenki girizgahiyla basliyor ve anlaticiyla devam ediyor soz; babalarini, onunla olan iliskilerini, ailelerini, cocuk olduklari donemi anlatiyor tanidigimiz sanatcilar, yazarlar, mimarlar, gazeteciler. Barbur un zarafetiyle ve hikayelerin sahici olusuyla cok guzel ve biraz da huzunlu bir kitap.
Bence harika bir ana fikir. Hatta hikayesini paylaşanlar için cesurca bile denebilir. Harcanan zaman ve emeğe değer bir iş olmuş. Keyifle okunuyor, hiç bunaltmadan bitiyor. Bir bu kadar kişinin daha hikayesi olsa okunurmuş.